KKTC yargısındaki iş yükü nasıl hafifletilir?

Yayın Tarihi: 10/08/22 07:00
okuma süresi: 8 dak.
A- A A+

Değerli okurlar takip ettiğiniz üzere her hafta ülkemizi ilgilendiren farklı bir kritik konuyu köşemize taşıyıp enine boyuna değerlendiriyoruz. Bugünkü yazımda her şeyden önce bir hukukçu olarak KKTC yargısındaki sorunlara dikkatinizi çekmek istiyorum.

Dünyadaki birçok yargı sistemini araştırmış birisi olarak şunu en başta ifade etmek isterim ki ülkemizdeki yargı sistemi temeli itibariyle gelişmiş ülkelere örnek olacak bir yapıya sahiptir. Ancak yasal çerçeve ve alt yapıdaki bazı eksikler nedeniyle bugün ülkemiz yargısı maalesef hak ettiği konumdan çok uzak bir noktadadır. Öyle ki kapasitesi ve fiziki şartları yetersiz durumdadır. Ayrıca mahkeme süreçleri yargıçların iş yükünün ağırlığı sebebiyle oldukça uzundur. Çünkü askıda bulunan dosyaların sayısı binleri bulmakta ve her yıl eklenen dosya sayısı bu rakamı daha da yukarıya tırmandırmaktadır. Bu da mahkemelerde bekleme sürecinde olan dava dosyalarının önümüzdeki yıllarda neticelendirilemeyecek kadar fazla olduğu, yargı süreçlerinin daha da uzayacağı ve bu nedenle KKTC’de görev yapan toplam (sadece) otuz bir yargıcın iş yükünün daha da artacağı anlamına gelmektedir. Buradan yola çıkarak, yargımızın bir çıkmazın içinde olduğunu ifade etmek herhalde oldukça gerçekçi olacaktır. Fakat geciken adalet, adalet olmadığı için bu kör döngü elbette sonsuza kadar devam edemeyecektir veya etmemelidir. O nedenle bu sorunlara acil bir çözüm bulunması şarttır.

Çözüm aslında kolayca mümkündür, bunun için gerekli olan sadece güçlü bir iradedir. Bu iradenin ilk ayağı mahkemelerin fiziki altyapı sorunlarının giderilmesi olmalıdır. Bu bağlamda mahkemelerimizin kapasitesi artırılmalı, gerekli araç gereçler temin edilmeli ve ülkemize yakışmayan mahkeme salonları modernize edilmelidir. KKTC’de adalet bakanlığının olmaması sebebiyle bu tür işlerle ilgilenmek üzere İçişleri Bakanlığı'nda bir daire oluşturulmalıdır.

İradenin ikinci ayağı olarak seneler önceki hezeyandan dersler çıkarılıp tekrar referanduma gidilmeli ve bir an önce yargıçların sayısı yükseltilmelidir. Mevcut sorunlar ancak bu şekilde kökten çözülebilir. Zira KKTC’nin resmi nüfusu her ne kadar 350 bin civarında gösterilse de gayri resmi rakamlara göre nüfusun 800 binin üzerinde olduğu düşünülmektedir. Bu da bir yargıca 25 bin kişinin düştüğü anlamına gelmektedir. Yani burada büyük bir orantısızlık söz konusudur. Bu hesaba çoğu davaya birden fazla yargıcın baktığını da eklersek tablonun daha da vahim olduğunu anlarız. Bu nedenle yargıçların sayısının yükseltilmesi bir seçenek değildir, zaruridir.

İradenin üçüncü ayağı da dünyada, özellikle de Avrupa Birliği’nde başarıyla uygulanan ve uyuşmazlığın çözüm sürecini epeyce kısaltan arabuluculuk sisteminin ülkemizde bir an önce hayata geçirilmesi olmalıdır. Arabuluculuk sistemi devlet mahkemelerinin yükünü azaltacak olan alternatif bir uyuşmazlık çözüm modelidir. Bu yöntemle aralarında davaya konu olmuş veya olabilecek bir uyuşmazlık olan kişiler, meseleyi uzman bir arabulucu eşliğinde karşılıklı olarak müzakere ederek çözüme kavuşturabilmektedir. Arabuluculuk süreci tüm tarafların bu yönteme onay vermesiyle başlar, arabulucu tarafından yönetilir ve son tutanağın arabuluculuk dairesine bildirilmesiyle kapatılır. Taraflar anlaşmalara uymadığı takdirde son tutanak mahkeme yoluyla icra edilebilir.

Bu sürecin koordinasyonunu sağlayan arabulucular resmi sertifikasyon programını başarıyla tamamlamış ve arabuluculuk dairesinde kaydı olan kişilerdir. Her ne kadar zorunlu olmasa da arabulucular işin doğası gereği genellikle hukuk fakültesi mezunlarıdır. Yargıçların aksine bu kişiler hüküm vermez ve genellikle çözüm önerilerinde bulunmazlar. Bilakis sadece tarafların iletişimini kolaylaştırarak onları masada tutan yöntemler uygular ve böylece tarafların kendi çözümlerini kendilerinin bulmalarına yardımcı olurlar. Arabulucunun tarafsız ve bağımsız bir kişi olması gerekir. O nedenle taraflardan biriyle ciddi bir bağı olması halinde arabuluculuk yapmamalıdır. Arabuluculuğa başvuru özellikle alacak verecek meselelerinde, şiddetin kati olmadığı aile içi anlaşmazlıklarda, miras konularında, tazminat ve iş davalarında yapılır. Buna göre KKTC kaza mahkemelerinde askıda olan ve çoğunluğu oluşturan alacak verecek (ve tazminat) davaları bu sistemle en kısa zamanda neticelendirilebilecektir. Bu sistemi ülkemizde hayata geçirebilmek için önce yasal alt yapı hazırlanmalı, tüm tutanakları tutacak ve sistemi kontrol edecek bir arabuluculuk dairesi kurulmalı, daha sonra da arabulucuların yetiştirilmesi için sertifikasyon programları başlatılmalıdır.

Son olarak arabuluculuğun KKTC yargısının iş yükünü hafifletebilmesinin yanı sıra taraflar ve toplum için sunduğu avantajlara göz atalım.

  • Sistemin taraflar için belki de en büyük avantajı ekonomik olması ve zamandan tasarruf sağlamasıdır. Zira bu modeli uygulayan ülkelerde taraflar genellikle bir hafta içerisinde uyuşmazlıkları gidermektedir. Ayrıca taraflar alacak verecek davalarında kısa bir süre içerisinde haklarını alabilmekte ve mahkeme masraflarıyla avukatlık ücretlerinden tasarruf edebilmektedir.
  • Arabuluculukta süreç tarafların kontrolünde olduğu için mahkemede görülen davalara kıyasla uyuşmazlıklara çok daha ideal çözümler bulmak mümkündür. Zira bu süreç zarfında ne yargıcın yorumu ne de mahkemelerin iç tüzük kuralları geçerlidir. Hatta ve hatta yasaların imkân sunduğu dar bir yelpazedeki sonuç türleri bu modelle devre dışı bırakılabilmektedir. Bu da çözümün bulunmasını olumlu etkilemektedir.
  • Üstelik taraflar mahkeme süreçlerinin aksine arabuluculukla sorunların arkasındaki unsurları ve karşılıklı tezleri anlama şansını yakalayabilmekte, böylece ilişkilerini koruyabilmektedir. Bununla birlikte de tarafların arasında ve hatta toplumun tamamında uzlaşı kültürünün gelişmesi ve yaygınlaşması sağlanabilmektedir ki bunun da ülkemizin en büyük ihtiyaçlarından biri olduğuna inanıyorum.
  • Arabuluculuğun belki de bir başka önemli avantajı gizli olmasıdır. Çünkü bu süreçte ileri sürülen belgeler, ticari sırlar, görüşler ve ikrarlar saklı kalmaktadır. Bu da tarafların mahremiyetini ve itibarlarını koruyarak onları maddi manevi rahatlatmaktadır.

Yukarıda yazılanlardan yola çıkarak KKTC yargısının iş yükünün hafifletilmesinin şart olduğunu, eksiklikleri ve bunlara hangi çözümün bulunabileceğini gayet açıkça ifade ettiğimize inanıyorum. Bu yazıyı hazırlarken KKTC’de ve yurtdışında yaşayan hukukçu arkadaşlarımla defalarca görüşüp onların da fikirlerini aldığımı ve böylece vardığım sonuçların sadece şahsi kanaatim olmadığını ifade etmek isterim. O nedenle gerek siyasilerin gerekse yargıçların bu konuda yeni bir süreci başlatmalarını ümit ediyor ve birçok hukukçunun ortak görüşü olan önerileri desteklemelerini temenni ediyorum.

İki hafta sonra ülkemiz için yeni bir kritik konuyla görüşmek üzere.

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Levent Kutay
Levent KUTAY'dan
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Kaan Cenk ADASOY yazıları