syENTEL DANTEL GEYİK

loading
6 Haziran, Cumartesi
£

8.57

7.64

$

6.77

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

syENTEL DANTEL GEYİK

Birkaç yıl önce, BRT'de Yaşar Ersoy'un yönettiği bir programda, Ümit İnatçı, Mehmet Yağlı, Neriman Cahit, Filiz Naldöven'le birlikte, resmen "entel geyiği" yapıyorduk! Reklam arasında Yaşar'a "seni gene atacak bunlar" dedim... "Bizi de program sonunda stüdyoyu basan halk dövecek herhalde!" Aradan sonra, programa telefon bağlanmaya başladı. Mesarya'nın bir köyünden arayan bir genç, "Ben de entellektüel olmak istiyorum, nasıl olunur?" dedi... Birbirimizin yüzüne baktık! Yaşar durumu idare edip, meseleyi kapattı! Programdan sonra çorbalarımızı içerken, o çocuğun sorusunu, tartıştık! Biz entellektüel miydik? Ve entellektüel olmak, kişinin kendi mutluluğu açısından, özenilecek birşey miydi?

Hakkı Yücel'in Edward Sait üzerine yazdıklarını okurken, Niyazi Berkes'in, Rus entelijensiyası üzerine yazdıklarını hatırladım: Berkes, entellektüel'in bir nevi "içsürgün" yaşadığını tespit eder, dünya çapında bir entellektüel ve sürgünün gerçekliğinden payını almış bir Kıbrıslı Türk olarak!

Şu son seçim sürecinde, CTP-Birleşik Güçler'in bana yaptığı kontenjan adaylığı önerisi için görüşüne başvurduğum, dünya çapındaki değerinden hiç kuşku duymadığım bir başka Kıbrıslı Türk entellektüel, Niyazi Kızılyürek, "Hiç uğraşma, zamanını da böyle şeylere harcama! Burası, Çekoslavakya değil, Vaclav Havel'den cumhurbaşkanı çıkamaz burada! Seçilirsen de mutsuz ederler seni!" dedi!

İntelijensiya, (bizde buna aydın deniliyor ama ben buna karşıyım. İki nedenden: Öncelikle bu kelime, omuzunda bir çanta ile dolaşıp, Cumhuriyet gazetesi okuyanları tanımlar ki o gazeteyi okumak, başlı başına bu tanımın dışında olduğunuzu gösterir ve sonra o kelime ile bu kavram denk düşmüyor, Osmanlıcadaki Münevver daha çok yakışıyor buna...) kelimesi dünyaya, Rusya'dan Çar 1.Alexandr döneminde (1801-1825) yayıldı. Bütün dillere de bu kelime Rusya'dan girdi. İngilizce'de intelect, intellectual, Fransızca'da entellectuelle, kelimeleri vardı ama, böyle çoğul olarak, bir grubu ifade eden bir lâkırdı yoktu! Ruslar, o kelimeyi alıp, kendi kültürlerinde harman ederek, dünyaya yeni bir kavram sındular.

Entellektüel, sonuçta yalnız kendi toplumundan değil, kendi sınıfından da kopmuş kişidir, aslına bakarsanız! Bu kavramı batı düşüncesine hediye eden Rus intelijansıyası, önceleri Rus aristokrasisinin çocukları değil miydi? Ve ne kadar ilginçtir ki genel Türk aydınlarının öncüleri de Osmanlı aristokrasisinin çocukları, paşa torunlarıdırlar! Bunun en bilineni Nazım Hikmet ise, son örneği de Çetin Altan işte...Tatar Hasan Paşa'nın torunudur üstat... O komünistlerimizin bayıla bayıla okudukları eski tüfek Azra Erhat (ünlü "dinazor") da Falih Rıfkı Atay'ın, yani Atatürk'ün nerede ise "hınk" deyicisinin, yani o eleştirel düzenin başlıca sorumlularından birinin, üvey kızıdır, kusura bakmayın ama... Berkes, bu durumu "devletten" nemalanmaya devam eden, bürokrasiye katılanlar sadece okumuş olarak kalırlar ama devletten kopup, akademik hayata dalanlar arasından da entellektüeller çıkar" diye yorumlar. ( Yani, memur zihniyetinden, entellektüel olmaz!) Berkes, öğretmenler, avukatlar, hakimler ve din adamlarından da (devletin kontroılü altında olmaları ve egemen ideolojiyi yaymak, kollamak, korumak ana görevleri yüzünden) entellektüel çıkmayacağı görüşündedir ki bu konuda yalnız olmadığını, en azından Loussie Althousser'in de böyle düşündüğünü biliyorum. Meraklısı "Devletin İdeolojik Aygıtları" isimli çalışmasına bakabilir! Berkes'e göre, her okuyandan entellektüel olamayacağı gibi, her akademisyen de entellektüel değildir. Kopuş olmadan, bu nitelik kazanılamaz... Bu bakımdan eğitim düzeyinin artması ve genişlemesi ile entellektüellerin de artacağı söylenemez! Bir kez "koptuktan" sonra da, yaşadığınız yerin hiç önemi yok; sürgündesinizdir!

Önemli olan, inançlarınızı çıkarlarınızın önüne koymanız değildir tek başına Berkes'in deyimi ile "declassé" de olabilmeniz gereklidir. Berkes'e göre, entellektüel'i devrimci yapan da budur. Kendi sınıfından kopup, aslında toplumsal tabakalanma açısından aşağı değil de yukarı doğru bakması, yani kendi sınıfına karşı gelmesi! İnançları yüzünden, kendi çıkarına karşı savaşması! O zaman da yalnız başınıza kalmanız kaçınılmazdır. Tolstoy ömrünü neden bir tren istasyonunda tek başına noktaladı sanıyorsunuz? Bu bakımdan her entellektüel, yaşadığı yerle bağımlı olmayarak, bir sürgündür aslında!

Geçenlerde bir sohbet esnasında Fikret Demirağ, "İçimde bir şeytan var, dürtüp duruyor! Kendi doğrumu söylemeden, yazmadan, duramıyorum" dedi...Veya buna benzer birşey! Bence birikimden sonra gerekli olan da işte bu! Cahilin her aklına keseni uluorta savunmakla entellektüel olamaması gibi, bildiğini kendine saklayan birikim sahibinin de bu nitelemeyi hak etmesi de beklenemez... Yalnız kalmak pahasına, kendi yurdunu terketmek zorunda kalmak, ya da kendi yurdunda bile sürgün hayatı yaşamak pahasına, kendi doğrusunu ileri süren, dünyaya kendi gibi bakan, yeniyi kavrayan kişidir entellektüel...

Yine Berkes'e dönersek, genel kanının tersine, entellektüellerin önemli bir politik gücü de yoktur aslında. Öncelikle, "birey" olarak hiçbir disipline katlanamadıklarından, hiçbir örgütte barınamazlar ve sonra, söyledikleri ile halk arasında genellikle bir uçurum olduğundan, ortalamayla uyuşmaları, mümkün değildir. Belki saygınlıkları vardır, o kadar! Berkes, Rus entelijansıyasının bir sonraki yüzyıla bıraktığı en önemli değer, "mükemmel romanlar" olmuştur, der... Ve sanılabileceğin aksine, entellektüelin, gelişmiş toplumlara değil, geri kalmış olanlara has bir toplumsal grup olduğunu ileri sürer. İleri toplumlarda, entellektüel değil, filozof, bilim adamı yetişir. Daha doğrusu etkili olursa, onlar etkili olur. Zira entellektüel, " Batı Avrupa kültür ve uygarlık dışında ve gerisinde kalmış bir toplumda, kitlelerden ayrılmış bir okumuşlar kitlesi" meydana çıkmazsa, yetişemez... Bir bakıma, entellektüel'i, geri kalmış despotik devlet yapıları yetiştirir ve besler. "...Polislerinin takibi altına sokacakları aydınları, ister istemez kendi elleri ile yetiştirirler... öğrenim kurumlarının geleneklere karşıt bir kafa yönü vermelerini önleyemiyorlar..." "Anglo Saksonlar'da entellektüel, gereksiz bir egghead'dir" der Berkes!

Konuyu, 1965'te Yön dergisinde ele alan Berkes, buna karşın, Türkiye "aydınının" iki kötürümlüğü olduğunu ileri sürer: a) Tarihten kopmuştur, yapma ve uydurma bir tarih bilinci vardır, b) Mukadderatını devlete bağlamıştır. Bunların sonucunda da ülkedeki hiçbir reform onun fikirlerinin bir ürünü değil, o fikirlere çok aykırı olanlarca ve Avrupa elçliklerinden kaynaklanmıştır. Ülkenin bir türlü geride kalmışlığı kıramamasının nedeni de budur! Türk "entelijensiyası"nın büyük babası Yeni Osmanlılar, Berkes'e göre bir aydın grubu bile olamadan dağıldılar! Onların ardından gelenlerse, saray tarafından geliştirilen üç akademik çevreden çıktılar: a) Harbiye, b) Askeri Tıbbiye, c) Mülkiye! "Aydınlar artık gözlerini Tercüme Odası'nda değil, bu çevrede açıyorlardı"! der... "Halk nazarında hepsi de dehri veya zındık, hemen hepsi devlete veya ailelerine el açan memur tipi!" Ve bunun doğal sonucu da devletten kopamadığı için gerçekten entellektüelleşemeyen, ama öte yandan da halk ile kendi arasındaki kopmayı, derin bir uçuruma çeviren ve klâsik entelijensiyanın "halka doğru" tavrını tam tersine çevirip, halka tepeden bakmak, "beni anlamıyorla ağabey" edebiyatı ile seçkinleşeceğini sanırken sefilleşen, sadece malûmatfuruş bir "entel/dantel" tipinin doğuşudur.

Cumhuriyet sonrasında okumuşlar kitlesinin "meslekleşme" ve "memurlaşma" sarmalına girdiğini tespit eden Berkes, bunlardan ilkinin sonucunun, "mesleğinden zengin olmaya çalışan, ilk fırsatta kapağı "yurt dışına" atmak üzere yaşayan ekonomik meseleler hakkında görüşü sıfır olan doktorlarla, sağlık sorunları hakkında çocuklar kadar bilgisi bulunmayan avukatların ortalığı doldurması; ikincisininse, devlet kapısından sebeplenen ve ilk fırsatta politikaya dalmaya hazır, maliye müfettişler bayındırlık mühendisleri, hastane doktorları ve banka müdürlerinin mebus ve bakan olma yarışına girmeleri olduğunu saptar! Bunlar, "entel" bile değil; nerede kaldı "entellektüel"leşmek?! Bunların öğrencileri, seçkin Filistinli entellektüel Edward Said'e , İngilizce "say" kelimesinin geçmiş zaman hali "said" gibi; Lübnan'lı seçkin entellektüel ve yazar Amin Malouf'a da "Eymin Malouf" diye diye konuşuyorlar. Adamların Said eniştemle, bizim Emin Bahçıvan'ın adaşları olduğundan habersiz, Türk kaşığı ile Amerikan bilmem nesi yeyerek, entellik/dantellik ede ede, bugün oldu, hâlâ kimsenin yararına hiçbir fikir geliştiremeden, bütün reformların kendilerinin "gerici" dedikleri tarafından yapılmasından utanmıyorlar ve hâlâ kendilerini kurtuluşunu gelip Avrupalılar'ın sağlamasını bekliyorlar!

"Bunlar nasıl kızıl elma koalisyonu kuruyor?" diye sormadan önce, birazcık tarih; az da sosyoloji okumak gerekiyor! Kurarlar zira, bunlar ne entellektüel, ne aydın, ne de münevver; adamlar sadece "entel"!

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.