AKLIMA TAKILANLAR

Ulaş BARIŞ
ulasbaris1973@gmail.com
Ulaş BARIŞ

Yavru kafası...

Yayın Tarihi: 19/04/21 11:43
okuma süresi: 7 dak.
A- A A+

Uzun yıllar önce, daha cep telefonları hayatımıza girmemişken, şimdiki nesil hatırlamaz belki ama telefon açmak için dükkanlar vardı. İletişim kurmak öyle kolay değildi. Ev dışında telefon etmek isterseniz, işte bu dükkanlara giderdiniz.

Ben de bir gün Girne'ye gitmiştim, arkadaşlarımla buluşacaktım. Ancak buluşacağımız yere gidince gelmediklerini gördüm. Biraz bekledikten sonra limanın üst taraflarında bulunan ve telefon açıldığını bildiğim bir yere gittim. Telefon için sıra vardı, gidip sıraya girdim, beklemeye başladım.

O an telefonu kullanan kişi sarı saçlı, modern görünümlü, kırklarında bir kadındı. Hararetli hararetli bir şeyler konuşuydu ve konuşmasından turist olarak adada bulunduğu anlaşılıyordu. Sonra telefonu kapadı ve ahizeyi bir kez daha kaldırıp, başka bir numarayı aramaya kalktı. Tam arkasında duran genç çocuk "abla, sıra var, herkesin bir kez arama hakkı var" dedi duvardaki yazıyı gösterdi sonra da ekledi "ikinci telefonu açmak için tekrar sıraya geçmelisiniz."

Sen miydin diyen…

Kadın başladı "ne biçim insanlarsınız siz, iki dakika beklemediniz? Çatladınız mı?"

Neye uğradığını şaşıran genç çocuk bir şey diyemeden kalakalırken, sarışın abla devamla esas bombayı patlattı: "Sizi Rumların elinden biz kurtardık, bir de gelmiş bana tavır yapıyorsun!"

Belki kelimesi kelimesine ifadeler bunlar değildi ama şu kısmı hala kulaklarımda çınlamaktadır…"Sizi biz kurtardık."

İşte geçen gün, demokrat ve laik kesimlerin yayın organı olduğu düşünülen Cumhuriyet Gazetesinin manşetinde yer alan "Yavru Vatanla Laiklik Kavgası" ifadelerinin özünde yatan 'Yavru kafası' tam da budur. Yani 'bunları biz kurtardık', orayı 'yavru vatanımız yaptık' , 'biz ne dersek o olur' kafası.

Aynı gazetenin ilgili manşetinin spotunda ise "Türkiye'yi tarikatlar ülkesine çeviren AKP, KKTC'ye de karıştı" diye de yazmaktadır. Sanki de 1973'te, 1981'de, 1990'da, 2000'de, 2004'te, 2007'de, 2013'te, 2020'de karışmamış da yeni karışmış gibi atılan bu spotun çelişkisi tarihsel sürece bakıldığında ayan beyan ortadadır. 

Mesela çok değil, 1 yıl kadar önce, Kıbrıslı Türklerin yapacağı Cumhurbaşkanlığı seçimlerine alenen karışan Türkiye iktidarının söylemleri yönünde,  "KKTC'de 110 bin Kıbrıslı Türk, Rum vatandaşı oldu" gibisinden haberler düzüp, KKTC'nin içişlerine karışmakta sıkıntı görmeyen gazete, bu kez müdahaleyi görmüş ve işte böyle bir manşet atmıştır.

TC Cumhurbaşkanın yaptığı açıklama sonrası Türkiye basınından muhalif köşe yazarları da onu eleştirmiştir ama ekserisinin geçen yılki seçimlerde yaptığı marifetler, sürdürdükleri 'milli davacılık' unutulmuş değildir.

Dolayısıyla, aynı manşet içerisinde, AKP'ye eleştiri yapılırken, 'yavru vatan' da denilerek kendi büyük çelişkilerini ortaya koymaktadırlar.

Bu kafaya göre 'yavru' dediğin şey, yavrudur ve hep öyle kalmalıdır.

Haliyle, bu yavru kafası, aynen 2002'lerde Annan Planı zamanında federal çözümü savunan ve o zamanlar daha yeni iktidar olan AKP'ye "Kıbrıs'ı satıyorlar" diye saldırırken, Kıbrıslı Türklerin ne istediğini veya nasıl bir gelecek arzuladığını ön plana almayan bir tutum içerisinde davranmıştır.

Şimdi bu manşeti atanın da Kıbrıslı Türklerin iradesini filan düşündüğü yoktur. Konu, kendi iktidarına muhalefet etmektir, fazlası değildir.

Yarın kendi doğrultularında bir iktidar göreve gelse ve o iktidar yukarıda hatırlattığım tarihlerdeki gibi müdahalelerde bulunsa, buna ses çıkarılmayacağı kesin ve de nettir, tarihten bilinmektedir.

Ancak bu yavru kafasının bir de yerli modeli vardır ki buna da kısaca 'yerli yavru kafası' demek lazımdır.

Bu yerli yavru kafası da, misal, geçtiğimiz yıl Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yapılan pervasız müdahaleyi alkışlayan, kitlesel linç saldırılarına kucak açan kafadır.

"Anasının kucağında devletçilik" ya da "hükümetçilik" oynamaktan başka mahareti olmayan bu kafanın, bu toprakları getirdiği nokta çok açıktır ve onlara göre iktidar için her yol mübahtır.

Öte yandan bu yerli yavru kafasının bir başka türü daha vardır.

Örnek verecek olursam, onlarda yine aynı seçimde, aynı adaya inanılmaz saldırılan yapılırken, iş ölüm tehditlerine kadar varırken susan ve bunu kendi adayı yönünde seçim avantajına çevirmeye çalışan kafalardır.

O türden kafalar da iradeye yapılan o saldırılara karşı duracaklarına, bilakis, saldırıya uğrayan tarafa "popülist" "Ankara'ya karşı durarak oy devşirmeye çalışılıyor" deyip suçlama yoluna gitmiş, "kamplaşma yaratıyorlar" diye TV ekranlarında atıp tutmuşlardır.

O gün gösterilmeyen irade, bugün, iş işten geçtikten sonra gösterilmeye çalışılıyor ama artık çok geç…

Çünkü atı alan çoktan Üsküdar'ı  geçmiştir. 

Şimdi o günlerin ürünü olan yönetim bizi hızla Cenevre'ye doğru taşımakta, çözüm umutlarımızı berhava edip, çöpe atmaya hazırlanmaktadır. Atmayı başarırlar mı bilemem ama belirtiler onu göstermektedir.

Tüm bunları yazdıktan sonra eserinizle gurur duyun demek de istiyorum ama duyulacak bir gururun dahi kalmadığını biliyorum.

Bu topraklarda kurulan yapının içinde hükümetçilik oynamanın cezası bunlardır. Parayı veren düdüğü çalar siteminin içinde bulunmanın, bu sistemin koltuklarında oturmanın cezası bunlardır.

Tam da bu yüzden buraların 'Norveç' olmadığını, bir 'alt yönetim' olduğunu sıkça söylemiş, karşılığında da "öğretilmiş çaresizlikle" çokça suçlanmıştım.

Alın size "yaşanılmış ve yaşanılmakta olan çaresizlik" o zaman.

Kendi ülkesinin Anayasa Mahkemesi için "kapatılsın" diyen kafalar, alt yönetimi olan, hatta zaman zaman öyle bile olmadığının ortaya çıktığı bir sistemin Anayasa Mahkemesinin kararıyla ilgili "değiştirin, yoksa gereğini yaparız" demiş, çok mu?

Buna mu şaşırdınız?

Sizi bilmem ama ben hiç şaşırmadım…

 

 

 

 

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.