Hıyanet-i vataniye ya da gönül!

loading
1 Haziran, Pazartesi
£

8.45

7.58

$

6.82

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Hıyanet-i vataniye ya da gönül!

Arabesk denilen müzik türünü dinlemeyi, hiç sevmem! Arada bir denk geldiğimde, Müslüm Gürses'e ilgi ile bakar; Orhan Gencebay'ın derin müzik bilgisine karşın, üretiminin neden o boyutun üstüne varmadığını düşünürüm, bazan!

Ama bu Fazıl Say denilen mahlûkun, artık akıl boyutunun üstüne çıktığını söylemek lâzım! Kerameti kendiliğinden menkul bu çocuk, dünya sanatçısı falan olduğunu iddia ediyor ama biz çok "dünya sanatçıları" gördüğümüz için, sadece iyi piyano çalmanın buna yetmeyeceğini bilecek kadar, yaşadık Allaha şükür… Kendi kendine biçtiği bir rütbedir o! Bu "sanatçı" önceden benim de sevmediğimi yukarıda söylediğim müzik türünü icra edenlere, "yalaka" dediydi… Galiba bu sebeple mahkemeliktir şimdi! Geçen gün de çıkmış demiş ki: "Arabesk dinleyenler, vatan hainidirler"!

Müzik zevkinin, dinsel kökenlerinin farkında mısınız? Ayrıntılar bir yana ama bugün Klâsik Batı Müziği dediğimiz şey, ya kiliseden çıkmadır (Bach); ya da saraydan (Mozart)… Çok sesli müziğin en altında, kilise koroları yatır…

Bizim müziğimize bakanlar da ya sarayı görürler altında (3. Selim ve benzerleri); ya da tekkeyi (Bütün Alevi- Bektaşi geleneği, Dede Efendi v.b.)…

Rock'un altında yatan Blues, Amerika'daki pamuk tarlalarında ağıt yakan Afrikalılar'ın, anavatanlarından getirdikleri ezgilere yaslanır! Fazıl Say denilen antitenin "hyanet-i vataniye" kalemine soktuğu Arabesk de Avrupa'dan iki yüz yıl sonra çözülen Anadolu köylülüğünün, geldiği kente yabancılaşmasının ama artık köylü de kalamamasının ağıdıdır! Kenar mahallelerde doğanların, kentten alınan saray müziği ögeleri ve köyden taşıdığı kendi ağıtının, harman edilmesidir, arabesk! Orhan Gencebay'ın hem ülkenin en önemli bağlama virtüözlerinden biri ve hem de makam bilgisinin, değme klâsikçinin çok üstünde olmasının anlamı, budur…

Ancak, hangi türünü ele alırsanız alın müzik, ta totem çağındaki tapınmaya kadar gider… Toplumları eşitsiz gelişme yasası diye bir şey olduğundan, her toplumun ancak genel uygarlık içinde çıkılabilmiş düzeyi temsil eden bir müzik zevki geliştirmesinin sebebi, budur! Nitekim, "Halk dediğin üç beş serseridir" diye sapıtan Fazıl denilen çocuğun, müziğin doruğu sandığı kendi icra türü de zirvesini yaşadığı 18-19.yy'larda saray ile kilisenin dışında, öyle popüler bir müzik zevkini temsil ediyor değildi! "Üç beş serseri", her yerde ve her dönemde, kendi alt kültürünün müzik zevkini yaşamaya devam etmekteydi ve her zaman çoğunluk onlardı!

Klâsik müziğin, teoriyi belirleyen ana unsur olduğunun altını çizelim! Ama Say'ın, örneğin Etnik Kelt müziği yapan Jethro Tull'a böyle sövdüğünü hiç duymadım! Amerikan "arabeski" blues' un büyük ustası B.B.King'e bir şey dediğini de duymadım! Ya da Endülüs ile Katolik'liği harman eden (arabesk ise işte tam da aynısı) Flamenko'cular hakkında kötü bir lâfını da hiç işitmedim… Kendi toplumuna göre, hepsi de aynıdırlar!

Orhan Gencebay'ın Türk Müziğinin teorisi hakkındaki bilgisi, belki de Fazıl'ınkinin çok üstündedir… Öyle serserilik falan değil yaptığı! Ben de beğenmiyorum ama bu bir tarihsel /sosyal olgudur… Onu anlamak lâzım!

Yabancılaşma ile ilgili çok daha köklü bir sorunu konuşuyoruz, galiba…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.