Post-hakikat kafalar, tilkilikler ve gerçekler…

loading
28 Eylül, Pazartesi
£

10.00

9.07

$

7.78

AKLIMA TAKILANLAR

Ulaş BARIŞ
ulasbaris1973@gmail.com
Ulaş BARIŞ
A- A A+

Post-hakikat kafalar, tilkilikler ve gerçekler…

Federasyona karşı, taksim, entegrasyon, AB çatısı, konfederasyon, Monako, Porto Riko ve benzeri çözüm formüllerini savunanların eleştirilerini anlarım. Sonuçta herkes kendi fikrini savunur.

Ancak federasyon savunduğunu iddia edenlerin, bu fikri sonuna kadar hakkı ile savunan birisini 'başarısız' diye eleştirmesini anlayamam.

Geçen gün bizim Ali Kişmir sosyal medya hesabında yazmış…Son 5 yılda neler olmuş diye…

Hazır o yazmışken, onun yazdıklarını da tırtıklayarak, ben de bir şeyler düzeyim diyordum, şimdi fırsat oldu.

Bu bağlamda, öncelikle sosyal medya ve basındaki kelli felli arkadaşların "25 Kasım Berlin toplantısında ne oldu? Hiçbir şey!" şeklinde konuşmalarını gördüğüm için, ondan başlayayım ve çok açık şekilde yazayım: Bugün eğer o toplantı ve o deklarasyon olmasaydı, 'federal' çözüm konuşmakta çok zorlanacaktık.

O günlerde bazılarının ağzına pelesenk olan 'Rumlar siyasi eşitliği kabul etmez, o zaman federal çözüm olmaz, bitti' şeklindeki söylem tarih olmuştur çünkü.

Post-Crans Montana sürecinde gerek Rum Liderin 'gurdizlemesi' gerekse de bizdeki 'federal güçlerin' kifayetsiz, etkisiz ve silik siyaseti sonucu ortaya çıkan 'Federasyon mu başka bir şey mi?' tartışmaları, işte yine aynı deklarasyon ile son bulmuştur.

BM Genel Sekreterinin son raporlarına da yansıdığı üzere, Kıbrıs'ta tek çözüm şekli iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayanan bir federasyondur. Dolayısı ile Berlin'den 'bir şey çıkmadı' demek, kusura bakmayın ama kötü niyetten başka bir şey değildir.

Bunun dışında, '5 yılda hiçbir şey olmadı' diye yine karalama üzerinden giden arkadaşlara hatırlatma olsun diye neler olduğunu özetlemeye çalışayım.

Malum, 'hafıza-i beşer nisyan ile malüldür…'

Bu süreçte, Mont-Pelerin 1-2, Cenevre ve Crans Montana olmak üzere, tam 4 kez uluslararası toplantı yapıldı. Sayısız liderler görüşmesini saymıyorum bu arada.

Bunların en ciddisi olan Crans Montana'da, tarihte hiç görülmemiş bir şekilde garantiler meselesi masaya geldi ve tartışıldı. Kıbrıs Türk tarafı, sürecin en temel aktörlerinden birisi olarak masada yerini aldı ve garantör Türkiye ile birlikte müzakere etti.

Crans Montana'da, ki bizzat orada bulunduğum için çok rahat söyleyebilirim, başta pro-aktif siyaset güden Kıbrıs Türk liderliği olmak üzere, Türkiye samimi olarak çözüm için çok uğraştı. İşi bozan, başka hesaplar içine giren ise Anastasiadis oldu. Gelinen noktada, Crans Montana'da bu işi halletmediği için en büyük pişmanlığı yine o çekmektedir. Bunu yakın çevresine söylediğini biliyorum.

Yine de olumsuz sonucuna rağmen, Crans Montana'da ortaya çıkan Guterres Belgesi, bugün Kıbrıs'ta çözümün şifrelerini içinde barındırmaktadır.

Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğinin, dönüşümlü başkanlığının açık ve net olarak orada yazılması başarı değil de nedir?

Her gün programda anlatmaktan dilimde tüy biten ve yine o belgede yer alan mülkiyet kriterindeki büyük kazanım nedir, başarı değil mi?

Tarihte ilk kez, iade edilmeyecek mallar üzerinde, ki örnek olarak Girne diyelim, ilk söz hakkının şu anki kullanıcısında olması nedir? Başarısızlık mı?

Ondan evvel, Cenevre'de karşılıklı olarak harita sunuldu, bu haritalar, kilit altına alınıp saklandı. Toprak konusunda böylesi bir adım en son Annan Planı’nda olmadı mı? Buna da başarısızlık diyorsanız, elbette, kötü niyetten başka bir şey aklıma gelmiyor.

İşte tüm bu süreçlerin en büyük sürükleyicisi, BM raporlarında da hakkı verildiği üzere Kıbrıs Türk tarafı oldu. Kıbrıs Türk tarafının bu çözüm istenci, tüm dünya tarafından kabul edildi. Basit ama sembolik bir örnek vermem gerekirse, en son New York'ta liderlerle ayrı ayrı görüşen Guterres'in, Anastasiadis'e 10 dakika, Kıbrıs Türk liderine 40 dakika ayırması bu ehemmiyetin göstergesi değil de nedir?

Hadi süreçleri toplantıları bıraktım, 'çözüm olmadan da bir şeyler yapmalıyız' denilir ya, okey, hayata geçirilen Güven Yaratıcı Önlemler ne olacak?

Yıllardır yılan hikâyesine dönen GSM işi ne zaman çözüldü?

Sağ hükümetlerden medet ummuyorduk zaten ama sol hükümetlerin bile açamadığı, bir nöbetçi kulübesi yüzünden dünyaya rezil olmaya ramak kaldığımız Derinya kapısı ne zaman açıldı?

Lefke halkının yıllardır yalvardığı, etrafı mayın dolu olan Aplıç kapısı ne zaman, hangi lider döneminde açıldı?

Bunları ne yapalım?

Sizi mutlu edecekse, çöpe atalım ha ne dersiniz?

Daha elektriğin birleştirilmesi, Kıbrıs Türk toplum liderinin 2018'de Avrupa'nın en önemli liderleri arasında gösterilmesini filan saymıyorum.

Yoksa Crans Montana'nın ertesi günü yaşanan büyük yıkım sırasındaki açıklamalarda edilen 'bizim kuşağın son denemesidir' lafı, ki bana göre talihsiz bir ifadedir, tüm bu yukarıda saydığım kritik kazanımları siler mi?

Bu mudur yani tek tutar dalınız?

O değil de, bir de "KKTC olarak devam ederiz" ve "Türkiye sığınacak son limandır" lafları vardı, bizim kallavi solcular çok kızmıştı, hayırdır, bunları neden kullanmıyorsunuz?

İlahlar yanlış anlayabilir diye mi yoksa?

Kısacası sevgili dostlar, size defalarca söylediğim ve yazdığım 'yapmayın etmeyin, federalist davranın, kitleyi bölmeyin' dediğim noktadayım.

Süreç ve yapılanlar konusunda eleştirecek hiçbir şeyiniz yoktur. 

Bu yüzden de başarısızlık üzerinden bir söyleminiz yoktur, olamaz da.

Daha kritiğini sorayım: Bu yukarıda saydığım süreçlere katkılar koyan, mesailer harcayan Kıbrıs Türk tarafının baş müzakerecisi kimdi? Özdil Nami değil miydi? Bu durumda o da mı başarısız?

Onun için, artık olan oldu, en azından seçimin 2. turunun da olabileceğini düşünerek, orada olsun federalist davranmamızı tavsiye ediyorum. Yani en azından tarafların birbirlerinin yüzüne bakabilecek, iş birliği yapabilecek hali kalabilsin diyorum…

Yoksa böyle tilkilik peşinde koşan post-hakikat kafaların söylemleri ile devam edilirse, ortaya çıkacak potansiyel kötü sonuçların vebali birilerinin boynunda asılı olacaktır, buraya not edeyim.

Öte yandan, biliyorum, bazıları bana bu yazı yüzünden ateş püskürecek, 'onun adamısın' diyecek ama ben bu yüzlere her zaman olduğu gibi federalist olduğumu haykıracağım.

Ha bir de Kıbrıs sorunu gibi hayati bir meselenin basit parti içi hesapları ya da ego faaliyetlerine kurban edilemeyecek kadar önemli olduğunu…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.