Cumhurbaşkanı doğru olanı yaptı... Görüşmedi...

Yayın Tarihi: 29/09/26 07:40
okuma süresi: 7 dak.

New York zirvesinin hemen ardından BM Genel Sekreteri Guterres’in kişisel temsilcisi Holguin’in açıklaması gündeme düştü. Holguin net konuştu “Fırsat penceresi kapanıyor”. Oldukça uzun bir açıklamaydı bu hepsini okudum yazımı kaleme almazdan önce. Oldukça detaylı bir açıklamaydı. Holguin’in açıklamalarından anlıyorsunuz ki Kıbrıs sorununda taraflar bir ilerleme kaydedemiyor. Tabii bunun baş sorumlusu Rum Lider Hristodulidis, onu da söylemek lazım.

Sonra Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın açıklamalarını okudum. 11 ayda bazı ilerlemeler yaşandı algısına kapılıyorsunuz ancak geldiğimiz noktada Cumhurbaşkanının çabasının Rum lider yüzünden karşılıksız kaldığını ve elde avuçta somut bir şey olmadığını anlıyorsunuz.

Bazı çevreler Cumhurbaşkanı Erhürman’ın üçlü görüşmeyi reddetmesini eleştirdi. Bence eleştirecek bir yanı yok. Bu Cumhurbaşkanının tavrı; “görüşme olsun diye görüşmüyor” haklı da. Erhürman, Holguin aracılığıysa Hristodulidis’e yeni bir şey var mı diye sordu Hayır cevabını alınca o zaman üçlü görüşmeye de gerek yok cevabını verdi.

Cumhurbaşkanını da anlamak lazım; Rum yönetimi yüzünden bir ilerleme sağlanamıyor. Bu noktada hem Ankara’nın kırmızı çizgisi var hem Cumhurbaşkanının tavrı var. Bu şartlar altında görüşmeler olmasın demiyorum ama bir ilerleme sağlanamamağı son derece açıktır.

Bunu en biçimde Holguin ortaya koydu. Ekim ayında Kıbrıs’a gelecek bakalım bazı gelişmeler yaşanacak mı? Burada Genel sekreterin ortaya koyduğu Güven Yaratıcı Önlemler maddeleri var. Cumhurbaşkanı GYÖ’ler konusunda ilerleme yaşanmasını istiyor ama bu şimdilik mümkün görünmüyor.

Son bir yıldır Amerika’yı, İsrail’i, Fransa’yı ve Avrupa Birliğini arkasına alan Rum liderin tabii ki uzlaşıcı bir tavır sergilemesini beklemek saçma olur.

Düşünsenize Cumhurbaşkanının dün düzenlediği başın toplantısını dinledim aklımda kalan en önemli anekdotlardan biri de Rum liderliğinin Türk heyetiyle hiçbir şekilde görüşülmemesi için yabancı ülke temsilcilerine gönderdiği mektuplar ortaya çıktı ve Erhürman bu mektuplar elimiz de diye de ekledi açıklamasına. Eee hadi gel Nikos’la üçlü görüşme yap. Sen benim tabağıma pislik süreceksin sonra gel yemek yiyelim diyeceksin. Haliyle Cumhurbaşkanı yeni de bir şey olmadığından ötürü bu görüşmeye katılmadı.

Öte yandan tek kurtuluşu çözüm müdür bu ülkenin diye kendi kendime soruyorum, çoğu zaman da başka çıkış kapısı göremiyorum aslında ama diğer yandan can alıcı soru aklımda uyanıyor; Rumlarla çözüm ama nasıl?

Adamlar barbar bir kere, bizi sevmiyorlar kimse kusura bakmasın bu böyle. Önceki akşam uzun bir puro sohbetindeydim yine. Kabineden bakanlar, eski bakanlar vardı. Tatlı bir ortamdı vesselam. Her biri de kapılar yeni açıldığında oluşturdukları dostlukları ve bu dostlukların nasıl bittiğini anlattı.

Özeti şuydu gecenin: "Rumlarla kurduğunuz iyi dostluklar 'ben de varım bu adada' dediğiniz anda bitiyor."

Rumların kendi meclislerinden ELAM terör örgütünün baskısıyla geçirdiği ve okullarda kutlama kararı aldığı Enosis'in gerçekleşmesi için vakti zamanında yaptığı plebisitin yıl dönümü artık her yıl anılacak. Tabii bu karar özellikle Türk tarafında ciddi tepkiye neden olmuştu hatırlıyorum. Rumlarla çözüm arayışında olmak adeta iyileşmesi için yaraya ilaç sürülmesi yerine tuz basmaya benziyor. Yani hem zararına hem de boşuna uğraş anlamına geliyor bu.

Yahudi kökenli bir dostum bir zamanlar bana gülerek "Benim çok postum var dostum, bazen kuzu postunu giyerim bazense kurt postunu" demişti.

Sözde çözümcü geçinen Rum lider Hristodulidis çözüm masasında kuzu postuyla otururken ve dahası Cumhurbaşkanı Erhürman ile yürüttüğü çözüm müzakerelerinde çözümü yürekten istermiş gibi görünürken masadan kalktığı anda kurt postunu giyip tiyatrosunu oynama devam ediyor.

Her aklı başında insan gibi bu adamlarla biz nasıl çözüm yapacağız sorusunu soruyorsunuz kendinize.

Türk askerinin hala adadan gitmesini isteyen ya da Türk askerini halen işgalci gören varsa Allah aşkına gidip bir psikiyatriste muayene olsun ve hiç gecikmeden ilaç içmeye başlasın.

Adamlar alenen asker çıksın da gününüzü görürsünüz deyip kasap bıçağını biliyorlar.

Bir yandan da Rumları takdir ediyorum. Onlar bizim gibi sırf çözüm olsun da nasıl olursa olsun birçok şeyden vazgeçmeye hiç razı olmadılar. Devletine ve ideallerine bu kadar sahip çıkan bir millete ancak saygı duyulur.

Biz Türklerle Rum tarafındaki restoranlarda domuz yiyip konyağı çektiklerinde biz sanıyoruz ki bu adamlar bizim kardeşlerimiz. İnanın ki bu hava bu, bu psikoloji var birçok Kıbrıslı Türk'te.

Etimizden köpeğimizin mamasına kadar onların marketlerinden satın alıyoruz.

Bu da yetmezmiş gibi %64 toprakları %71 olsun kabul etmeye de razıyız.

Bunun pek çok sebebi var ama en önemli sebebi de Kıbrıs Türk halkının ciddi şekilde mutsuz, umutsuz ve yarınından çaresiz hale getirilmiş olması.

Herkes bu yazdıklarımdan ötürü Türkiye'yi sorumlu tutar, halen bugün bu böyledir ama kimse bizim beceriksiz ve kendi menfaatleri için ülkesine sahip çıkmayan kendi yöneticilerini sorumlu tutmaz. Tutar gibi yapar ama biri onlara çocuklarını söz devlete alacağız dedi mi sövmemiz saymamız bir anda ortadan kalkar ve beklemeye başlarız, hem de bize verilen sözlerin tutulmayacağını bilmemize rağmen.

Derken bir umutsuzluktur alır başını gider ve çözüm olsun da kurtulalım bu durumdan ama ne isterse olsun diye bir heves sarar içimizi.

Prof. Dr. Mehmet Çakıcı Kıbrıslı Türklerin bu genel halini "öğrenilmiş çaresizlik" olarak yorumlamıştı yıllar önce. İşte durumun özeti bu beyler.

**************

Günün Sözü

"Mutlu olmayı yarına bırakmak, karşıya geçmek için nehrin durmasını beklemeye benzer ve bilirsin, o nehir asla durmaz."

Grange


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Gökhan ALTINER yazıları