Geleni görmek lazım - III

Yayın Tarihi: 08/06/22 07:00
okuma süresi: 4 dak.
A- A A+

Bugünkü yazımda, geçen hafta yazdığım (Geleni görmek lazım - II) devamı niteliğindeki görüşlerimi paylaşmaya çalışacağım.

Pandemi ve TL’de yaşanan değer kaybından dolayı en kötü ekonomik senaryolar olan stagflasyon ve hiperenflasyon son dönemde KKTC’de tartışılmaktadır.    

Stagflasyon: Yüksek işsizlik ve yüksek enflasyonun aynı dönemde yaşanmasıdır.

Hiperenflasyon: Aylık enflasyon oranının en az %50 olmasıdır.

Ekonomik durum kötü, hepimiz zor bir süreçten geçiyoruz ve haklı olarak şikâyet ediyoruz.

Mayıs 2022’ye göre yıllık enflasyon oranı %98.12, 2021 sonunda işsizlik oranı %7.8. İşsizlik oranından daha önemli olan ise genç nüfusta işsizlik, o oranda  %21.4. Açıkçası bu veriler ile henüz stagflasyon sürecine girdiğimiz söylenemez. Ama girmeyeceğimizin maalesef garantisi yok.

KKTC, 1994 yılında Türkiye’de alınan 5 Nisan Kararlarından dolayı %215 enflasyon oranını tecrübe etmiştir. 2009 yılında ise işsizlik oranı %12.40 olarak gerçekleşmiştir.

KKTC için bu dışsal şokların yanında TL’de yaşanan değer kaybı bütün dengeleri olumsuz olarak etkilemiştir. Elimizde en güncel milli gelir verisi 2020 yılına ait ve %16.2 daraldık.  Ciddi bir daralma ama Dünya Bankası verilerine göre KKTC ile benzer özellikleri olan küçük ada ekonomileri bu süreçte aynı oranlarda veya daha fazla daraldığını gördük.

En temel makroekonomik sorunlar işsizlik ve enflasyondur. İki sorun aslında birbirine rakiptir. Ekonomik sorunların çözümünde kullanılan iki temel politika ise maliye ve para politikalarıdır. KKTC’de TL kullanılmasından dolayı piyasaya sadece maliye politikaları ile müdahale edilmektedir. Tek kollu boksör misali. Maliyenin hali de ortada. Gerçi, KKTCMB’nin temel para politikaları dışında yapabilecekleri vardır.

Buna benzer bir durum 2008 finansal krizinde de yaşanmıştır. ABD’nin bağımsız para politika belirleme şansı vardı ve kullanıldı bu sayede ABD krizden Euro Bölgesi’ne göre daha erken çıkmıştı çünkü Euro Bölgesi de para politikaları Avrupa Merkez Bankası’na bağlıydı.

Enflasyon sorunu var iken daraltıcı, işsizlik sorunu sırasında genişletici politikalar uygulanmalıdır. Peki, ikisi bir arada iken ne yapılmalı? Esas sorun bu!

Grafikte;

  • A: Düşük işsizlik ve yüksek enflasyon.
  • B: Yüksek işsizlik ve yüksek enflasyon (Stagflasyon).
  • C: Düşük işsizlik ve düşük enflasyon.
  • D: Yüksek işsizlik ve düşük enflasyonu ifade etmektedir.

Kişisel fikrim şu an “A ve B” arasında bir yerdeyiz, önemli olan “B” kısmına geçişi engellemek olmalı. Hedef de “C” bölümü olmalı.

Gerek kamu gerekse özel sektör maaşlarını artırmak sadece enflasyon yaratmaktadır ve çözüm değildir.  Gönül ister asgari ücret 10 bin -12 bin olsun ama bu artışın mevcut sistem ile alım gücünü artıracağından çok emin değilim, günün sonunda bu artış işverenler tarafından raf fiyatlarına yansıtılacak ve alım gücü yine düşecektir.  Artacak olan işsizlik de cabası.

Enflasyon ve işsizliğin yüksek olduğu dönemlerde sosyal devlet devreye girmeli. Bunun içinde ekonomi büyütülüp kamu maliyesi güçlendirilmelidir. Pandemi ile birlikte kamu maliyemiz ciddi yara almıştır. Bugüne kadar toplumun çeşitli kesimlerinden gelir artırıcı öneriler ortaya konuldu. Ama pek çoğu maalesef lafta kaldı. En azından yabancılara konut satışının dörde yükselmesi maliyeye kaynak yaratacaktır.

Düşük gelirliye nefes aldırma adına vergi gelirlerinin dolaylıdan direkt vergiye döndürmeliyiz, finans sektörü eli ile yaratılabilecek kaynaklar mevcuttur. Bir de bu KIB-TEK sorunu için bugün bir şeyler yapılsa meyvesi birkaç yıl sonra alınacaktır. Ama aynı yerde patinaj yapıyoruz.

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Levent Kutay
Levent KUTAY'dan
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Kaan KUTLAY yazıları