Kalemden Kelâma Döşenen Yol
İlk yazılar biraz tuhaftır.
İnsan bir yandan kendisini anlatmak ister, öte yandan daha ilk günden kendisini anlatmaya çalışmanın gereksiz bir gösteriş olduğunun farkındadır. Hele söz konusu bir köşe yazısıysa...
Çünkü okurun karşısına çıkıp “Ben şuyum, bunları bilirim, şöyle düşünürüm” demek kolaydır. Asıl mesele, birkaç yazı sonra hâlâ okunmaya değer bir şey söyleyebilmektir.
Ben buraya tam da bunun için geldim.
Hayat boyunca insanın zihninde biriken sorular var. Bazılarının cevabı bulunuyor, bazılarının bulunmuyor. Bazıları yıllar içinde değişiyor. Bazılarıysa insanın peşini bırakmıyor.
Benim ilgimi çeken de çoğu zaman tam olarak bunlar.
Herkesin üzerinde uzlaştığı şeylerden çok, üzerinde biraz düşünülmesi gereken meseleler...
Bize doğru olduğu söylenen ama gerçekten doğru olup olmadığını hiç sormadığımız kabuller...
Gündelik hayatın içinde fark etmeden normalleştirdiğimiz tuhaflıklar...
Tarihin bize anlattığı hikâyelerle, o tarihin gerçekte yaşanmış olma ihtimali arasındaki mesafe...
İnsanların söyledikleriyle yaptıkları arasındaki çelişkiler...
Ve belki de hepsinden önemlisi: Kendi düşüncelerimizi gerçekten kendimiz mi düşünüyoruz?
Bu köşede zaman zaman güncel olaylardan, zaman zaman tarihten, siyasetten, toplumdan, kültürden, teknolojiden, sanattan, hatta din ve spiritüaliteden ya da insanın kendisinden söz edeceğim.
Fakat en başından bir noktayı özellikle açıklığa kavuşturmak isterim.
Dünya sadece Kıbrıs'tan ibaret değil.
Dolayısıyla dünyanın en önemli meselesinin de Kıbrıs sorunu olduğunu düşünmüyorum.
Kıbrıs elbette benim için önemli. Üzerinde yaşadığımız coğrafyanın, tarihimizin ve hayatımızın bir parçası. Kıbrıs'la ilgili meseleler de elbette zaman zaman bu köşenin konusu olacak.
Ama bu köşeyi yalnızca Kıbrıs sorununa veya Kıbrıs'ın iç siyasetine hapseden bir çerçeve içinde düşünmüyorum.
Üstelik bu alanlarda zaten yıllardır yazan, araştıran ve kendi uzmanlıkları içerisinde son derece nitelikli işler ortaya koyan çok sayıda gazeteci ve yazar var.
Ben aynı konuların etrafında sürekli dönmek yerine, Kıbrıs'ın dışına da bakmak istiyorum.
Çünkü bazen yaşadığımız yeri anlamanın en iyi yolu, başımızı kaldırıp biraz uzağa bakmaktır.
Dünyada savaşlar oluyor.
Ekonomik dengeler değişiyor.
Teknoloji insan hayatını daha önce hiç olmadığı kadar hızlı dönüştürüyor.
Yapay zekâ, çalışma hayatından eğitime, siyasetten kültüre kadar hemen her şeyi yeniden şekillendiriyor.
Toplumların değerleri değişiyor.
Demokrasinin, özgürlüğün, bireyin ve devletin sınırları yeniden tartışılıyor.
İklim, göç, enerji, nüfus hareketleri, yeni ekonomik modeller ve değişen uluslararası dengeler geleceğimizi doğrudan etkiliyor.
Bilim yeni kapılar açıyor; sanat ve kültür ise değişen dünyanın insan üzerindeki izlerini kayda geçiriyor.
Ve bütün bunlar olurken, bizim küçük coğrafyamızın dışındaki dünyayı yalnızca uzaktan seyretmek bana pek anlamlı gelmiyor.
Kıbrıs'ın dünyayı anlamaya ihtiyacı olduğu kadar, dünyanın da Kıbrıs'ı aşan bir perspektiften okunmaya ihtiyacı var.
Bu nedenle burada bazen Kıbrıs'tan çıkıp dünyaya bakacağız.
Bazen de dünyadan Kıbrıs'a bakacağız.
Belki de asıl ilginç olan, ikincisi olacak.
Çünkü dışarıdan baktığımızda kendi meselelerimizin bazılarını farklı bir ışık altında görmeye başlayabiliriz.
Benim için yazmak, birilerine ne düşüneceğini söylemekten çok, bir şeyi yeniden düşünmeye davet etmek demek.
Dolayısıyla burada her zaman haklı çıkmaya çalışmayacağım. Zaten insanın her konuda haklı olması mümkün değil. Bazen bir düşüncenin peşinden gidip sonunda yanıldığımı görmek de yazının değerini azaltmaz.
Tam tersine.
Fikrini hiç değiştirmeyen insanın çoğu zaman ne kadar çok şey bildiğinden değil, ne kadar az şey sorguladığından şüphe etmek gerekir.
Bu yüzden burada kesin hükümlerden ziyade sorulara da yer olacak.
Bazen rahatsız edici sorulara.
Bazen cevabı kolay olmayan sorulara.
Bazen de cevabını birlikte arayacağımız sorulara.
Çünkü iyi bir köşe yazısının görevi okura yalnızca “ne düşünmesi gerektiğini” söylemek değildir.
Bazen okurun elindeki sandığı sağlam bir düşünceyi hafifçe sallamak yeterlidir.
Belki içinden hiçbir şey çıkmaz.
Belki de yıllardır fark etmediği bir şey düşer önüne.
Benim aradığım şey biraz da bu.
Okuduğunuz yazı bittiğinde “Evet, yazar benim düşündüğüm şeyi söyledi” demeniz elbette güzel.
Ama daha değerlisi şu olabilir:
“Hiç böyle düşünmemiştim.”
İşte o zaman gerçekten bir şey olmuş demektir.
Bu köşede zaman zaman anlaşacağız, zaman zaman anlaşmayacağız.
Hatta belki bazı yazılarda bana kızacaksınız.
Bunda bir sakınca görmüyorum.
Çünkü düşünce dünyasının fazla steril hâle gelmesinden hiçbir zaman hoşlanmadım. Herkesin aynı şeyi söylediği, aynı kelimeleri kullandığı ve kimsenin kimseyi rahatsız etmediği bir ortamda fikir alışverişinden çok, zihinsel bir konfor alanı oluşur.
Ben konfor alanından biraz şüpheliyim.
O yüzden buradaki yazılar bazen bir olayın üzerine, bazen bir insanın üzerine, bazen bir fikrin üzerine, bazen de doğrudan kendimizin üzerine gidecek.
Ama bir şeyi özellikle önemsiyorum:
Eleştiri ile küçümsemeyi, cesaret ile kabadayılığı, özgür düşünce ile sorumsuzluğu birbirine karıştırmamak.
Sözün sert olması gerekebilir.
Ama boş yere kırıcı olması gerekmez.
Bir düşünceye itiraz etmek mümkündür; o düşünceyi taşıyan insanı aşağılamadan da.
Bence gerçek özgürlük biraz da burada başlıyor.
Ben bu köşeyi bir kürsü olarak değil, bir masa olarak görmek istiyorum.
Karşılıklı oturduğumuz, konuştuğumuz, bazen tartıştığımız, bazen sustuğumuz bir masa...
Ben düşüncelerimi ortaya koyacağım.
Siz kendi düşüncelerinizi getireceksiniz.
Ve belki bazı konularda, yazının sonunda başladığımız yerden biraz daha farklı bir yerde olacağız.
Benim için iyi bir başlangıç bu olur.
Çünkü insanın zihni, ancak kendisine dokunulduğunda gerçekten hareket eder.
Öyleyse başlayalım.
Bundan sonra burada sadece olup bitenleri anlatmaya değil, neden olup bittiklerini, bize nasıl anlatıldıklarını ve bizim bunlara neden inandığımızı da konuşmaya çalışacağım.
Bazen dünyaya bakacağız.
Bazen insanlara.
Bazen geçmişe.
Bazen geleceğe.
Bazen bir arşiv belgesinin sararmış sayfalarına, bazen bir sanat eserinin önünde durup bize ne söylediğine, bazen de bilimin yarın açabileceği kapılara bakacağız.
Ama eninde sonunda dönüp dolaşıp yine kendimize bakacağız.
Çünkü bütün büyük meselelerin bir yerinde insan var.
Ve insanın en zor sorusu da hâlâ aynı:
“Ben gerçekten ne düşünüyorum?”
İşte bu köşe, biraz da bu sorunun peşinden gidecek.
Ve kalemden kelâma dökülen bir yol döşeyecek.
Hoş geldiniz.
Şimdi sözü açabiliriz.
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.