Hangimiz öteki?

Yayın Tarihi: 11/05/21 07:00
okuma süresi: 4 dak.
A- A A+

Düşünsenize, ilk insan olarak kabul ettiğimiz Adem ve Havva çırılçıplaktılar. Üstelik sadece huy, davranış, düşünce giyinmemiş değil, giysisizdiler de! Tamamen çıplak ve hiç utanmıyorlardı bundan. Neden utanmıyorlardı biliyor musunuz? Çünkü, utanmak da yoktu o zaman! Çıplanmak ve giyinmek arasında bile bir utanma, bir tabu yoktu.

Oysa bunları icat ettik ve adına biz “çağ” dedik. Üşüdük giyinmemiz gerekti, acıktık yememiz gerekti, korktuk saklanmamız gerekti… Sonra bu temellerin üzerine, temel olmayan ihtiyaçlarımız olmaya başladı. Daha sonra bu temel olmayan ihtiyaçlarımız da temel ihtiyaçlarımız oldu. Birlikte yaşamaya başladık bir zaman, üstelik hala düşünmeyi icat etmeden!

Tabulara erişmediğimiz zamanlardı, bir arada yaşadık. Hiç kimse hiç bir şeyi işaret etmiyordu o zaman. Oysa sonra, giyinmişken bile işaret edilmekten çıplak kaldık toplumsalın ortasında. Hem de çırılçıplak. 

Bir şeyi işaret ettiğinizde çok dikkatli olmalı insan. Çünkü tabu var. Hem biliyor musunuz tabu, insanlık kadar eski. Onu Tanrı yarattı. 

İlk tabuyu Tanrı’nın bizzat kendisinin yarattığını Hıristiyanların kutsal kitabı anlatır “birinci ağızdan”. Önce Adem yaratır Tanrı ve onu Aden bahçesine koyar. O’na der ki, “bahçenin her ağacından istediğin gibi ye, fakat iyilik ve kötülüğü bilme ağacından yeme. Çünkü ondan yediğin gün öleceksin” 

İşte tabu o gün yaratıldı. Adem’le aynı gün.

Bu nedenle bugünkü tabuları anlamak mümkün. O ilkellikte bir günde dahi vardı tabu. Bunca devinimden sonra şimdilerde nasıl olmasın. 

Adem günü geldi öldü. O gün yaratılan her şey şekil değiştirdi. Çoğu sadece mitoloji oldu. Hatta birçoğundan hiç haberimiz bile yok. Yok olup gittiler. 

Peki ya tabu? Hiçbir şey olmadı ona. İnsanlık tarihi kadar eski bir kavram olarak hayatımızda hep oldu. Her çağın başına belâ oldu. Hala oluyor.

Kürtler de bir tabu oldu Türk insanı için yıllarca. Çünkü birileri öyle olması için elinden geleni yaptı. Bir bakış açısıyla, Kürt sorunun 3’e ayırabiliriz.  Bu ayrım göreceksiniz ki dehşet vericidir.

Cumhuriyet’in kuruluşundan Özal’a kadar olan dilimi “yok sayma dönemi”; Özal’dan 2009’a inkâr ve baskı dönemi; 2009’da ise “biz ne yaptık, şimdi ne yapacağız?” dönemi.

Farkındaysanız her biri, elle tutulur bir şey yapılamayacağını açık açık gösteriyor.  Bu kez umudum oldu, ama işaret etme şekillerinin tehlikesini görünce bunu “AB süreci izleği” olduğunu düşündüm birden. Çünkü yumuşak bir geçiş yerine direk işaret edildi Kürt Sorunu. Bu, Kürtleri yalnızlaştıran ve ötekileştirmeyi derinleştiren bir adım. İstek –eğer gerçekse- güzel ama yöntem başarısız!

Şimdilerde ise süreç “ölü taklidi yapma” süreci.Kışları böyle oluyor malum nedenlerle. Ama bahar ve yaz geldi mi, ölümler, öldürmeler, şehitler. Uzlaşının da tek tarafı Türkiye değil elbette. Ama diğer taraf, öteki oldukça “karşı” bir taraf durumunda. Zor bir mesele bu.

*

Doğanın kendi akışına iyimserlik ve hoşgörü ile bırakılmayan her akış, ritmini bozar. Kürtleri işaret ederseniz, onları bir cephenin ‘öteki’ yanına o anda itersiniz. Kendinizi işaret ettiğinizden dışarıda bir yerde tutmaya o anda başlarsınız. 

Oysa doğal akışı iyileştirmek ve küçük harflerle yapmak lazım bu tür “hoşgörü yaratma operasyonlarını”. Ama öyle mi oldu ya! İktidar, muhalefet, medya, çıkar öbekleri, silah satıcıları, insan kaçakçıları, uyuşturucu tacirleri, Avrupa’nın göbeğinde konuşlanmış haraç çeteleri kısacası sorunun zincirindeki her bir halka hareketlendi. 

Bu kolye boyunda durmaz artık!

Dilerim kopup döküldüğünde, en azında parçaları toparlanabilecek kadar zarar görmez, dağılıp gitmez!

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Ferhat ATİK yazıları