İLK KEZ YAYINLANAN VE BÜYÜK TARİHÎ VE İSTİHBARÎ ÖNEME SAHİP BİR BELGE
Türkiye, Kıbrıs üzerindeki egemenlik haklarından Lozan Antlaşması ile resmen feragat etmişti. 1950’li yıllarda Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın en yetkili ağızları, açık şekilde “Bizim Kıbrıs diye bir meselemiz yoktur” açıklamasını yapıyordu.
Gelin kaseti ileriye doğru saralım ve günümüze gelelim.
Türkiye Cumhuriyeti'nin Kıbrıs'taki uygulamaları ve bazı Türk vatandaşlarına tepkili olan sol dünya görüşüne yakın kimi Kıbrıs Türkleri, onlarca yıldan beridir koro halinde Osmanlı'nın bizi İngiliz'e sattığını, zaten Lozan antlaşmasıyla Türkiye'nin Kıbrıs üzerindeki haklarından İngiltere lehine feragat ettiğini ve Türkiye'nin Kıbrıs üzerinde hiçbir yasal hakkı olmadığını dile getirmektedirler. Bu bakış açısına sahip insanlara göre Türkiye'nin Kıbrıs'la ve Kıbrıs Türkleriyle yeniden ilgilenmeye başlamasının sebebi, İngiltere'nin ENOSİS talebiyle silahlı tedhiş örgütü EOKA'yı kurup Kıbrıs'taki İngiliz askerleriyle silahlı mücadele hareketi başlatan Rumlara karşı Türkiye'yi kendi saflarına çekmek ve Rumlara karşı Türk desteğini almak suretiyle silahlı ENOSİS mücadelesini zayıflatmak hatta mümkünse EOKA örgütünü tamamen yok etmek amacına yönelikti
Ancak Türk derin devletinin gerçekleri hakikaten de böyle miydi? İngilizler tarafından ağzına bir parmak bal çalınmak suretiyle Kıbrıs sorununa balıklama dalıp Kıbrıs Türkleri lehine müdahil olacak kadar hesapsız kitapsız ve sığ bir Türk devlet aklı mı söz konusuydu??
Devlet arşivlerinden elde ettiğim ve döneme ait son derece önemli istihbarat bilgileri içeren gizli bir belge, durumun sanıldığı kadar basit olmadığına işaret etmektedir. Bu belge, savaş yorgunu ve ekonomik olarak zayıf bir imparatorluk bakiyesinden doğan genç Türkiye Cumhuriyeti’nin, o dönem Kıbrıs’ı fiilen elinde tutabilecek güçte olmamasına rağmen aslında adayla ilişkisini kesmediğini, bilâkis adaya dair gerçek niyetini zamanı gelene yani yeterince güçlenene kadar kamuoyundan bilinçli bir şekilde gizlediği ihtimalini güçlendirmektedir.
Açıkça ifade etmek gerekirse, bu belge; resmi söylemin ardındaki stratejik suskunluğu ve kamufle edilmiş devlet politikasını anlamamıza imkân tanımaktadır.
Ve yine bu belge, tarihî gerçekleri belgeler ve delillere dayalı rasyonel ve bilimsel metotlu okumalar yoluyla analiz etmektense kişilerin ideolojik saplantılarının ortaya çıkardığı önyargılar ve mütemadiyen kendini tekrarlayan öğretilmiş ezberlerle değerlendirmenin toplumu ne kadar yanlış sonuçlara sürükleyebileceğine dair güçlü bir ışık tutmaktadır.
Ek’te, söz konusu belgenin hem Osmanlı döneminde kullanılan eski Türk alfabesiyle yazılmış orijinal metnini, hem de bu metnin günümüz harflerine yapılmış transkripsiyonunu bilgilerinize sunuyorum. Günümüz Türkçesiyle bu metni çözme işini ise size bırakıyorum..!


Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.