Bu hafta tarihten tutturduk

loading
23 Kasım, Pazartesi
£

10.51

9.34

$

7.88

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Bu hafta tarihten tutturduk

Bu hafta tarihten tutturduk. Geçen haftanın sonunda da Lefke'deki Ceviz Festivali'nin açış konuşmalarından birini yapmak şerefi bana verilmişti. Orada yaptığım konuşmanın kaleme dökülmüş bir özetini oluşturan Lefke Sevgilim'den bir yazıyı paylaşalım bu gün de… 2002 yılında kaleme alınmıştır… Ama konu devam ediyor…

PİRİ MEHMET PAŞA CAMİİ

İkinci Haçlı Seferi esnasında, o zamanki Bizans Kıbrıs Valisi, ( bu arada kendi kendini adada Kıbrıs İmparatoru ilân etmiş olduğunu da ekleyelim.) Isaac Comnenus, İngiltere Kralı Aslan Yürekli Richard'ın kız kardeşi ve nişanlısına saygısızlık eder. Richard, bunun hesabını sormak üzere adaya çıkar, Kıbrıs'ı fetheder. Sefer sonunda ülkesine dönerken de burayı Hospitalier- Templar Şövalyeleri'ne satar. Bir katolik tarikatı mensubu olan şövalyeler, adanın yerli halkının mezhebini değiştirmeye kalkınca, isyan çıkar. Bu esnada, Selâhaddin-i Eyyubi de Kudüs'ü ele geçirir ve Fransız kökenli Kudüs Kralı Gui de Lusignan, memleketsiz kalır. Şövalyeler, kendine bir ülke arayan Lusignan'a adayı satarlar ve Kıbrıs'ın üç yüzyıldan uzun sürecek, Lâtin dönemi başlar.

Bu dönemin özelliği, katolik mezhebine bağlı olan Lâtinler'in, ortodoks Kıbrıslılar'ı köleleştirmesi, kültürlerini ortadan kaldırmak üzere de elinden geleni yapmasıdır. Bizim resmi tarihçilerimizin sık sık söylediği gibi, bunun sonucunda, Kıbrıslılar; Osmanlı'nın adaya gelmesini sevinçle karşılamışlardır. Zira Osmanlı, padişahı müslüman da olsa, özellikle ortodoks hristiyanlığı kollayan bir sistemin sahibidir. Toprak rejimi ise feodal batı Avrupa'dan çok; eski Bizans pronoia sistemi ile uyum içindedir.

Kıbrıs'ı fetheden Osmanlı ordusu içinde bulunup, fetihten sonra Baf Sancak Beyliği'ne getirilen Ebubekir Bey, sancağı dahilindeki Lefke kasabasında gezerken, Lâtinler'in tahrip ettiği, izbe haline gelmiş eski bir Bizans kilisesi görür. Bu eski mabedi tamir ettirip, camiiye çevirten sancak beyi, buranın ilelebed yaşaması için de kendi malından önemli bir miktar araziyi camiiye vakfederek buranın dedesi, Yavuz ve Kanuni'nin ünlü sadrazamı Piri Mehmet Paşa adına bir vakıf haline getirilmesini sağlar.

Yıl, 1572'dir...

1580'de, burada adanın Lefkoşa dışındaki ilk medresesi kurulur: Piri Mehmet Paşa Medresesi... 1700'lü yıllara kadar adada üç medrese vardır: Lefkoşa 'daki Büyük ve Küçük Medrese'ler ile, Lefke'de Piri Mehmet Paşa Medresesi... 1600'lerde, medrese yanına, Piri Paşa Sıbyam Mektebi de kurulur ve bu eğitim kompleksi tamamlanmış olur. Çevredeki araziye, Gureba Mezarlığı'nın yerleşmesi ile de külliye tamamlanmış olur. Piri Paşa Sıbyan Mektebi, 1930'lara kadar, aktif yaşamını sürdürür. Rahmetli babam ve amcalarım, o mektebin öğrencileri idiler. Gureba mezarlığının da ayni tarihlere kadar çalıştığı ve 1930'lara kadar buraya "Bektaşi" adetlerine uygun olarak cenaze defnedildiği de arkeolog dostumuz Tuncer Bağışkan tarafından yayınlanmış bulunuyor.

1839'da, İstanbul'da Tanzimat Fermanı yayınlanır. Padişah Abdülmecit, mülkünün her tarafına olduğu gibi Kıbrıs'a da bir temsilci göndererek, yeni düzenlemelerin neler olacağını teb'asına anlattırmak üzere, Kıbrıs'a bir temsilci gönderir. Mir-i Miran Osman Paşa diye anılan bu zat, Lefkoşa'da hastalanır. Mir-i Miran, en alt rütbeden, sivil paşa demektir. Osman Paşa'nın hastalığı ile ilgili olarak, çeşitli söylentiler çıkar. Bizim resmi tarihçilerimiz, paşanın Lârnaka limanında kendisine çiçek sunan Rum kızları tarafından zehirlendiğini yazmayı yeğlerler. Tabii bu iddia sahipleri, esas olarak Osmanlı imparatorluğunun hristiyan teb'ası çıkarına düzenlemeler sağlayan, ödedikleri vergileri düşüren, devlet içindeki statülerini yükselten Tanzimat Fermanı'na, kilisenin taraftar olduğunu; buna asıl karşı çıkanın, ulema yani müslüman din adamları olduğunu, Rumlar'ın kendi lehlerine düzenlemeler yapmaya gelmiş bir adamı, kilise ve patrikhane de arkasındayken neden zehirlemiş olabileceklerini sorgulamayı da, hiç anımsamazlar. Paşamızın hastalığı ile ilgili bir başka söylence ise, Lefkoşa Ağaları'ndan Tahir Ağa'nın, Osman Paşa'nın karısına tutulduğu ve paşayı öldürtüp, kadını elde etmeye çalıştığına dair iddiadır. Paşa öldükten sonra, İstanbul'a dönen dul eşinin, padişahla görüştüğü, Abdülmecit'in bu görüşmeden sonra, Tahir Ağa'nın kellesini kestirtip, balmumu içinde Dersaadet'e getirttiği ve hatunu huzura çağırıp; "Bu muydu?" diye sorduğu da bilinen gerçekler. Uzun lâfın kısası, padişahın; paşayı Rumların değil de Tahir Ağa'nın öldürttüğüne inandığı; bu inancını da birinci elden bir tanığı dinleyerek oluşturduğu da meydanda...

Efendiiim... İşte bu zehirlenmiş Osmanlı paşası, havası yumuşaktır diye Lefke'ye gelir. Şimdi Lefke Gardens Hotel olan binanın tam karşısındaki, halâ ayaktaki Sami Hoca Efendi'nin konağında kırık gün misafir kalır ve ruhunu Tanrı'ya teslim eder. Piri Mehmet Paşa Camii avlusuna defnedilen paşanın mezarı, sonradan karısının İstanbul'dan gönderdiği Abdülmecit dönemi Osmanlı taş işçiliğinin bir şahaseri olan, lahitle örtülür.

1974'e kadar, Osman Paşa mezarı orada yerli yerinde durmaktaydı. Camii'nin hemen yanı başındaki ilk okulda okuduğum için, bütün çocukluğum boyunca, lahdin durumunun ne olduğunu çok iyi anımsıyorum. Belki gözden kaçan birkaç istisna olmuştur ama oraya bir yatır muamelesi yapılmadığını, çok iyi biliyorum. İlkokul son sınıfta iken rahmetli hocam Sabri Öztoprak'ın görevlendirmesi ile Sami Hoca Efendi ve kızları ile Osman Paşa hakkında bir söyleşi yaparak, bunu ödev olarak kâğıda döktüğümü, paşanın Lefke'ye geldiği garutsanın, konak ahırında duran kalıntılarını gördüğümü de anımsıyorum. Yâni benim çocukluğumun Lefke'sinde, çocuklar dahi camii'nin de mezarın da ne olduğunu, bilmekteydiler. 1974 sonrasında, Lefke'ye gelenler, bu "Art Nuva" örneği taş lahdi, bir yatır mezarı sandılar. Camii'ye tayin edilen Türkiye'den gelme imamların da göz yummasıyla, önceleri karısına göz koyan herif tarafından öldürülmüş Osman Paşa, evliya mertebesine yükseltilerek, lahit yakılan mumlarla rezil edildi. Sonra mermer badana edilerek rezaletin doruğuna çıkıldı.

En sonunda da sonradan olma evliyanın hatırına, dört yüzyıllık Piri Mehmet Paşa Camii'ne, "Osman Paşa" camii denmeye başlandı. İşin en rezil tarafı, vakfiye yerinde duruyor, İngiliz adaya geldiğinde yaptırttığı listede camiinin adı olduğu gibi duruyor ve evkaf kayıtları arşivlerde yatıyorken, Turizm Bakanlığı ve daha da fecisi Eğitim Bakanlığı'nın bazı yayınlarında, camiinin adı değiştiriliyor. Bütün bunlar oluyorken, hem bu dünyada, hem de (varsa) ötekinde de Allah adına, Ebubekir Bey'in vasiyetini korumakla yükümlü olan Evkaf İdaresi, bu olup bitenlere bigâne kalıyor. Seksen sene İngiliz Yönetimi ile "Müslüman Evkafı'nı siz yönetemezsiniz. Atalarımızın vasiyetlerini siz koruyamazsınız" diye vuruşan, Con Rifat'lar, Remzi Okan'lar, Fadıl Niyazi Korkut'lar, Necati Özkan'lar, Dr. Fazıl Küçük'ler; sanki de "evkafı alıp, akarını yağmalayın, İngiliz'in yapamadığını siz yapın" demişlercesine, camiinin adı, devletin resmi yayınlarında değiştirilirken, evkafı yönetenler, başka başka dolaplardan, vakıfların adlarını korumaya bile zaman ayıramıyorlar.

En sonunda, bir süre önce Lefke'de yapılan bir toplantıda zıpçıktının bir de kalkıp, "buraya Pir Osman Camii diyelim... Yakışır..." diyebiliyor. Ve belediye başkanı da " "Pir Osman Camisi..." diye söze başlayıp, benim reaksiyonumu bastırmaya çalışıyor...

Sana neler oldu Lefke, sevgilim?

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.