Talat: "Türkiye'yi bu kavganın içinden çekelim, kendi paketimizi yapalım"
<STRONG>2. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat</STRONG>, <STRONG>Sami Özuslu</STRONG>'nun <STRONG>Sim TV</STRONG>'de hazırlayıp sunduğu "<STRONG>Radyo Gazetesi</STRONG>" programına katılarak Türkiye-KKTC gerginliğinden ekonomik sıkıntılara kadar gündemi meşgul eden konuları değerlendirdi.
"KTHY SORUNU, CEMİL ÇİÇEK'İN ANLATTIĞI GİBİ DEĞİL"
KTHY sorunu üzerine konuşan Talat, Türkiye'nin KTHY için 20 milyon dolar ayırdığını, bunun 10 milyon dolarını verdiğini ve THY'den bir genel müdür atadığını hatırlattı. Talat, Türkiye'nin "Madem bir kurtarma operasyonu yapıyoruz, size de güvenmiyorum, bu müdürün dediği olacak" dediğini belirterek, niyetin gerçekten kurtarmak olduğunu, belki de o günkü hükümet o dönemde böyle bir düzenlemenin KTHY'ye katkıyı artıracağını düşündüğünü ifade etti.
"İlk etapta genel müdürün dedikleri kabul edildi" diyen Talat, Derviş Eroğlu'nun, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin gelmesiyle birlikte KTHY'den CAS'a devredilenleri geri aldığını belirtti. Eroğlu'nun Cumhurbaşkanlığı'nı kazandığını ancak KTHY Genel Müdürü'nün istifa edip Türkiye'ye geri gittiğini söyleyen Talat, "Türkiye, KKTC'ye 'benimle dalga mı geçiyorsun' dedi ve ikinci 10 milyon doları vermedi. KTHY'nin batışı Cemil Çiçek'in dediği gibi olmadı. Yılda 5 milyon dolar kârdaymış, sonra 40 trilyon zarar etmiş. Ama böyle olmadı. KTHY öyle ciddi kâr eden bir yapı değildi. KTHY, Kıbrıs Türk tarafına devredildikten sonra Kıbrıslı Türklerin havayolu şirketi, yabancı bir havayolu şirketi olarak görülüp diğer özel havayollarının aynı saatlerde uçuş saati alması için baskı yaptı, uçuşlar arttı, fiyatları da 49 TL'ye kadar düşürdüler. Hiçbir hazırlık yapmadan, o kadar ağır personel yüküyle KTHY ne olacaktı? KTHY devralınmadan önce de istihdam yapıldı. Türkiye'nin ağırlıkta olduğu dönemde de istihdam vardı. Büyük bir bilgi kirliliği var. Herşey birbirine karışmış" diye konuştu.
"BANA SORULDU MU Kİ PROTOKOLE DESTEK VEREYİM?"
Eroğlu ve Tatar'a göreve geldiklerinde uyarılarda bulunduğunun altını çizen Talat, "Tamam" yanıtı aldığını ancak olayların bu noktaya taşındığını söyledi.
Talat, şöyle devam etti:
"Sn. Babacan "Tedbirleri alırken 'ne yapalım Türkiye istedi' diyorlar; bu doğru değil" diyor. Bu olacak iş mi? Bu tedbirleri almak zorundasınız, protokolü belki de okumadan imzaladınız. İmzalandığı aşamada protokolü görmedim. Protokol yine de uygulanabilirdi. Yeter ki uygulama eylemini ilgili kurumlarla tartışıp değerlendirsin ve ona uygun olarak yönlendirsin. Protokolün içeriğine destek vermenin bir anlamı yok. Bana soruldu mu ki protokole destek vereyim? Sendikalara da sorulmadı".
"RESMEN TÜRKİYE İLE BAŞIMIZ BELAYA GİRDİ"
Türkiye'nin kime kızdığı açık olduğunu vurgulayan Talat, yetkililerin protoklün altına imza attığını sonrasında da 'Ne yapalım Türkiye zorluyor' diyerek Kıbrıslı Türklerin başını Türkiye ile belaya soktuğunu ifade etti.
"Resmen Türkiye ile başımız belaya girdi. Krizden çıkış kavgayla olmaz. Çalışanlar, sendikalar cahil insanlar değil ki. Onlara gerçek durum anlatılır, tablo ortaya konur. Sendikaları da tatmin edecek bir noktaya taşınsın, bunlar konuşulsun. Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır ama karşında yılan yok ki. İyi eğitimli insanlar var. Grevde olanlar daha ziyade öğretmen ve memurlardır. Çoğunluğu üniversite mezunudur. Bunlarla diyaloğa girmezlik edebilir misiniz? Çok ciddi, kalıcı etkileri olacak bir durum yaratıldı. Tarihte olmadığı kadar Türkiye ile ilişkilerimiz bozuldu" diye konuşan Talat, Türkiye Başbakanı Erdoğan'ın Kıbrıslı Türklere ağır sözler söylediğini, bu sözlerin bir gruba yönelmiş olsa ve tüm Kıbrıslı Türklere yönelik olmasa bile farketmeyeceğini, çünkü o grubun da Kıbrıslı Türklere ait bir unsur olduğunu, dolayısıyla Kıbrıslı Türklerin açıklamaları kendine addettiğini ifade etti.
"İNSANLARIMIZ, TÜRKİYE'DE KIBRISLI OLDUKLARINI GİZLEMEK ZORUNDA KALIYOR"
Talat, yaşanan gerginlikle ilgili şunları söyledi:
"Marjinal de olsa bir grup, Türkiye'ye bazı ağır saldırılarda bulundu. Bu da Türkiye'nin ağrına gitti. Bakanların vs. değil, Türkiye halkının da ağrına gitti. İnsanlarımız, Türkiye'de Kıbrıslı olduklarını gizlemek zorunda olduklarını söylüyor. En hafif deyimle Türkiye'deki insanlar Kıbrıslı Türklere dudak büküyor, Hakaret edenler, kötü söz söyleyenler çok sayıda. Gerginlik halklar arasına da yansıdı".
Türkiye medyasının da gerginliğin artmasında payı olduğunu ifade eden Talat, "Buradaki marjinal bir olayı büyütüp gündem yaptılar" dedi.
"ANKARA'YA GİTMEYECEKTİM DE NEREYE GİDECEKTİM?"
Ankara ziyareti üzerine sorulan bir soruya karşılık olarak "Ankara'ya gitmeyecektim de nereye gidecektim?" yanıtını veren Talat, pankartları onaylamadığını ancak gerginliğin nedeninin Türkiye Başbakanı'nın açıklaması olduğunu söyledi. "Bu pankartlar Türkiye Başbakanı'nı tepki içine soktu. Bu tepkisini ortaya koyarken kullandığı sözler, Kıbrıslı Türklerin hazmedebileceği sözler olmadığından dolayı tepki topladı" diye konuşan Talat, o günden gerginliğin büyüyeceğini bildiği ve insanları az çok tanıdığı için yardımcı olmak istediğini ve böyle bir girişimde bulunduğunu açıkladı.
"HİÇ KONUŞMADAN OTURABİLİRDİM AMA YAPMADIM. GÖRÜŞMEYİ BEN İSTEDİM"
Talat, şöyle konuştu:
"Görüşmeyi ben istedim. Gerçek durumu anlattım. Neden olduğunu anlattım. Bu şekilde olmaması gerektiğini belirttim. Ancak çok üzgünlerdi. Bu olayın gerek iki halkın ilişkilerinde, gerekse Kıbrıslı Türklerin üzerinde yaratacağı travma ve müzakere sürecine etkisi nedeniyle böyle bir görüşme yaptım. Hiç konuşmadan oturabilirdim ama yapmadım".
"AB, BİZİM YÜZÜMÜZE BİLE BAKMAZ"
Talat, Kıbrıslı Türklerin uluslararası alanda başka bir destek alacağı güç olmadığını vurgulayarak, "Bazıları 'AB' diyor ancak böyle birşey yok. AB yüzümüze bile bakmaz. KKTC olarak da, Kıbrıslı Türkler olarak da yüzümüze bakmaz. Rumlara, 'Onlar benim vatandaşımdır, ayrımcılık yapmayacaksın' diyor mu? Demiyor" dedi.
KENDİ KENDİMİZİ YÖNETME HAKKINI ÖNE ÇIKARAN TOPLANTILAR
Ankara dönüşü meclisteki tüm partilerle ve sendikalarla ayrı ayrı görüştüğünü ve Ankara temasları ile konuyla ilgili görüşlerimi paylaştığını ifade eden Talat, Türkiye ile ilişkilerin önemini dikkate alarak, kendi kendimizi yönetme hakkını öne çıkaran toplantılar yaptığını açıkladı.
"AÇIKLAMALARA HERKES GİBİ BEN DE KIRILDIM"
"Kırılan onurumuzu nasıl tamir edeceğimizi de sonra konuşacağız" diyen Talat, "Herkes gibi ben de kırıldım. Bu sözler, Kıbrıslı Türkler için hazmedilecek sözler değil" ifadelerini kullandı.
"RESTLEŞİLDİ, TÜRKİYE 'PARAYI BEN VERİYORUM, DÜDÜĞÜ DE BEN ÇALARIM' DEDİ"
Talat, Kaya Türkmen'in görev değişikliği ve yerine Halil İbrahim Akça'nın atanmasıyla ilgili olarak ise şöyle konuştu:
"Öyle yöneticilerimiz var ki, 'böyle bir protokol imzalamadım' diyor. 'Benim imzaladığım protokolde özelleştirme yoktu' diyorlar, yalanlanıyor. Nasıl yok diyebiliyor halen? 'Türkiye vermek zorundadır' mantığıyla gidiyorlar, bir başka kriz daha yaşanıyor. Türkiye'nin 6 aylık büyükelçisi görevden çekilip başkası atandı. Protokol imzalayacaksın ve uygulamayacaksın. 'Bugüne kadar uygulanmadı, Türkiye bize para vermeye mecbur' diyeceksin. Böyle davranırsanız, gayrıciddi olursanız, hele hele 'Bu kişiyi burda istemiyorum' diyerek haber gönderirseniz, "Parayı ben veriyorum, düdüğü ben çalarım" derler ve atamayı yaparlar. Restleşme söz konusudur".
"DEDİKODU YAPIYORLAR"
Kendisinin daha az tecrübeli olmasına rağmen, Eroğlu gibi bir hata yapmadığının altını çizen Talat, ilgili kurumun kendi elemanıyla ilgili fikir sunduğunda bile bunu cevaplarken çok dikkatli olduğunu ifade etti ve ekledi: "Çünkü ansızın o insanın kulağına gider, O kişiyle çalışmaya devam etmek zorundasınız. Ben dedikoducu değilim ki. Resmen yazılı olarak 'persone non grata' ilan etmedikten sonra bu dedikodular bir işe yaramaz. O kişinin hangi etkiler altında orada çalıştığını bilemezsiniz. Belki çok güçlü bir desteği vardır, belki Başbakan'ın yakınıdır, en iyi arkadaşının yakınıdır".
"DİPLOMAT OLMAYAN BİRİSİNİN BÜYÜKELÇİ OLARAK ATANMASI DOĞRU DEĞİL"
Büyükelçi atamasının bu şekilde yapılması doğru olmadığına vurgu yapan Talat, büyükelçi atamayla dair kararın ilgili devleti ilgilendirdiğini ancak diplomat olmayan bir büyükelçinin Kıbrıs'ta görev yapmasının yanlış olduğunu belirtti.
Talat, şöyle konuştu:
"Diplomasiden gelmeyen insanlar, kriz yönetiminde de, devletlerarası ilişkilerde de aynı olgunluğu gösteremeyebilir. Çam devirebilir. Kıbrıs sorunu açısından Akça'nın her meziyetine saygı duyarım. Ama özellikle Kıbrıs sorununun varoldğu bir dönemde diplomasiden gelen bir büyükelçinin daha doğru olacağını düşünüyorum".
"KENDİNİZİ TÜRKİYE'NİN YERİNE KOYUN"
28 Ocak mitinginde açılan pankartları da değerlendiren Talat, şunları söyledi:
"O pankartlar Türkiye'ye hakaret ediyor. Birisi hakaret ediyor, diğerleri de vefasızlık olarak görülüyor. Kendinizi Türkiye'nin yerine koyun. Sizin açınızdan demokrasinin gereği olan pankart, Türkiye açısından rencide edici olarak algılanır. Size yılda 700-800 milyon veren, güvenliği sağlayan, ilk başvurduğunuz ülke Türkiye'dir. Türkiye, Kıbrıs'ta kendisine hakaret eden, küfreden unsurlar görüyor. Bunu bir yana bırakın, Türkiye ile ilgili olumsuz sloganlar var. Onun nedeni de "Türkiye bastırıyor, yapmaya mecburuz" diyen iktidardır". Talat, "Parayı veren, desteği yapan hakareti hak eder mi?" diye sorarak gerginliğin düşürülmesi gerektiğine dikkat çekti ve bunun yolunun çok kolay olduğunu, belki kırılıp dökülenleri toparlayamayacağını ancak gerginliğin düşürülmesi gerektiğini ifade ederek, gerginliğin düşürülmesinin yolunu şöyle gösterdi:
GERGİNLİĞİN DÜŞÜRÜLMESİNİN YOLU...
"Türkiye diyecek ki 'Ben sizin cari bütçenize 150 milyon TL katkı yaparım, Yatırımlar için de 400 milyon veririm, top sizde, benden bir kuruş fazla çalışmaz, siz var mısınız?' Tepki, bu öneriyi Ankara'ya kabul ettirmeyen hükümete yönelmelidir".
"TÜRKİYE İLE KAVGA ETMEK MÜMKÜN DEĞİL"
Türkiye ile kavga edilmesinin mümkün olmadığını vurgulayan Talat, KKTC'deki tepkileri Türkiye'ye yöneltmenin sonuç vermeyeceğini, etkili olunabilecek yerin KKTC yönetimi olduğunu söyledi.
"TÜRKİYE'Yİ BU KAVGANIN İÇİNDEN ÇEKMELİYİZ, KENDİ PAKETİMİZİ YAPMALIYIZ"
"Tunus'ta yaşanan olaylar Fransa'ya yönelik miydi? Değildi. Kendi hükümetine yönelikti" diye konuşan Talat, Türkiye'nin bu kavganın içinden çekilmesi gerektiğini ve Kıbrıs Türk tarafının kendi paketini hazırlayıp uygulamasının yollarını aranmasının şart olduğunu belirtti.
"Bu yapılırsa Türkiye-KKTC gerginliğinin ortadan kalkmasının temeli oluşmuş olur" diyen Talat, halka rağmen paketin uygulanamayacağını, bu süreçte ise Türkiye-KKTC ilişkilerinin zarar göreceğini kaydetti.
Talat, şöyle devam etti:
"Türkiye, 'Bu dönemde böylesi bir gerginliğe değer mi' der ve geri adım atar belki. Ama ilişkileri düzeltme adına sonuç vermeyecek bir girişim olur. Doğru olan, Kıbrıs Türkü'nün kendi paketini kendisinin yapmasıdır. Türkiye verebileceği miktarı belirler ve paketin yapımını bize bırakır".
"GERGİNLİK SÜRERSE 2 MART MİTİNGİNE KATILIM ARTAR"
Talat, gerginlik devam ederse 2 Mart mitingine katılımın daha da artacağına dikkat çekerek, "Hükümet inatlaşıyor. Sorun sadece sendikalarla, çalışanlarla ilgili olsaydı bu hareket bu kadar büyük toplumsal ilgi görmezdi. Ama toplumun diğer kesimlerini de ilgilendiriyor" dedi.
Türkiye'nin ortada durması ve toplumsal tartışmaların bir parçası haline gelmesinin büyük zarar vereceği uyarısında bulunan Talat, paketin hazırlanması konusunun kendi görevi olmadığını, bunu hükümetin üstlenmesi gerektiğini kaydederek partilere de görev düştüğünü ve konsensusun şart olduğunu vurguladı.
"ATEŞİ YAKAN EROĞLU, İTFAİYECİ OLABİLİR Mİ?"
Partilerle görüşmesinde bu fikri de önerdiğini ve UBP dahil tüm partilerden olumlu tepki aldığını ifade eden Talat, "Gereğini onlar yapacak. Sorun, Meclis içinde çözümlenmelidir. Sorunun başı Eroğlu'dur. Ateşi yakan Eroğlu'dur. Yakan kişi itfaiyeci olabilir mi?" dedi.
"ŞİMDİKİ PAKET REFERANDUMA GÖTÜRÜLÜRSE REDDEDİLİR"
Mevcut paketin referanduma götürülmesi durumunda reddedileceğinin ancak bu sonuç sonrasında ne uygulanacağının belirsiz olduğunu belirten Talat, "Halk rreddettiğinde ne uygulayacağız? Meclsin hazırlayacağı paket referanduma sunulabilir. Ancak 'Referandumda paketi reddedelim, Türkiye daha fazla para versin' diye bir mantık olamaz" diye konuştu.
"KÜFÜRLÜ PANKART TAM BİR KEPAZELİK"
28 Ocak mitinginde açılan küfürlü pankartı 'tam bir kepazelik' olarak niteleyen Talat, pankartla ilgili kovuşturma yapılması gerektiğini söyledi.
"KIBRIS CUMHURİYETİ BAYRAĞI PROVOKASYONDUR, AMAÇLARINA ULAŞTILAR"
Mitingde açılan 'Kıbrıs Cumhuriyeti' bayraklarına da değinen Talat, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Kıbrıslı Türklere ne faydası olduğunu sorarak bu tür bayrakları da yanlış bulduğunu belirtti.
"Mitingi organize edenler mitingde neler taşınacağını belirler. Bu, demokrasiyle ilgili değildir. O pankartları göstermek istiyorsan başka bir eylem yap, göster ama başkalarına bulaştırma" diyen Talat, amacın provokasyon yapmak olduğunu ve şartların Türk medyası tarafından oluşturularak, yaşanan gerginlik ve tartışmalar sonucunda eylemin Türkiye karşıtı olduğu izlenimi doğduğun ve provokatörlerin başarıya ulaştığını kaydetti
"SOLUN DA, SAĞIN DA EN ACİL GÖREVİ KENDİ EKONOMİK-SOSYAL PROGRAMLARINI YAPMASIDIR"
Talat, tüm sorunların reçetesinin, Kıbrıs sorununun çözümü olduğuna dikkat çekerek, "Bu olmadığı oranda da, Kıbrıs Türkü'nün kendi ekonomik, siyasal programını yapması gerekmektedir. En büyük eksiklik budur. Tüm tartışmalar o yüzen böyle oluyor. Eğer kendi krizden çıkış programımız olsaydı ve biz bunu Türkiye'ye takdim etseydik tüm bunlar yaşanmayacaktı. Biz hiçbir şey yapmayıp da Türkiye'den bekleyince bu sorunlar ortaya çıktı. Solun da sağın da kendi ekonomik-sosyal programlarını yapması en acil görevdir" dedi.
TALAT, 2 MART MİTİNGİNE KATILACAK MI?
Programın sonunda, 2 Mart'taki mitinge katılıp katılmayacağı yönündeki soruya ise Talat şöyle yanıt verdi:
"İyileştirici bir rol oynamak gibi görev ve sorumluluğum var. O çerçevede değerlendirip ne yapmam gerekiyorsa onu yapacağım. Her zaman halkımın yanındayım. Halkımın hak ve çıkarlarını her platformda korurum, korumak zorundayım. Bunun için ne gerekiyorsa onu yapacağım. Mitinge katılmak ya da katılmamak gibi bir açıklama için henüz erken".
Kıbrıs Postası
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.