AKLIMA TAKILANLAR

Ulaş BARIŞ
ulasbaris1973@gmail.com
Ulaş BARIŞ

Ayrılık türkülerine değil, satır aralarındaki mesajlara bakalım…

Yayın Tarihi: 03/02/21 12:43
okuma süresi: 7 dak.
A- A A+

İngiltere Dışişleri Bakanı Dominic Raab yarın adaya geliyor.

Kıbrıs sorununda yaklaşan kritik günlerin öncesinde, İngiltere'nin Kıbrıs sorununa olan ilgisinin bir tezahürü olan bu ziyaret hem zamanlaması hem de her iki tarafla da temas edileceği yönünden önemlidir. Daha önceki makalelerimde İngiltere'nin, Brexit sonrası kazandığı hareket alanını da kullanarak bir nevi arabuluculuğa soyunduğunu irdelemiştim. Bu ziyareti de o bağlamda değerlendiriyorum.

Öte yandan, Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis'in de Pazartesi günü adada olacağı söyleniyor.

Bunların yanına son iki gündür adada bulunan ve dün Cumhurbaşkanı Ersin Tatar'ı coşturup, basın toplantısını şükran mitingine çevirmesini sağlayan Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu'nun ziyaretini de koyarsak, adanın üç garantörünün oynadığı diplomasi oyununu daha iyi anlayabiliriz.

Ama önce yazının başına dönelim.

Raab, dün adaya gelmeden Londra'da Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias ile görüştü.

Görüşme sonrası ikili adına ortak açıklama yapan Dendias "Yunanistan'ın Kıbrıs sorununda İngiltere ile paylaştığı pozisyonu şudur: çözüm iki bölgeli, iki toplumlu, BM parametrelerine ve AB prensiplerine uygun olmalıdır" ifadelerini kullandı.

Ancak Dendias'ın açıklamasında sarfettiği "hiçbir Yunan, İngiliz Amiral Codrington'u unutmaz" ifadeleri çok dikkat çekicidir.

Zira Yunanistan'ın bağımsızlık savaşı sırasında, 20 Ekim 1827'de, Navarin'de Osmanlı-Mısır donanmasıyla karşılaşan ve onu yenen İngiliz-Rus destekli Yunan donanmasının başında Amiral Edward Codrington vardı.

Dolayısıyla Dendias'ın aradan geçen 200 yılın ardından böylesi bir retorik kurgulaması tabii ki tesadüf değildir, mesaj açıktır.

Aslına bakarsanız, adanın 3 garantör ülkesinden 2 tanesinin 'federasyonu' çözüm modeli olarak vurgulaması beklenendir.

Bundan da ötesi, yine iki ülkenin Crans Montana sürecinde 'garantörlük kalkmalıdır' şeklindeki çıkışlarını da bu çerçeveye oturtmak gerekmektedir.

Yarın adada olacak olan Raab'ın, Rum Lider Nikos Anastasiadis ile görüşmesinin ardından aynı vurgunun, yani federal çözümün altının çizileceği de muhakkaktır.

Fakat, Raab'ın kuzeyde karşılaşacağı söylemin bu olmayacağını yine hepimiz az çok tahmin edebiliyoruz.

Sevgili dostum Rasıh Reşat'ın işin içine biraz da mizah katarak, Tatar'ın, Raab'a askerlik arkadaşı muamelesi yaparak "Hi Dom" şeklinde selam verme ihtimalini bir kenara bırakırsak, reel politiğin bu mahalle romantizminden çok uzak olduğunu bilecek kadar kendimizdeyiz. Dolayısıyla "Dom", Ersin Bey'in o potansiyel selamına "C'mon Ers" diye cevap verse de, İngiltere federal çözüm tarafında durmaya devam edecektir.

Bu noktada, dün kabul ettiği Çavuşoğlu ile görüşme sonrası basının karşısına çıkan Ersin Tatar'ın yaptığı coşkulu konuşma silihtarın mavi semalarından göğe karışırken, esas altı çizilmesi gereken 'federasyon' ifadelerinin Türkiye Dışişleri Bakanı tarafından vurgulandığını söylemek lazımdır.

Öyle ki Türkiye'nin bu konudaki en yetkili ağızlarından birisinin bir kez daha "federasyon görüşmeyeceğiz" hususunu ifade etmesinin ardından da "siyasi eşitlik olmazsa, egemen eşitlik konuşmalıyız" demesi dikkat çekicidir.

Tam da burada CTP Milletvekili Asım Akansoy'un yapılan açıklamalarla ilgili Facebook hesabından yazdıklarını nokta atışı tespitler olarak alıntılayabiliriz.

Akansoy, Ersin Bey'in "TC-KKTC arasında tam bir uyum vardır" şeklindeki ifadelerinin 'anlaşılır' olmadığına dikkat çekmiş.

Yine Akansoy'un "Sayın Çavuşoğlu'nun siyasi eşitlik olmayacaksa egemen eşitlik temelinde bir çözüm ifadesiyle, Tatar'ın bugüne kadarki açıklamaları arasında dağ gibi fark vardır. TC Dışişleri Bakanı, aslında BM parametrelerini kabul ettiklerini ifade ediyor. Eğer olmazsa 'çözüm için' başka bir model olabilir"  şeklindeki tespiti gayet yerindedir.

Yani işler, Ersin Tatar ve Tahsin Ertuğruloğlu tarafından iddia edildiği gibi değildir, masada iki devletli çözüm diye bir şey yoktur.

Ortada olan şey Genel Sekreter Antonio Guterres'in raporlarında vurguladığı ve BM Güvenlik Konseyinin de oy birliğiyle destek atışı yaptığı federasyon formülü ve onun türevleridir. AB'nin en üst düzeyden yaptığı açıklama aynı konuya parmak basmaktadır.

Buna ek olarak, dün Türkiye-ABD arasında gerçekleşen üst düzey toplantı sonrası, ABD'nin yaptığı vurguyu da not etmeliyiz.

O vurguda "Birleşik Devletler, Kıbrıs'ta yeni bir inisiyatifin başlaması için Guterres'i desteklemektedir" denmektedir.

Bunu göreve yeni atanan ABD Dışişleri Bakanı Blinken'in sık sık vurguladığı 'federal çözüme desteğiz' şeklindeki ifadelerle okuyunca, masada olan şeyin ne olduğu daha bir belirgindir. ABD, 'federasyon' demektedir.

Uzun lafın kısasını yazacak olursak, dün TC Dışişleri Bakanının "5+1'de ortak zemin var mı, ona bakacağız" şeklindeki sözleri aslında yukarıda bahsettiğim diplomasi oyununun bir parçasıdır.

Yapılan şey aslına bakarsanız masada olan şeyin üzerinde, yani federal çözüm temelinde bir nevi 'gevşek' ya da 'merkezi zayıf' federasyonda uzlaşmaktır.

Yoksa iki taraf arasında taksim ve federasyon kadar söylem farklılığı varken, ortak bir zemin bulunması imkansızdır. Haliyle böylesi bir toplantının yapılması da son derece gereksiz olur.

O zaman toplantı neden yapılacak? Pandeminin en şiddetli günlerinde boşuna mı o kadar yol gidilecek, o kadar saat toplantılar yapılacak? Tabii ki hayır...

Ben tam da bu bilgiler ışığında, Ersin ve Tahsin Beyler tarafından yüksek perdeden dillendirilen 'ayrılık' türkülerine değil, Çavuşoğlu tarafından satır aralarında terennüm edilen 'pazarlığa' bakarım.

Mesaj oradadır çünkü…

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Ulaş BARIŞ yazıları