'Önce ben, sonra partim, sonra da vatanım' anlayışının olumsuz yansımaları

loading
26 Eylül, Cumartesi
£

9.77

8.92

$

7.66

BAM TELİ

Polat ALPER
polat@kibrispostasi.com
Polat ALPER
A- A A+

'Önce ben, sonra partim, sonra da vatanım' anlayışının olumsuz yansımaları

Uzun yıllardır hemen hemen her sinirlenildiğinde 'dibe vuralım artık ne olacaksa olsun' denildiğini şahsen defalarca duymuşumdur.

İçinde bulunduğumuz küresel salgın sürecinde olması gerektiği gibi ülke olarak dikkatimizi toplum sağlığına verdik. Bunun hemen ardından kaçınılmaz olarak ekonomik sorunları tartışmaya başladık ve aslında ne kadar çaresiz olduğumuz tespitinin yapılması uzun sürmedi.

Dün Bakanlar Kurulu ekonomik tedbirlerle ilgili toplandı fakat bir uzlaşı sağlanamadığı gibi siyaseten yaşanan gerginlikler dışarıya yansıdı. Başbakan Ersin Tatar ve Maliye Bakanı Olgun Amcaoğlu kamu ve emekli maaşlarının öncelikli olduğu yönündeki tutumu üzerine, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, Ekonomi ve Enerji Bakanı Hasan Taçoy'un özel sektöre yok muamelesi yapılmasına tepki koydukları bana gelen bilgiler arasında.

Toplantı sonucu uzlaşıya varamayan Bakanlar Kurulu bugün 11:00'de toplanmak üzere dağıldı.

Her ne kadar Başbakan Tatar kendi döneminde, kamu maaşlarında kesinti yapılması, yıl sonunda ödenecek olan 13. maaşın kaldırılması ve benzeri ekonomik tedbirlerin alınmasının siyaseten kendisine tepki oluşturacağını düşünüyorsa da bu kararların dahi, içinde bulunduğumuz duruma çare değil zaman kazanmak adına çözüm olabileceği görüşü oldukça yaygın.

Özel sektör temsilcilerinin bugün Başbakan Tatar'a sert bir nota vermeye hazırlandıkları, Tatar'ın özel sektöre yokmuş muamelesi yapmaya devam etmesi durumunda, hükümetin düşürülmesi ve yerine teknokratlardan oluşan yeni bir geçici hükümetin hayata geçirilmesi için düğmeye basıldığı da bana gelen bilgiler arasında.

'Eğri oturup doğru konuşalım' derdi eskiler.

Mevcut siyasi sistemle ne yapmaya çalışırsak çalışalım maalesef sistem tıkanmış durumda.

Elimizde tek bir çare görüyorum, bu da başkanlık sistemine geçmek için ivedi kararlar almamız.

Ayrı ayrı görüştüğüm, hemen hemen her siyasi parti başkanı aslında bu fikri destekliyor, ardından kaygılarını belirtiyorlar. Aslında kaygıları dahi ortak ve aslında çözülmeyecek hususlar değil. Sınır komşumuzun yıllardır yönetim şekli olarak benimsediği başkanlık sistemi, küçük düzenlemeler ile bize uygun olacağı da yaygın bir görüş.

Bunun için yasalar anayasa değişikliği ve referandum gereksinimi olduğunu söylüyor, bu hususunda herkes hemfikir.

Halihazırda Cumhurbaşkanlığı seçimi ötelenmişken, büyük bir ciddiyetle başkanlık sistemini gündemimizin ilk sıralarına koymamızın kaçınılmaz olduğu aşikar.

Yapısal tedbirlerle, sorunları sadece halının altına süpürüyoruz. Bunun yerine yönetim şeklini değiştirip 'güçlü hükümet' çıkaracak bir seçim kanunu çıkarmalıyız ve tüm bunlar gerçekleşmeden yeni bir seçim düşünmemeliyiz. Bu sistemde bakanların dışarıdan atanabileceği ve oy kaygısının olmayacağı fikri, siyaset üzerindeki baskıyı doğru bir noktaya getirecektir.

Aslında yapısal tedbir olarak anılan bir çok konuda rötarlıyız. Yıllardan beri bol laf ve bol vaatlerle, realitelere uymayan, utanılacak yavaşlıkta işler yapılıyor. Burada biraz da seçilmişlerin 'önce ben varım, sonra partim, sonra da vatanım' anlayışının olumsuz yansıması var.

Herkes vatan en önde diyor ama gerçek sıralama öyle değil.

Güçlü, istikrarlı bir hükümet, güçlü muhalefet bizler için hayati önem taşımaktadır.

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.