EOKA ruhu: Kuşaktan kuşağa miras kalmış bir ülkü
Rum Yönetimi Başkanı Nikos Hristodulidis, EOKA’yı anma gününde, “EOKA’nın anısının kolektif hafızada canlı tutulması gerektiğini, EOKA eylemlerinin ve o dönemin fedakârlıklarının çocuklara ve yeni nesillere aktarılmasının zorunluluk ve görev olduğunu” tüm dünyaya duyurdu.
Tarih: 1 Nisan 2026.
Sevgili Abdullah Korkmazhan, Türkiye’deki sol hareketleri çalışırken önemli bir tarihsel anekdotu okurlarıyla paylaşıyor. TİP Başkanı Mehmet Ali Aybar, 10 Mayıs 1964 tarihinde Kıbrıs üzerine yaptığı analizde, Kıbrıslı Rumların milliyetçilik kültürü ile Kıbrıslı Türklerin milliyetçilik kültürü arasındaki farka dikkat çekiyordu.
Aybar, Kıbrıslı Türklerin Taksim milliyetçiliğinin aksine, Rumların ENOSIS milliyetçiliğinin çok uzun yıllara yayılmış bir ideoloji olduğunu vurguluyordu. Rumlardaki milliyetçi kültürün tabana yayılmış sosyolojik bir gerçeklik olduğunu izah ederken, Kıbrıslı Rumların “kuşaktan kuşağa miras kalmış, yolunda dövüşülüp ölünmüş bir ana vatana ilhak ülküsü” olduğunu belirtiyordu.
Evet, Rum tarafı yirmi yılı aşkın bir süredir Avrupa Birliği’nde olmalarına rağmen, kuşaktan kuşağa kendilerine miras kalmış “EOKA ruhunu” (Hristodulidis’in deyimiyle) başarılı bir şekilde yaşatmayı başarmıştır. Bu sosyolojik gerçeklik uzun yıllardır böyledir.
Elbette bu tür şeyler kuşaktan kuşağa otomatik olarak aktarılmaz. Kiliseden eğitim sistemine kadar birçok manipülatif ideolojik aygıt, EOKA ruhunu sözümona “soylu" bir şeymiş gibi yeni kuşaklara aktarmak için yoğun şekilde çalışmaktadır.
Aynı durum Kıbrıslı Türkler için geçerli değildir.
Daha önemlisi, Kuzey Kıbrıs’taki KKTC’ci ve federasyoncu kesimler arasındaki kamplaşma o denli derinleşmiştir ki, Kıbrıslı Türklerin azımsanamayacak bir kısmı kendi tarihini çarpık bir biçimde hatırlamaktadır. Bununla birlikte, EOKA’ya karşı canı pahasına direnen insanlarımızın geçmişi Kıbrıslı Türklerin kolektif hafızasında canlı tutulduğunu söylemek de zordur.
Ben elbette Kıbrıslı Türklerin de Rumlar gibi bağnaz, ortodoks bir milliyetçiliğe yönelmesi gerektiğini söylemiyorum.
Ancak Rum toplumunun sosyolojisinin ve siyasi tarihinin Kıbrıslı Türklerden radikal biçimde farklı olduğunun idrakine varmamız gerektiğini düşünüyorum.
Hristodulidis, “EOKA kurtuluş mücadelesi hepimiz için bir öğreti ve rol modeli kaynağıdır” diyor. Ne kadar üzücü bir durum! Rum tarafında bir nesil daha bu şekilde yetiştirilecek ve bu zehirli “miras” (travma aktramlarında olduğu gibi) nesilden nesile aktarılmaya devam edecektir.
KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Erhürman’ın, Hristodulidis’in EOKA’yı yüceltmesine verdiği cevap ise şu şekildedir:
“Tarihi bilmek çok önemlidir. Tarih bilincine sahip olmak ve geçmişte yaşananlardan ders çıkarmak da öyle.
Ama bunlar başka bir şey; tarihe hapsolmak ve çocukların, yeni nesillerin de oralara hapsolmasını düşünmek/önermek/öngörmek başka.
Tarihi bileceğiz ve ondan dersler çıkaracağız. Ama sürekli geriye mi bakacağız, yoksa (elbette tarihi bilerek, ondan dersler çıkararak) artık ileriye bakmayı becerebilecek miyiz?”
Elbette Sayın Erhürman’ın bu söyledikleri, federal çözüm paradigması içinde anlamlandırılabilecek ifadelerdir. Aslında Yunanistan, Türkiye ve Kıbrıs üçgeninde en az milliyetçiliğe bulaşmış sol akımın Kıbrıs Türk solu olduğu söylenebilir. Kıbrıs sorununda tarihsel olarak en milliyetçi sol ise Yunanistan soludur denilebilir.
Yeniden Sayın Erhürman’ın söylediklerine dönecek olursak; kendisi federasyoncu kesimin bilindik bir yaklaşımını yeniden dile getirmektedir. Kıbrıs’ın geçmişinde yaşanan etnik çatışmaların kötü miraslarını aşarak yeni bir federal çatı altında yaşamayı başarabilen federal bir Kıbrıs hayali, federasyoncu kesim açısından “ileriye bakmak” ve “geçmişten ders çıkarmak” olarak anlamlandırılmaktadır. Maneviyatını federal kültür üzerinden alan bu kesim için tarihin akışı ve ulaşılması gereken ideal nokta bu çerçevede anlam kazanmakta ve bir siyasi proje olarak varlık bulmaktadır.
Ancak Rum tarafındaki Yunan milliyetçileri için “geçmişten ders çıkarmak”, Hristodulidis’in ifade ettiği gibi 1821’de başlayan Yunanistan’ın bağımsızlık mücadelesini rehber almak ve Makarios ile Grivas’ın önderliğine inanmak anlamına gelmektedir. Yine bu kesim için “ileriye bakmak”, Hristodulidis’in belirttiği üzere “Kıbrıs’ı Türk işgalinden kurtarıp vatanı yeniden birleştirmek” demektir. Nitekim Hristodulidis’e göre EOKA ruhu, Girne, Mağusa, Dipkarpaz ve Erenköy “işgalden kurtarıldığında” tam anlamıyla onurlandırılmış olacaktır.
Peki, hal böyleyken Kıbrıslı Türkler kendi tarihsel maneviyatlarını ve gelecek yönelimlerini neye göre şekillendirmelidir?
Son 30 yıldır Kıbrıs Türk siyasetini sıkıştıran KKTC’ci ve federasyoncu kutuplaşmasının ötesinde, ortaklaşabileceğimiz bir zemin mümkün müdür? Ben bunun mümkün olabileceğini düşünmek istiyorum.
Annan Planı döneminde federal çözüme “evet” demiş biriyim. Ancak benim açımdan Kıbrıslı Türklerin tarihteki rehberi her zaman için Federasyon değil Kurtuluş Savaşı’ndaki Mustafa Kemal Atatürk olmuştur.
Benim de tarihten ders çıkararak ileriye baktığım referans noktası tam olarak burasıdır.
İki devletli çözüm ile federasyon tartışmaları ise benim için her zaman birincil değil, ikincil konular olmuştur.
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.