İÇ HABERLER
okuma süresi: 10 dak.

Gazeteci Meltem Yılmaz: "Sevgi olmadan tedavi olmaz"

Gazeteci Meltem Yılmaz: "Sevgi olmadan tedavi olmaz"

Ülkemizin büyük sorunlarından biri haline gelen ve giderek özellikle gençler arasında kullanımı artan Bonzai adlı sentetik uyuşturucu maddesi, ilk kez bir kitapta, araştırma- inceleme ve röportajlar aracılığıyla ele alındı.

Yayın Tarihi: 18/01/15 11:13
okuma süresi: 10 dak.
Gazeteci Meltem Yılmaz: "Sevgi olmadan tedavi olmaz"
A- A A+

Onur EVRENSEL - Kıbrıs Postası

'Boş Tarlalarda Ölü Bedenler: Bonzai' kitabının yazarı Gazeteci Meltem Yılmaz, giderek artan Bonzai bağımlılığını Kıbrıs Postası'na değerlendirdi.

Yılmaz bağımlılıktan kurtulmak için sevginin şart olduğunu söyleyerek, "Kitapta röportajına yer verdiğim Sevim hanım tam 12 yıl boyunca oğlu için mücadele vermiş, bıkmadan usanmadan. 'Çünkü' diyor, 'bir gün bırakacağından emindim'. Öyle de oluyor gerçekten, Sevim hanım ilkokul mezunu olmasına rağmen nice ebeveynden çok daha bilinçli hareket ederek oğlunun bugün tertemiz olmasını sağlamış bir kadın" dedi.

Bonzai, hakkında yaratılan "esrar gibi doğal" algısının, çok ucuz ve kolay erişilebilir olması gibi nedenlerden, çok hızlı bir şekilde yayıldığını ve pek çok can aldığına dikkat çeken Yılmaz, "Bu durum, elbette bir gazeteci için dikkat çekici, üstünde çalışılması gereken bir olgu, ama öte yandan bir insan olarak da, her ölüm haberinde canım acıdı. İşin kötüsü, bu ölümler ilk günden itibaren her geçen gün katlanarak arttı, artmaya da devam ediyor" dedi.

Bonzai'yi yalnızca bir kez kullanan kişilerin dahi bir yıl boyunca devam eden süreçte konsantrasyon kaybı, görme ve işitme bozuklukları, çarpıntı, ritim bozukluğu, aşırı sivilcelenme gibi etkilerle boğuştuğunun altını çizen Yılmaz, "Bonzaiyi ilk kez deneyenler arasında kalp krizine bağlı ölüm oranı azımsanmayacak kadar yüksek" diyerek tehlikenin boyutlarını gözler önüne serdi.

Ülkemizin büyük sorunlarından biri haline gelen ve giderek özellikle gençler arasında kullanımı artanBonzai adlı sentetik uyuşturucu maddesi, ilk kez bir kitapta, araştırma- inceleme ve röportajlar aracılığıyla ele alındı. Gazeteci Meltem Yılmaz'ın kaleminden çıkan, Destek Yayınları'ndan raflardaki yerini alan "Boş Tarlalarda Ölü Bedenler: Bonzai", maddenin bireysel olduğu kadar toplumsal, kültürel ve ekonomik boyutlarını da okuyucuyla buluşturdu. Yılmaz, ülkemizin kanayan yarası haline gelen Bonzai bağımlılığını Kıbrıs Postası'na değerlendirdi.

"Kıbrıs'ta yasaklandığında Türkiye'de polis raporlarına girmemişti"

Bonzai, Kıbrıs'ta ve Türkiye'de çok hızlı yayılan bir uyuşturucu madde oldu. Neden uzun süre tespit edilemedi?

Öncelikle şunu belirtmekte fayda var, halk arasında bonzai olarak bilinen madde, laboratuvarda üretilmiş bir sentetik uyuşturucudur. Bu madde, 2002'den itibaren internet üzerinden, doğal ürünler satan sitelerce satılmaya başlandı. Evlere doğal bitkisel ürünlerle bir arada, kuryeyle teslim edildi. Uzun süre tespit edilememesinin altında işte bu internet satışları yatıyor. Sonrası da ülkelerin inisiyatifine kalıyor. Örneğin madde Kıbrıs'ta 2010 yılında yasaklandığında Türkiye'de halen tespit edilmiş, polis raporlarına girmiş değildi. Türkiye bu konuda başarısız bir sınav verdi ve bunun bedelini ne yazık ki, her geçen gün artan can kayıplarıyla ödüyor. Türkiye'de son 1 yılda bonzai kaynaklı olduğu kesinleşen ölümlerin sayısı 400, bir de kesinleşmeyenler var tabii…

Kitabınız her ne kadar araştırma – inceleme ve röportajlar üzerine kurulu olsa da, sizin kaleme aldığınız bir kurgu öyküyle başlıyor, neden böyle bir başlangıç tercih ettiniz?

Kitabın girişindeki "Bir bağımlı ve 24 saat" adlı öykünün konusu, tecavüze uğrayan bir madde bağımlısının yaşadıkları. Tecavüz meselesini bir bağımlının ağzından röportaj yoluyla anlatıp ona özel bir durummuş gibi kişiselleştirmek istemediğim için bu öyküyü yazdım. Çünkü uyuşturucu bağımlılarının, kadın erkek fark etmez, çok büyük bir çoğunluğunun tecavüze uğradığını biliyorum.

Kitap süresince sizi şaşırtan ne oldu?

Şaşırtan demeyelim de, toplumda uyuşturucu bağımlılarına karşı olan önyargı, sandığımdan çok daha katıymış, bunu gördüm. Sanki onlar bir tür suçluymuş gibi sürekli bir ötekileştirme durumu söz konusu. Bakın, uyuşturucu bağımlılarının maddeye ulaşabilmek için çeşitli suçlara karıştıkları bir gerçek, ama bu onların bağımlılık halinin suç olduğu anlamına gelmiyor, bu nedenle bence öncelikle aşmamız gereken kendi zihniyetlerimiz. Aksi halde bağımlıları tedavi etmek mümkün değil. Kitabı okuyanlar bir şeyi çok net göreceklerdir; bir uyuşturucu bağımlısının, tedavisinin başarılı olmasının tek yolu, ona olan yaklaşımdır, bir başka değişle ona yönelttiğimiz sevgidir. Sevgi olmadan istediğiniz yöntemleri kullanın, tedavide başarılı olamazsınız.

"Aşağılama ve uç kararlar almaktan da sakınılmalı"

Kitapta uyuşturucu bağımlılarının ailelerinin de anlattıkları okuyucuyla buluşuyor. Sizce uyuşturucu bağımlılarının aileleri ne yapmalı, anlattıklarında dikkatinizi neler çekti?

Kitapta ailelerin anlatımlarının aynı sıra, uzmanların aileler için geliştirdiği bir tür "tutum listesi"ne de yer verdim.Ordan yola çıkarak şunu söyleyebilirim, ebeveynler "benim çocuğum madde kullanmaz" gibi laflar etmemeli, çünkü herkes kullanabilir. Sonra ebeveynlerin kendini veya eşini suçlaması da doğru bir yaklaşım değil. Hayal kırıklığı, çaresizlik, öfke gibi duygularla çocuğa yaklaşmak, onu iyice maddeye itecektir, bu konuda da dikkatli olunmalı. Çocuğu suçlama, aşağılama ve uç kararlar almaktan da sakınılmalı.

Peki uyuşturucu bağımlılığının tedavisi mümkün mü?

Kimsenin moralini bozmak istemem ama özellikle eroin gibi maddelerde tedavi oranı çok çok yüksek olamayabiliyor. Bunun nedeni, bağımlı kişinin maddeyi bırakmayı gerçekten istemeyişi. O yüzden çözümü sadece tedavide aramak da bana doğru gelmiyor. Öncelikle bağımlı kişinin maddeyi bırakmak istemesi için, maddede bulduğundan daha iyi bir ortamı, sevgi ortamını bulabileceği koşullar sağlanmalı. Kitapta röportajına yer verdiğim Sevim hanım örneği, bu olayı çok güzel açıklıyor. Bu anne, tam 12 yıl boyunca oğlu için mücadele vermiş, bıkmadan usanmadan. "Çünkü" diyor, "bir gün bırakacağından emindim". Öyle de oluyor gerçekten, Sevim hanım ilkokul mezunu olmasına rağmen nice ebeveynden çok daha bilinçli hareket ederek oğlunun bugün tertemiz olmasını sağlamış bir kadın.

Kitapta bağımlıların anlattığı hikayeleri kan donduruyor. Sizi en çok etkileyen hangi hikaye oldu?

Kitabı hazırlama sürecinde bağımlılarla zaman geçirme fırsatı buldum. Birlikte yemek yedik, sohbet ettik, dertleştik. Derken, onlara artık bağımlı gözüyle değil de, bağımlılığa düşmüş yakınım gözüyle bakmaya başladım. Dolayısıyla hangi hikayenin daha trajik olduğunu bilmiyorum, her biri kendi içinde ağır yaşanmışlıklar barındırıyor. Öte yandan yalnızca bağımlılar değil, ailelerle de görüştüm. Onların durumu beni çok derinden üzdü, en sevdikleri varlığı göz göre göre kaybetmenin verdiği çaresizlik hiçbir şeyde yok, inanın…

Peki aileleriyle ilişkileri nasıl değişiyor, bu konuda ne gözlemlediniz?

Hepsi diyor ki, "bonzai kullanmadan önce benim için dünya bir yana annem bir yanaydı. Ama madde kullandıktan sonra bir dönem geldi ve annem için 'ölse de kurtulsam' demeye başladım. Yeter ki bana 'yapma, kullanma' demesin". Yani aile düşman, torbacı dost oluyor. Bu algıyı değiştirmek de aileye düşüyor.

"Pek çok can aldı"

Bonzai, dünyanın her yerinde olduğu gibi Kıbrıs'ta da pek çok insanın hayatına mal oldu. Sizi bu konuda yazmaya iten yalnızca gazetecilik refleksi miydi?

Hayır, değildi. Bonzai, hakkında yaratılan "esrar gibi doğal" algısı, çok ucuz ve kolay erişilebilir olması gibi nedenlerden, çok hızlı bir şekilde yayıldı, pek çok can aldı. Bu durum, elbette bir gazeteci için dikkat çekici, üstünde çalışılması gereken bir olgu, ama öte yandan bir insan olarak da, her ölüm haberinde canım acıdı. İşin kötüsü, bu ölümler ilk günden itibaren her geçen gün katlanarak arttı, artmaya da devam ediyor. O dönem çalıştığım Cumhuriyet gazetesinde de yaptığım haberlerle bu konuya değindim. Ama bir süre sonra, detaya girdikçe, bu konunun daha kapsamlı bir şekilde ele alınması gerektiğine karar verdim, bu da ancak bir kitapla mümkündü.

Uyuşturucu maddelere ilişkin, satıcıların ağzından bildiğimiz "bir kereden bir şey olmaz" klişesi vardır. Bonzai bu algıyı tamamen yıkan bir madde oldu, değil mi?

Kesinlikle öyle. Bonzaiyi ilk kez deneyenler arasında kalp krizine bağlı ölüm oranı azımsanmayacak kadar yüksek. Öte yandan alındığı andan itibaren vücutta ani bir tahribat yaratan maddeyi, yaklaşık 7- 8 ay kullanan kişilerin başlangıçta aldıkları miktarı 20 katına kadar çıkardıkları biliniyor. Madde vücuda girer girmez aşırı stres, bunalım, çalkantı, hipertansiyon nöbetleri, hypokalemia (düşük potasyum düzeyi) gibi etkiler gösteriyor. Maddenin yarattığı psikolojik semptomların özellikle psikozize neden olduğuna dair ciddi deliller bulunuyor. Yalnızca bir kez kullanan kişilerin dahi bir yıl boyunca devam eden süreçte konsantrasyon kaybı, görme ve işitme bozuklukları, çarpıntı, ritim bozukluğu, aşırı sivilcelenme gibi etkilerle boğuştuğu biliniyor.

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

En güncel gelişmelerden hemen haberdar olmak için

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.