İncelemeğe devam

loading
31 Mayıs, Pazar
£

8.42

7.57

$

6.82

TOROS

Rauf R. DENKTAŞ
rdenktas@kibrispostasi.com
Rauf R. DENKTAŞ
A- A A+

İncelemeğe devam

BM Genel Sekreteri'nin, Cenevre'de iki liderden beklediği uyum konularından ilk ikisini TAK'a verdiğim yazılı açıklamada incelemiştim.

Kısacası, federasyona ancak iki eşit egemen halkın rizası ile gidilebileceğinin vurgulanması; Rum'un 1960 devleti vardır yalanının reddi; ve "tek halk, tek devlet, tek egemenlik" yaklaşımının kabul edilemeyeceğiydi.

Üçüncü konu Federe Devletlerin Dış Uluslararası anlaşma yapma yetkileri ile ilgilidir.

Bu konuda Türk tarafının yaklaşımı (özellikle 1960-63 yıllarında Rumların bize yaptıkları göz önünde tutulduğunda) yerindedir yeter ki kurucu devletler kendi alanlarında egemenliklerini korumuş olsunlar.

Hristofyas, kurucu devlet yoktur, eyaletler vardır demekten vazgeçmelidir.

Annan Planı'na, bizi kandırmak için konulmuş olan "Türkler", hak ve yetkilerini sovereignly kullanırlar" deyiminin hiçbir hukuki değeri yoktur.

Egemen değilseniz, size verilmiş olan hak ve yetkileri sovereignly, yani egemence kullanamazsınız.

Bu deyim bizi kandırmak için Annan Planı'na konulmuş bir oyundur.

Oyuna gelmeyelim.

Dördüncü konu dönüşümlü başkanlık ve çapraz oy kullanma konusudur.

Her iki tarafta da bu konular büyük reaksiyon uyandırmıştır.

Federasyona gidiş, yukarıda izah edildiği gibi iki eşit egemen Devlet tarafından oluşturulacaksa (ki başka yolu yoktur) o zaman federal konular için meydana gelecek kurulda, iki tarafın Başkanları eşit hak ve yetkilerle yer alır ve Federal Devletin üst makamı iki Başkan'ın sorumluluğuna verilir.

Sayın Talat'ın bu konuda yaptığı öneriler Rumlar tarafından da ret edildiğine göre, bu konuda yeni ve tarafların kabul edebilecekleri, iki egemen devletin ortaklığına uygun formüller düşünülmelidir.

Beşinci konu AB normlarından sapmaların geçici mi, kalıcı mı olacağıdır. Sanırım, bu konuda esas şartımızı ileri sürmeliyiz.

Rum idaresini "Kıbrıs" addederek AB üyesi yapmalarını kabul etmediğimizi vurgulamalı; AB ile eşit şartlarda müzakere talebinde bulunmalı ve Türkiye AB'ye tam üye yapılmadan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin AB'ye iltihak edemeyeceğinin altı çizilmelidir.

Normlardan sapmaların kalıcı olup olmayacağı da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin işidir, Rum tarafının buna itiraz hakkı olmamalıdır çünkü Kıbrıs'ta Türk-Rum diye iki eşit halkın ebediyete kadar var olacağı bir zeminin oluşabilmesi Türk halkının güven içinde olmasına ve haklarının tatminkâr bir şekilde garantilenmesine, Kıbrıs üzerinde Türk-Yunan dengesinin bozulmamasına bağlıdır.

Altıncı maddedeki (protokol meselesi) Türk görüşü yukarıda 5. maddedeki görüşlerle de bağdaşlaştırılarak savunulabilir.

Yedinci paragraf fır hattı ile ilgilidir.

Teknik bir konudur ve Türkiye'nin haklarını da etkileyebilir. Türkiye ile ele alınarak iki devlet esasından taviz vermeksizin, müşterek karar gerektirir.

Sekizinci madde mülkiyetle ilgilidir. Bunu global şekilde, görüşmelerde karşılıklı tazminat konularını da ele alarak kökten halletmek gerekmektedir.

Türklerin 1963'den bu yana uğradıkları zarar ve ziyanı kale almadan mülkiyet konusunu (sanki sadece Rumları ilgilendirirmiş gibi) halletmek çabası yanlıştır.

Konuyu cesaretle ele almak, gasp edilmiş vakıf mallarından vazgeçmemek şarttır.

Bu arada Yunanistan'ın Makarios'u desteklemek ve darbe yapmak suretiyle meydana gelen suç ortaklığı gündeme getirilmeli, Türklere verilecek tazminatlarda Yunanistan'ın da sorumlu olduğu unutulmamalıdır.

Dokuzuncu madde göçmenlerin geri dönüşü diye bir sorun olmamalıdır.

İki kesimlilik ve 1975 nüfus mübadelesi kavgasız ve kalıcı bir anlaşmanın temeli olarak mütalaa edilmiştir.

Son AİHM kararları mal-mülk meselesinin, global bir şekilde hallini ve kısıtlı iadeyi öngörmektedir. İçimize yüzbin göçmenin dönmesi, nüfus mübadelesi ve iki kesimlilik anlaşmalarının temelini teşkil eden, "yeni kavgalar çıkmasın" görüşüne ters düşer.

Kıbrıs Türklerine kalacak toprağın nüfusumuzu yaşatacak verimlilikte olması da 1977-79 kararlarında vardır.

1948/49 nüfus sayımına göre tarıma tabi tuttuğumuz toprak yüzde 38.5'dir. Zaten 1960 antlaşmalarında da idarede ve her yerde hakkımız %30 olduğuna göre, bu konularda fazla cömertliğe gerek yoktur.

"Yerleşikler" dedikleri konuyu hiç gündeme almamalıyız. Kendi itiraflarına göre Güney'de 200 bine yakın yabancı vardır ve nüfusları bunlarla birlikte 800 bin civarında olmaktadır.

Onuncu madde toprak ve Karpaz. Evvela Karpaz'da bir Rum kantonunun oluşmasını talep etmek hakları yoktur; bu, iki kesimliliği yok eder.

Toprak konusu da 9. maddede söylediğim esaslar dahilinde görüşülmelidir. Rumların Karpaz'ı istemelerinin bir diğer nedeni deniz altı kaynaklarının Karpaz burnunun etrafında bulunmasıdır.

Türkiye için, Karpaz'da bir Rum kantonunun oluşması stratejik açıdan kabul edilemez bulunmuştu. Şimdi bu görüş değişti mi?

Onbirinci madde "yerleşikler" ile ilgilidir.

Yukarıda buna temas ettim.

Rum tarafı Kıbrıs'taki Türk nüfusunun beşte bir oranında tutmak hevesindedir.

Böyle oyuna gelmeyeceğimizi ümit ederim.

Onikinci madde hiçbir zaman gündeme alınmaması gerekirken, gündeme alınmış olan garantilerle ilgilidir.

Neyin garantileneceği ortaya çıkıncaya kadar bu konu gündeme gelmemelidir.

Görüşülecekse, ancak garantörlerin de iştirak edecekleri bir ortamda ve ancak Türkiye tam AB üyesi olduğu bir zamana alınmalıdır.

İki liderin garantileri görüşme hak ve yetkileri yoktur.

Türkiye AB üyesi oluncaya kadar garantiler olduğu gibi devam eder.

Garantiler Lozan Dengesini Korumaktadır.

Türkiye AB üyesi olunca bu denge fikren oluşmuş olur, ancak Kıbrıs Türklerinin fiili ve etkin garantiye ihtiyaçları devam edecektir.

Bu nedenle AB üyesi Kıbrıs'ta, AB üyesi Türkiye ile AB üyesi Yunanistan'ın, (Kıbrıs'taki iki tarafın istemi üzerine) 1960 benzeri garantörlüğe devamında sakınca olmamalıdır.

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.