İÇ HABERLER
okuma süresi: 9 dak.

Kıbrıs Travma, Afet ve Kriz Çalışma Grubu: Kadın cinayetleri kader değildir, önlenebilir

Kıbrıs Travma, Afet ve Kriz Çalışma Grubu: Kadın cinayetleri kader değildir, önlenebilir

Kıbrıs Travma, Afet ve Kriz Çalışma Grubu, kadın cinayetlerinin önlenebilir olduğuna dikkat çekerek, tehdit, ısrarlı takip ve şiddet geçmişi gibi risklerin ciddiye alınmasını, koruyucu mekanizmaların güçlendirilmesini talep etti.

Yayın Tarihi: 14/09/26 12:56
okuma süresi: 9 dak.
Kıbrıs Travma, Afet ve Kriz Çalışma Grubu: Kadın cinayetleri kader değildir, önlenebilir

Kıbrıs Travma, Afet ve Kriz Çalışma Grubu, kadın cinayetlerinin yalnızca bireysel nedenlerle açıklanamayacağını belirterek, kadınları cinayetten önce koruyacak bütünlüklü ve sürdürülebilir mekanizmaların kurulması çağrısında bulundu.

Gönüllü psikiyatrist, psikolog, akademisyen ve eğitimcilerden oluşan Kıbrıs Travma, Afet ve Kriz Çalışma Grubu, geçtiğimiz günlerde bir kadının daha öldürülmesinin ardından kadın cinayetlerine ilişkin değerlendirme metni yayımladı.

“Bir kadın daha öldürüldü. Daha kaç kadın?” başlığıyla yayımlanan açıklamada, kadın cinayetlerinin yalnızca bireysel “öfke kontrol sorunları”, kıskançlık veya psikolojik sorunlarla açıklanmasının yanıltıcı olduğu vurgulandı.

Kadın cinayetlerinin önemli bir bölümünün öncesinde tehdit, aşağılama, kontrol, ısrarlı takip, ekonomik şiddet ile fiziksel veya cinsel şiddet bulunduğuna dikkat çekilen açıklamada, “Bu nedenle her kadın cinayetinin ardından yalnızca ‘Neden öldürdü?’ diye sormakla yetinemeyiz. ‘Bu kadın öldürülmeden önce nasıl korunabilirdi?’ diye de sormalıyız” denildi.

“BU BİR KADIN CİNAYETİDİR”

Kadın cinayetlerinin yalnızca “cinayet” başlığı altında ele alınmasının, bu ölümleri mümkün kılan toplumsal nedenleri ve koşulları görünmez hale getirebileceği belirtilen açıklamada, “Durumun adını koyuyoruz: Bu bir kadın cinayetidir” ifadelerine yer verildi.

Kadın cinayetlerinin toplumsal cinsiyet eşitsizliği, insan hakları, eğitim sistemi, aile içindeki güç ilişkileri, kültür ve erkek egemen toplumsal yapılardan bağımsız değerlendirilemeyeceği kaydedildi.

Açıklamada, erkeklerin kadınların kimlerle görüşeceğine, nereye gideceğine, nasıl yaşayacağına veya bir ilişkiyi bitirip bitiremeyeceğine karar verme hakkına sahip olduğunu düşündüğü durumlarda yalnızca bireysel bir sorundan söz edilemeyeceği ifade edildi.

Bu durumun “tahakküm kültürü” olarak tanımlandığı açıklamada, çocukların yetiştirilme biçiminin de sorgulanması gerektiği belirtildi.

“Erkek çocuklarına gücü, kontrolü ve sahip olmayı; kız çocuklarına susmayı, uyum sağlamayı ve tahammül etmeyi öğreten bir kültürle kadın cinayetlerini önleyemeyiz” denilen açıklamada, kıskançlığın sevgi, kontrolün koruma, baskının ise sahiplenme olarak sunulmaması gerektiği vurgulandı.

“AİLE VE MAHREMİYET ŞİDDETE DOKUNULMAZLIK SAĞLAYAMAZ”

Kadının kendi yaşamı hakkında karar vermesinin, sınırlarını çizmesinin, bağımsızlaşmasının veya bir ilişkiyi sonlandırmasının en temel haklarından olduğu belirtilen açıklamada, özellikle ayrılık dönemlerinde şiddet riskinin artabileceğine dikkat çekildi.

Açıklamada, “Evin kapısı şiddeti özel hale getirmez” denilerek, “aile”, “mahremiyet”, “gelenek”, “namus” veya “karı-koca meselesi” gibi kavramların şiddete dokunulmazlık sağlayamayacağı ifade edildi.

Kadına yönelik şiddetin özel hayatın değil, insan haklarının, halk sağlığının, adaletin ve toplumsal güvenliğin meselesi olduğu kaydedildi.

“KADIN CİNAYETLERİ KADER DEĞİLDİR, ÖNLENEBİLİR”

Kadın cinayetlerinin önlenebilir olduğuna dikkat çekilen açıklamada, cinayet gerçekleştikten sonra failin yakalanması ve cezalandırılmasının gerekli olduğu ancak bunun tek başına yeterli olmadığı belirtildi.

“Devletin sorumluluğu yalnızca cinayetten sonra adaleti sağlamak değil, cinayetten önce yaşamı korumaktır” denilen açıklamada, kadına yönelik şiddetle mücadelede bütünlüklü, sistematik ve sürdürülebilir bir yapı kurulması talep edildi.

Çalışma Grubu, sağlık, sosyal hizmet, kolluk ve adalet sistemlerinde standart şiddet ve ölüm riski değerlendirmeleri yapılmasını istedi.

Tehdit, ısrarlı takip, kontrol davranışları ve geçmişte yaşanan şiddetin ciddiye alınması gerektiği belirtilen açıklamada, yüksek risk altındaki kadınların hızla belirlenmesi ve gerekli koruma mekanizmalarının gecikmeden devreye sokulması çağrısında bulunuldu.

Kadınların kolay ve güvenli biçimde ulaşabileceği destek hatlarının, kriz merkezlerinin ve güvenli barınma olanaklarının güçlendirilmesi gerektiği kaydedildi.

KURUMLAR ARASINDA KOORDİNASYON ÇAĞRISI

Sağlık, sosyal hizmet, kolluk ve adalet kurumları arasında etkin koordinasyon ve gerekli bilgi paylaşımının sağlanması gerektiği belirtilen açıklamada, şiddet uygulayan kişilere yönelik yalnızca cezalandırıcı değil, şiddet riskini azaltmayı amaçlayan yapılandırılmış müdahale programlarının geliştirilmesi de istendi.

Çocukluktan itibaren toplumsal cinsiyet eşitliği, karşılıklı saygı, kişisel sınırlar, rıza ve şiddetsiz ilişki kurma konularını içeren eğitim politikalarının hayata geçirilmesi gerektiği ifade edildi.

“KÜÇÜK TOPLUM KOŞULLARI DİKKATE ALINMALI”

Kıbrıs’ın küçük bir toplum olmasının da kadına yönelik şiddetle mücadelede dikkate alınması gerektiği belirtilen açıklamada, fail, mağdur ve yardım alınabilecek kişilerin birbirini tanıyabildiği; ekonomik ve sosyal çevrelerin iç içe geçtiği bir ortamda kadınların yardım istemesinin daha zor olabileceğine dikkat çekildi.

Bu nedenle başvuru mekanizmalarının yalnızca oluşturulmasının yeterli olmadığı, kadınların bu mekanizmalara güvenli, gizli ve damgalanmadan ulaşabileceklerine inanması gerektiği kaydedildi.

Çalışma Grubu, kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri konusunda “kanıta dayalı, sistematik, sürekli ve sonuçları ölçülebilir bir önleme politikası” oluşturulmasını talep etti.

“HER CİNAYETTEN SONRA SİSTEM DE DEĞERLENDİRİLMELİ”

Her kadın cinayetinin ardından yalnızca failin değil, sistemin de değerlendirilmesi gerektiği vurgulanan açıklamada şu sorular yöneltildi:

“Bu kadın daha önce tehdit edilmiş miydi? Şiddete maruz kalmış mıydı? Yardım istemiş miydi? Kim biliyordu? Kim gördü? Hangi kurum haberdardı? Risk değerlendirmesi yapıldı mı? Koruyucu mekanizmalar çalıştı mı? Çalışmadıysa neden çalışmadı?”

Bu soruların sorulmasının suçlu aramak değil, bir sonraki ölümü önlemek için sorumluluğu ortaya koymak olduğu belirtildi.

Her kadın cinayetinin ardından bağımsız ve çok disiplinli vaka incelemesi yapılması gerektiği ifade edilen açıklamada, kadının daha önce hangi kurumlarla temas ettiği, riskin hangi aşamalarda fark edilebileceği ve hangi müdahalelerin yapılıp yapılmadığının sistematik biçimde değerlendirilmesi gerektiği kaydedildi.

Amaçlarının yalnızca geçmişte kimin hata yaptığını belirlemek olmadığını belirten Çalışma Grubu, aynı hataların bir sonraki vakada tekrarlanmasının önüne geçilmesi gerektiğini vurguladı.

“BİR SONRAKİ KADIN İÇİN BUGÜN NEYİ DEĞİŞTİRECEĞİZ?”

Kadın cinayetlerinin yalnızca öldürülen kadınla sınırlı sonuçlar doğurmadığı; çocukların, ailelerin, yakınların ve toplumun da bu şiddetten etkilendiği belirtilen açıklamada, şiddetin normalleştiği bir toplumda hiç kimsenin gerçekten güvende olamayacağı ifade edildi.

Kadın cinayetlerine karşı sıfır toleransın yalnızca bir slogan olmaması gerektiği kaydedilen açıklamada, devlet, adalet sistemi, kolluk, sağlık ve sosyal hizmetler, eğitim kurumları, medya, meslek örgütleri ve toplumun ortak sorumluluk üstlenmesi gerektiği belirtildi.

Her ölümün ardından yalnızca “Fail nasıl cezalandırılacak?” sorusunun sorulmaması gerektiği vurgulanarak, “Asıl soru şudur: Bu kadın nasıl hayatta tutulabilirdi?” denildi.

Açıklama, “Bir sonraki kadın için bugün neyi değiştireceğiz?” sorusuyla sona erdi.

Çalışma Grubu, kadınlar öldürüldükten sonra adalet istemek zorunda kalınmaması ve kadınları yaşarken koruyacak sistemin şimdi kurulması çağrısında bulundu.

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

En güncel gelişmelerden hemen haberdar olmak için

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.