İÇ HABERLER
okuma süresi: 8 dak.

Emel Doğan yazdı: Beklenti akıl işi değil

Emel Doğan yazdı: Beklenti akıl işi değil

Kıbrıs Postası muhabirlerinden Emel Doğan, Kıbrıs Postası'nın 18. yaşına özel yazdı.

Yayın Tarihi: 03/12/19 17:15
Güncelleme Tarihi: 05/12/19 17:11
okuma süresi: 8 dak.
Emel Doğan yazdı: Beklenti akıl işi değil

Beklenti akıl işi değil

Adam evin camekân balkonu içerisindeki çiçekleri sulamaya başlar. Kadın balkonda bulunan ahşap masaya kahvaltı için bir şeyler yerleştirir.

Kahvaltıyı hazırlamış olan kadın ve işini bitiren adam sonunda kahvaltıya oturur. Kadın, karşı apartmanda çamaşırlarını sermeye başlayan bir başka kadını uzun süre izler ve “şuraya bak kadın çamaşırlarını yıkamayı bilmiyor, tüm çamaşırlar lekeli” der. Adam bir kez dönüp çamaşırlarını seren kadına baktıktan sonra tek kelime etmeden önündeki kahvaltısına geri döner.

Ertesi gün yine aynı rutin tekrarlanır ve kadın “biri şu kadına çamaşır yıkamayı öğretmeli, çamaşırlar yine lekeli” der ve adam yine tepki vermemeyi tercih eder.

Birkaç gün sonra çift kahvaltı sofrasındayken yeniden çamaşırlarını seren kadın balkona çıkar. Bu kez kadın şaşırır ve adama karşı komşusunu işaret ederek “baksana sonunda çamaşır yıkamayı öğrenmiş, acaba kim öğretti?” diye sorar. Adam ağzındaki lokmayı bitirir ve ardından “bugün balkonun camlarını silmiştim” diye cevap verir.

İşte genel olarak yaşanan da budur; hayatımızda eksik olan şey bakış açısı, fazlalık olan ise beklentidir…

Bu durum kendimizden beklememiz gerekenleri görmezden gelmekle birlikte özeleştiri yapmaktan da alıkoyar bizi…

Hayatımızdaki birçok sorun beklentilerden doğar.

Denklem basittir aslında; beklenti yoksa sorun da yoktur…

Psikolojik sorunların ve problemlerin birçoğu bakış açımızla birlikte olayların, bizim “beklediğimiz” gibi sonuçlanmamasından kaynaklanır.

Aslında en büyük suçlulardan biri de sistem ve toplum!

Sistem sizi bir şeylere itiyor, toplum sizi bunu yapmaya zorluyor ve en ufak bir aksilikte kendinizi mutsuz bir hayat geçirirken buluyorsunuz. Her gün bir diğerinin aynısı gibi olmaya başlıyor. Her gün aynı şeyleri yaşıyor; 30 yaşında ölüp 70 yaşınızda gömülüyorsunuz.

Yapılan araştırmalarda kadınların daha fazla beklentiye girdiği belirtilir. Bence bu durum, medyanın insanlara sunduğu ideal kadın ve ideal erkek modeliyle yakından ilgilidir.

Kadın, erkeğin kendisine evlenme teklifi etmesini bekler, hesabı ödemesini bekler, baba olmak için can atmasını bekler, kadını hediyelere boğmasını bekler, iyi öpüşmesini bekler, iyi bir araba sürmesini bekler,  iyi giyinmesini bekler, karın kaslarının olmasını ve yanında Yunan heykeli gibi durmasını bekler, iyi bir işte çalışmasını veya bir CEO olmasını bekler, bekler, bekler…

Peki, bu beklemeler reel hayata girince ne olur? Neye dönüşür?

“ideal anne” değilsen üzülürsün! “İdeal kadın” değilsen üzülürsün! “İdeal bir beden” değilsen yine üzülürsün!

Kilolu olduğu için “biz sizi ararız” denilerek işe alınmayan çok insan var etrafımda. Bunların hepsi medya ve toplumun kendini bilmez beklentileri!

Metalaştırılan kadın, metalaştırılan erkek, metalaştırılan çocuk vesaire…

Beklenti hayatın her alanına o kadar çok nüfuz etmiştir ki, onları fark edemez hale geldik.

Eşinden ne bekliyorsun? Annenden ve babandan ya da kardeşinden ne bekliyorsun? Çocuğundan ne bekliyorsun? Bu sorulara genelde ‘hiçbir beklentim yok’ cevabını verseniz de; bekliyorsunuz…

Tüm hayat bunun üzerine kuruluyor; beklemek…

“Aslında ben kimseden bir şey beklemiyorum” cümlesini kurarken bile fark etmeden bir şeyler bekliyor olursunuz.

Eşin sadık olmasını, annenin hep şefkatli olmasını, iş arkadaşlarının idare etmesini, arkadaşların derde ortak olmasını, kardeşin sürekli aramasını, babanın okul masraflarını karşılamasını, ailenin sana bir ev almasını, insanların hep sevmesini...

Böyle uzar gider fark etmeden girdiğiniz beklentiler…

Bunlardan sadece biri bile beklediğiniz gibi olmadığında, sizde büyük boşluklara yol açar.

Bir gün hiç tanımadığım bir kadınla sohbete daldık. Kadın, bana yıllardır tanıdığım insanların katmadığı kadar önemli bir felsefe katmıştı hem de birkaç dakikada! Bana anlattığı tek bir şey aydınlanmama sebep olmuştu. Çağ atlamıştım sanki.

30 yıl evli olduğu eşi ile 25 yıl boyunca "boş" yere tartıştığını söyledi. Ardından ekledi: “Eve geldiğinde eşimden ilgi göstermesini, gülmesini, neşeli olmasını bekledim. O bu beklentimi karşılamadığında ise günlerce onunla tartışıp, konuşmadım. O ise benden hiç bir şey beklememişti huzurdan başka... ‘Ben yemek yaptım, bütün gün onu bekledim ve o işten eve geldiğinde benimle doğru düzgün ilgilenmedi’ diyerek kendimi hep haklı gördüm. Eşimin iş yerinde sorun yaşamış olma ihtimalini düşünmeden onu duygusuz bir robot yerine koydum sanırım. Hâlbuki tek suçlu bendim; çünkü beklentideydim. O bana benim istediğim zamanlarda ilgi göstermek zorunda değildi. Onun sevgisini bu şekilde ölçülendirmek haksızlıktı. Eğer insanları sevmek istiyorsan sadece sev! Altında, üstünde bir şey arama. Kendin istediğin için sev, beklentilerini karşıladığı için sevme kimseyi…” dedi.

O kadar haklıydı ki…

Kendimi sorgulamaya başladım ve sorgulamalarımın sonsuza dek sürmesini diliyorum. Kendini sorgulayan insanlar daha az hata yapıyordu çünkü…

Bir yıldan fazla bir süredir beklentilerimi en aza indirmek için çabalıyorum. Beklentiler silindikçe mutluluk ve iç huzur artmaya başlıyor…

Benim satırlarca anlatmaya çabaladıklarımı tek bir cümle ile anlatan William Shakespeare “Beklentiler daima yaralar” demiş…

16. yüzyılda beklentinin daima yaraladığından bahsetmiş Avon Ozanı Shakespeare. 21. yüzyılda insanların beklentiden çürüdüğünü, her şeyi hızla tükettiğini bilmeyerek…

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

En güncel gelişmelerden hemen haberdar olmak için

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.