İÇ HABERLER
okuma süresi: 14 dak.

Birikim Özgür: Su ve fiber aynı eksende; devlet olmak imzalamak değil, yönetebilmek

Birikim Özgür: Su ve fiber aynı eksende; devlet olmak imzalamak değil, yönetebilmek

Eski Maliye Bakanlarından Birikim Özgür, iktidar çevrelerinin “CTP su projesine de karşı idi” şeklinde söylemleri hakkında Türkiye’den borularla gelen su projesine karşı çıkmadıklarını, bunun hiçbir şekilde doğru olmadığını, asıl mücadelelerinin yönetim modelinin ülke çıkarlarına uygun hale getirilmesi olduğunu söyledi ve bugün tartışılan "Fiber Optik" meselesinde de konunun bu olduğunu dile getirdi..

Yayın Tarihi: 21/02/26 10:46
okuma süresi: 14 dak.
Birikim Özgür: Su ve fiber aynı eksende; devlet olmak imzalamak değil, yönetebilmek

Eski Maliye Bakanı Birikim Özgür, iktidar çevrelerinin “CTP su projesine de karşı idi” şeklinde söylemleri hakkında Türkiye’den borularla gelen su projesine karşı çıkmadıklarını, bunun hiçbir şekilde doğru olmadığını, asıl mücadelelerinin yönetim modelinin ülke çıkarlarına uygun hale getirilmesi olduğunu söyledi.

Özgür, CTP’nin girişimleriyle taslak metinde kritik değişiklikler yapıldığını savunurken, UBP hükümetlerinin anlaşmayı yıllardır uygulamaya koymamasını “egemenlik ve kurumsal kapasite sorunu” olarak değerlendirdi.

YÖNETİM MODELİNE İTİRAZ

Eski Maliye Bakanı Birikim Özgür, su anlaşmasına yönelik tartışmalarda CTP’nin “suya karşı” olduğu iddialarını reddederek, itirazlarının suyun adaya gelmesine değil, yönetim modelinin ülke çıkarlarına uygun hale getirilmesine yönelik olduğunu belirtti.

Özgür, suyun adaya ulaşmasının tarihî bir altyapı başarısı olduğunu vurgularken, esas meselenin sürdürülebilirlik ve yönetim çerçevesi olduğunu ifade etti.

Amaçlarının, suyun gelmesiyle birlikte ülkenin kendi suyu üzerindeki söz hakkını güvence altına almak olduğunu kaydetti.

İLK TASLAKTA “YAP-İŞLET-DEVRET” MODELİ VARDI

Özgür, Türkiye tarafından hazırlanan ilk taslak anlaşmada modelin Yap-İşlet-Devret olarak kurgulandığını ve bunun stratejik bir doğal kaynağın uzun yıllar ticari operatörlerin kontrolüne girmesi anlamına geldiğini söyledi.

Yapılan istişareler sonucunda modelin Kamu-Özel Ortaklığı çerçevesine dönüştürüldüğünü belirten Özgür, böylece kamunun sistem üzerindeki belirleyici rolünün güçlendirildiğini dile getirdi.

Suyun teslimi ve mülkiyet konusunda da değişiklik yapıldığını ifade eden Özgür, ilk taslakta suyun doğrudan işletmeciye teslim edilmesinin öngörüldüğünü, son düzenlemede ise suyun önce idareye teslim edilmesi ve ardından işletmeye devredilmesi modelinin benimsendiğini aktardı. Bu değişikliğin egemenlik açısından kritik olduğunu vurguladı.

İHALE YETKİSİ KKTC’YE DEVREDİLDİ

İlk taslakta ihale sürecinin KKTC ile Türkiye tarafından ortak yürütülmesinin planlandığını belirten Özgür, son modelde ihale yetkisinin KKTC Merkezi İhale Komisyonu’na verildiğini ve sürecin Lefkoşa’daki kurumsal yapıya devredildiğini söyledi.

Geçiş döneminde DSİ’nin rolünün de sınırlandırıldığını ifade eden Özgür, ilk taslakta geniş bir yönetim rolü öngörülürken, son modelde bu rolün geçiş dönemi ve teknik destekle sınırlandırıldığını, hedefin kalıcı yönetimin KKTC kurumları tarafından üstlenilmesi olduğunu kaydetti.

FİYATLANDIRMA VE TAHSİLATTA KAMUSAL DENETİM

Özgür, fiyatlandırma yetkisinin ihale sonucuna bırakılmasının öngörüldüğü ilk taslağa karşılık, son düzenlemede fiyat belirleme yetkisinin Su Kurumu’na verilerek vatandaşın ödeyeceği bedel üzerinde kamusal denetim sağlandığını söyledi.

Tahsilatın işletmeciler yerine kamu kurumları tarafından yapılmasının kararlaştırıldığını belirten Özgür, böylece su gelirlerinin kamu maliyesi içinde kalmasının güvence altına alındığını dile getirdi.

Ayrıca alım garantisi mekanizması, belediyelerin sisteme katılımı, yüzde 1 sosyal yardım katkı payı ve enerji yatırımı kaynaklı tasarrufların tüketiciye yansıtılması gibi düzenlemelerin de son metne eklendiğini kaydetti.

“ASIL SORU: NEDEN UYGULANMADI?”

Özgür, 2016’dan bu yana UBP’nin sürekli iktidarda olduğunu, ancak anlaşmanın uygulanması ve su yönetiminin devralınması konusunda somut adım atılmadığını savundu.

Geçici olması gereken DSİ işletmesinin fiili olarak kalıcı hale geldiğini belirten Özgür, bunun hem Türkiye’ye verilen taahhütler hem de Kıbrıs Türk halkının kendi suyunu yönetme hakkı açısından ciddi bir sorun oluşturduğunu ifade etti.

Devlet yönetiminin yalnızca imza atmakla değil, o imzanın gereğini yerine getirme kapasitesiyle ölçüldüğünü vurguladı.

FİBER TARTIŞMASI: “DİJİTAL EGEMENLİK” VURGUSU

Özgür, fiber altyapı tartışmasını da teknik bir yatırımın ötesinde stratejik bir yönetişim meselesi olarak değerlendirdi.

Dijital dönüşümün yalnızca internet hızını artırmak değil, devletin karar alma mekanizmalarından ekonomik yapıya kadar kapsamlı bir dönüşümü ifade ettiğini belirten Özgür, fiber altyapısının dijital egemenlik, rekabet gücü ve inovasyon kapasitesi açısından stratejik bir alan olduğunu söyledi.

Gerçek liderliğin, altyapıyı inşa etmenin ötesinde o altyapı üzerinde yükselecek dijital devlet ve dijital ekonomi modelini tasarlayabilme kapasitesi olduğunu dile getirdi.

Eski Maliye Bakanı Birikim Özgür ile yaptığımız röportaj ve Özgür’ün değerlendirmeleri şöyle;

Soru: Başbakan son dönemde fiber protokolü tartışılırken CTP’nin su anlaşmasına da karşı olduğunu söylüyor. Bu eleştiriyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Başbakan’ın CTP’yi su anlaşması üzerinden eleştirmeye kalkışması siyasi açıdan kendi tezini zayıflatan bir hamle oldu ve adeta baltayı taşa vurmasına yol açtı.

Bu eleştiri kamuoyunun dikkatini CTP’nin geçmişteki tutumundan çok UBP’nin on yıldır uygulamaya koymadığı anlaşmaya yöneltti.

Bugün tartışılması gereken konu suyun gelmesiyle sınırlı kalmamakta, suyun yönetimini devralacak modelin neden hâlâ yürürlüğe sokulmadığı sorusu öne çıkmaktadır.”

Soru: Su anlaşmasına gerçekten karşı mıydınız?

“Suya karşı çıkmak gibi bir yaklaşımımız bulunmuyordu. İtirazımız suyun gelmesine eşlik edecek yönetim modelinin ülke çıkarlarına uygun hale getirilmesine odaklanıyordu.

Amacımız suyun adaya ulaşmasıyla birlikte ülkenin kendi suyu üzerindeki söz hakkının da güvence altına alınmasıydı.

Nitekim yapılan istişareler sonucunda ortaya çıkan son metin, bu yaklaşımın ülke lehine ne kadar kritik olduğunu açık biçimde göstermektedir.”

Soru: Siz bu süreçte hangi rolü üstlendiniz?

“Su anlaşmasıyla ilgili istişare sürecini Maliye Bakanı olarak ben başlatmıştım.

O dönemde ekonomik protokolde reform destek ödeneği vardı ve Maliye açısından bu imkândan yararlanılabilecek bir uygulama ortamını oluşturmak üzere o dönemde kolları sıvamıştık.

Dolayısıyla hangi maddede neyin değiştiğini, hangi risklerin ortadan kaldırıldığını ve hangi kazanımların elde edildiğini doğrudan yaşayan kişilerden biriyim.”

Soru: Türkiye tarafından hazırlanan ilk taslak anlaşmada sizi en çok kaygılandıran unsur neydi?

“İlk taslak anlaşmada model Yap-İşlet-Devret olarak tasarlanmıştı.

Bu model, stratejik bir doğal kaynağın uzun yıllar boyunca ticari operatörlerin kontrolüne girmesine imkân veriyordu.

Yapılan yoğun istişareler sonucunda model Kamu-Özel Ortaklığı çerçevesine dönüştürülerek kamunun sistem üzerindeki belirleyici rolü güçlendirildi.”

Soru: Suyun teslimi ve mülkiyet meselesinde ne değişti?

“İlk taslak anlaşmada suyun doğrudan işletmeciye teslim edilmesi öngörülüyordu.

Son düzenlemede suyun önce idareye teslim edilmesi ve ardından işletmeye devredilmesi sağlanarak mülkiyet ve kontrol kamu otoritesinde tutuldu.

Bu değişiklik teknik bir düzenlemenin ötesinde egemenlik açısından son derece kritik bir adımdı.”

Soru: İhale süreci konusunda hangi düzenleme yapıldı?

“İlk taslak anlaşmada ihale sürecinin KKTC ile Türkiye tarafından ortak yürütülmesi planlanıyordu.

Son modelde ihale yetkisi KKTC Merkezi İhale Komisyonu’na verilerek süreç Lefkoşa’daki kurumsal yapıya devredildi.

Bu düzenleme su yönetiminin hukuki ve kurumsal zemininin KKTC içinde kalmasını sağladı.”

Soru: Geçiş dönemi nasıl düzenlendi?

“İlk taslak anlaşmada yerel kurumlara dayalı bir geçiş modeli bulunmuyordu.

Son modelde DSİ ile belediyelerin birlikte görev alacağı bir geçiş yönetimi oluşturularak sistemin yerel kurumlara devri için gerekli kurumsal altyapı kuruldu.”

Soru: Fiyatlandırma ve tahsilat konularında ne değişti?

“İlk taslak anlaşmada fiyatın ihale sonucuna göre belirlenmesi öngörülüyordu.

Son düzenlemede fiyatlandırma yetkisi SİD veya Su Kurumu’na verilerek vatandaşın ödeyeceği bedel üzerinde kamusal denetim sağlandı.

Tahsilatın işletmeciler yerine kamu kurumları tarafından yapılması kararlaştırılarak su gelirlerinin kamu maliyesi içinde kalması güvence altına alındı.”

Soru: Belediyelerin rolü nasıl değişti?

“İlk taslak anlaşmada belediyeler sistemin dışında bırakılmıştı.

Son düzenlemede belediyeler yönetim, işletme ve ihale süreçlerinde aktif rol üstlenen temel aktörler haline getirildi.

Ayrıca belediyelere sisteme kalıcı katılım hakkı tanındı.”

Soru: DSİ’nin rolü konusunda ne oldu?

“İlk taslak anlaşmada DSİ’ye geniş bir yönetim rolü öngörülüyordu.

Son modelde bu rol geçiş dönemi ve teknik destekle sınırlandırılarak sistemin kalıcı olarak KKTC kurumları tarafından yönetilmesi hedeflendi.”

Soru: Finansal ve sosyal düzenlemeler açısından ne tür değişiklikler yapıldı?

“İlk taslakta yer almayan alım garantisi mekanizması eklenerek projenin finansal sürdürülebilirliği güvence altına alındı.

Belediyelerin katkı payı netleştirildi ve mali sorumluluk paylaşımı sağlandı.

Yüzde birlik sosyal yardım katkı payı eklenerek dezavantajlı kesimlere kaynak aktarımı mümkün hale getirildi.

Enerji yatırımı ve vergi indirimi kaynaklı tasarrufların yarısının tüketici fiyatlarına yansıtılması kararlaştırılarak kamusal faydanın topluma ulaşması güvence altına alındı.”

Soru: Tüm bu değişiklikler neyi gösteriyor?

“Bu değişiklikler CTP’nin ülkenin su üzerindeki söz hakkını güçlendiren bir model için kararlılıkla mücadele ettiğini açık biçimde ortaya koymaktadır.”

Soru: Peki anlaşma neden uygulanmadı?

“Asıl kritik mesele burada ortaya çıkıyor.

2016’dan bu yana kısa süreli bir dörtlü koalisyon denemesi dışında UBP sürekli iktidarda olmasına rağmen anlaşmanın uygulanması ve su yönetiminin devralınması için somut bir adım atılmadı.

Geçici olması gereken DSİ işletmesi on yıl boyunca fiili kalıcı yönetime dönüştü.”

Soru: Bu durumun sonuçları nelerdir?

“Bu tablo Türkiye’ye verilen taahhütlerin hayata geçirilmediğini ve Kıbrıs Türk halkının kendi suyunu yönetme hakkının kullanılmadığını göstermektedir.

UBP hükümetleri suyun gelmesini siyasi başarı olarak sundu ancak suyun yönetimini devralarak egemenliği güçlendirecek adımı atmadı.”

Soru: Başbakanın bugünkü eleştirisini bu çerçevede nasıl yorumluyorsunuz?

“Uygulanmayan bir anlaşmayı siyasi argüman olarak kullanmak tartışmanın özünü tersyüz etmektedir.

Devlet yönetimi imza atmanın ötesine geçerek imzanın gereğini yerine getirme kapasitesiyle ölçülür.”

Soru: Su meselesini egemenlik açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Bugün su adaya ulaşmış durumdadır ve suyun yönetiminin ülkenin kendi kurumları tarafından üstlenilmesi hedefi tamamlanmayı bekleyen en kritik stratejik adımdır. Gerçek egemenlik altyapının kurulmasıyla birlikte yönetim yetkisinin de ulusal kurumlar tarafından kullanılmasıyla güç kazanır.

Su anlaşmasının hikâyesi bir yandan istişarelerle elde edilen kazanımları diğer yandan bu kazanımların hayata geçirilmemesi nedeniyle ortaya çıkan büyük bir fırsat kaybını aynı anda göstermektedir.””

Soru: Son olarak fiber tartışmasını nasıl yorumluyorsunuz?

“Fiber meselesi teknik bir altyapı yatırımı tartışmasının çok ötesinde ülkenin dijital geleceğini belirleyecek stratejik bir yol ayrımını temsil etmektedir.

Dijital dönüşüm, kablo döşeme ve internet hızını artırma adımlarının ötesine geçerek devletin karar alma biçiminden ekonominin yapısına, eğitimden kamu hizmetlerine kadar tüm sistemi yeniden şekillendiren kapsamlı bir dönüşüm sürecidir.

Bu nedenle fiber altyapısı, su projesinde olduğu gibi sunulan bir hizmet olmanın yanında stratejik yönetişim gerektiren kritik bir egemenlik alanıdır. Geleceği kuracak liderlik, kısa vadeli siyasi kazançların ötesine bakarak dijital altyapının ülkenin inovasyon kapasitesini, rekabet gücünü ve kurumsal bağımsızlığını nasıl güçlendireceğini öngörebilen bir vizyon gerektirir.

Dijital çağda kalkınma, hızlı internet erişiminin sağlanmasıyla birlikte veriyi yöneten, teknolojiyi üreten ve yeni ekonomiye yön veren bir ekosistem inşa etmeyi zorunlu kılar.

Bu nedenle fiber tartışması teknik şartname düzeyinin ötesinde, ülkenin dijital egemenliği, ekonomik dönüşümü ve gelecek nesillerin fırsat alanı açısından stratejik bir konu olarak ele alınmalıdır.

Gerçek liderlik altyapıyı inşa etmenin yanı sıra o altyapı üzerinde yükselecek dijital devlet ve dijital ekonomi modelini tasarlayabilme kapasitesini ifade eder.”

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

En güncel gelişmelerden hemen haberdar olmak için

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.