KÜLTÜR-SANAT
okuma süresi: 13 dak.

Hakan Çaydamlı yazdı: Hermann Göring: Korkuyu yöneten adamın son gecesi

Hakan Çaydamlı yazdı: Hermann Göring: Korkuyu yöneten adamın son gecesi

Ekonomist-yazar Hakan Çaydamlı, “Hermann Göring: Korkuyu Yöneten Adamın Son Gecesi” başlıklı yazısında, Nazi Almanyası'nın en güçlü isimlerinden Hermann Göring'in Nürnberg Hapishanesi'ndeki son dönemini ve halkın savaşa nasıl razı edilebileceğine ilişkin sözlerini ele alıyor. Çaydamlı, Göring'in savaş, tehdit ve vatanseverlik söylemleri üzerinden toplumların yönlendirilmesine ilişkin değerlendirmelerini, Nazi rejimindeki konumu ve Nürnberg'deki yargılanma süreciyle birlikte inceliyor.

Yayın Tarihi: 21/09/26 13:49
okuma süresi: 13 dak.
Hakan Çaydamlı yazdı: Hermann Göring: Korkuyu yöneten adamın son gecesi

Ekonomist-yazar Hakan Çaydamlı, "Hermann Göring: Korkuyu Yöneten Adamın Son Gecesi" başlıklı yazısında, Nazi Almanyası’nın en güçlü isimlerinden Hermann Göring’in Nürnberg Hapishanesi’nde yaptığı ve halkın savaşa nasıl razı edilebileceğini anlattığı konuşmayı mercek altına alıyor.

Çaydamlı, Göring’in savaş, tehdit ve vatanseverlik söylemleri üzerinden toplumların nasıl yönlendirilebileceğine ilişkin sözlerini, Göring’in Nazi rejimindeki konumu ve Nürnberg’deki yargılanma süreciyle birlikte ele alıyor.

Ekonomist-yazar Çaydamlı'nın yazısının tamamı şu şekilde:

"GÜCÜN ZİRVESİNDEN NÜRNBERG HÜCRESİNE

Hitler'in halefi ilan edilen, Luftwaffe'nin başkomutanı, Reichstag Başkanı ve Nazi Almanyası'nın en güçlü adamlarından biri... Hermann Göring, Nürnberg'de ölüm cezasına çarptırıldığında bile yenilgiyi kabul etmiş görünmüyordu. 18 Nisan 1946'da hapishane hücresinde yaptığı bir konuşmada, halkın savaşa nasıl razı edilebileceğini anlattı. Aradan seksen yıl geçmesine rağmen sözleri ürkütücü biçimde tanıdık: Bir dış tehdit yarat, itiraz edenleri vatanseverlikten uzak olmakla suçla ve toplumu liderin arkasında topla. 

Hermann Göring'in Nürnberg'deki son aylarını anlatan pek çok hikâye var. Hitler'in en yakın adamlarından biri, Luftwaffe'nin başkomutanı ve bir dönem Almanya'nın resmî halefi olarak görülen Göring, artık bir hapishane hücresinde savaş suçları sanığı olarak bekliyordu. 

Fakat 18 Nisan 1946'da yaşanan konuşma, bütün bu hikâyelerin arasında ayrı bir yere sahip. Çünkü Göring o gün savaşın nasıl kazanıldığını değil, bir halkın savaşa nasıl razı edildiğini anlattı. 

Konuşmayı dinleyen kişi, Nürnberg Hapishanesi'nde sanıkları gözlemleyen Amerikalı psikolog Gustave M. Gilbert'ti. Gilbert, bu görüşmelerin bir bölümünü daha sonra Nuremberg Diary (Nürnberg Günlüğü) adlı kitabında yayımladı. 

Ve Göring'in söyledikleri, bugün hâlâ insanı rahatsız edecek kadar tanıdık. 

'HALK SAVAŞI İSTEMEZ'

Gilbert'in aktardığına göre konuşma savaşın halk tarafından nasıl karşılandığı meselesine geldi. 

Göring, sıradan insanların savaştan yana olmadığını kabul ediyor, fakat bunun siyasi açıdan belirleyici olmadığını savunuyordu. 

Gilbert'in Nuremberg Diary'de aktardığı şekliyle Göring şöyle diyordu: 

'Doğal olarak sıradan insanlar savaş istemez... Ama sonuçta ülkenin politikasını belirleyen liderlerdir ve halkı peşlerinden sürüklemek her zaman kolaydır; ister demokrasi olsun, ister faşist diktatörlük, ister parlamento, ister komünist diktatörlük.' 

Gilbert buna itiraz etti. Demokrasi ile diktatörlük arasında bir fark olduğunu, demokrasilerde halkın seçtiği temsilciler aracılığıyla karar mekanizmasına katıldığını hatırlattı. 

Göring'in cevabı ise konuşmanın en çarpıcı bölümünü oluşturuyordu: 

'Sesleri olsun ya da olmasın, halk her zaman liderlerin istediğini yapmaya yönlendirilebilir. Bu kolaydır. Onlara saldırıya uğradıklarını söylemeniz ve pasifistleri vatanseverlikten yoksun olmakla, ülkeyi tehlikeye atmakla suçlamanız yeterlidir. Her ülkede aynı şekilde işler.' 

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. 

Yukarıdaki sözler, Gilbert'in kitabında aktardığı Göring–Gilbert konuşmasına aittir. Buna karşılık internette sıkça dolaşan, 'Bir hükümetin insanları köleleştirmek için yapması gereken tek şey onları korkutmaktır' şeklindeki uzun alıntı, bu konuşmanın birebir metni değildir. Bu ifade Göring'e yaygın biçimde atfedilse de, 18 Nisan görüşmesinin gerçek metninde bu şekliyle yer almaz. 

Asıl sözler zaten yeterince çarpıcıdır. 

Çünkü Göring burada soyut bir "korku teorisi" anlatmıyor; siyasi manipülasyonun somut adımlarını sıralıyor: 

İnsanlara bir tehdit olduğunu söyle. Onlara saldırı altında olduklarını anlat. Savaşa karşı çıkanları vatansever olmamakla suçla. Sonra da toplumu liderin arkasında birleştir. 

GÖRİNG GERÇEKTEN BİR SIR MI AÇIKLIYORDU?

Göring'in sözleri ilk bakışta bir itiraf gibi okunabilir. 

Sanki Nazi propagandasının nasıl çalıştığını açıkça anlatıyordu. Fakat mesele o kadar basit değil. 

Çünkü Göring aynı zamanda kendi sorumluluğunu da küçültmeye çalışıyor olabilir. 

Onun anlatımında halk, savaşı istemeyen ama liderleri tarafından yönlendirilen pasif bir topluluktu. Asıl karar verenler ise liderlerdi. 

Bu, Göring'in kendi konumu düşünüldüğünde son derece ironik bir savunmaydı. Çünkü o, bu mekanizmanın dışındaki bir gözlemci değildi. 

Tam tersine, mekanizmanın en üstündeki adamlardan biriydi. 

GÖRİNG KİMDİ?

18 Nisan'daki konuşmayı anlamak için bunu hatırlamak gerekiyor. 

Göring, Hitler'in iktidara yükselişinde önemli rol oynadı. Nazi rejiminin kuruluş yıllarında Prusya polisinin Nazi kontrolüne alınmasında etkili oldu; Gestapo'nun kuruluş sürecinde rol oynadı. 

Aynı zamanda Reichstag Başkanı olarak Nazi Almanyası'nın parlamentosunun başına geçti. Böylece yalnızca rejimin güvenlik ve baskı aygıtında değil, devletin görünürdeki yasama mekanizmasında da en üst düzey konumlardan birini elinde tuttu. 

Daha sonra Luftwaffe'nin başkomutanı ve Dört Yıllık Plan'ın yöneticisi olarak Almanya'nın askerî ve ekonomik gücünün en üst düzey yöneticilerinden biri haline geldi. 

1939'da Hitler onu resmen halefi ilan etti. 

Yani hapishanede "liderlerin halkı peşlerinden sürüklediğini" anlatan adam, kendi döneminin en güçlü liderlerinden birinin en yakın çalışma arkadaşlarından biriydi. 

Dahası, Nürnberg Mahkemesi onun sorumluluğunu yalnızca siyasi nüfuzuyla sınırlı görmedi. 

NÜRNBERG'İN DÖRT SUÇLAMASI 

Göring, Uluslararası Askerî Mahkeme'de dört ayrı suçlama altında yargılandı: 

Birinci suçlama: ortak plan veya komplo. 

İkinci suçlama: barışa karşı suçlar; yani saldırgan savaşların planlanması, hazırlanması, başlatılması ve yürütülmesi. 

Üçüncü suçlama: savaş suçları. 

Dördüncü suçlama: insanlığa karşı suçlar. 

Mahkeme sonunda Göring'i dört suçlamanın tamamında suçlu buldu ve ölüm cezasına çarptırdı. 

Bu nokta önemli. Çünkü 18 Nisan'daki sözlerini yalnızca bir siyaset teorisi tartışması gibi okumak, konuşmanın tarihsel ağırlığını azaltır. 

Karşımızda, savaşın nasıl halka kabul ettirildiğini anlatan herhangi bir siyasetçi yoktu. 

Karşımızda, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlardan mahkûm edilmiş, Nazi Almanyası'nın en üst düzey yöneticilerinden biri vardı. 

Göring'in hücresindeki ders: Halk savaşı neden kabul eder? Ve; 

Bugün bu sözler neden bu kadar tanıdık geliyor? 

Belki de 18 Nisan görüşmesinin asıl çarpıcı tarafı burada. 

Göring'in anlattığı yöntem Nazi Almanyası'na özgü değildi. Zaten kendisi de bunun farklı siyasi sistemlerde kullanılabileceğini söylüyordu. 

Bugün de otokratik ve diktatöryal yönetimlerin propaganda dilinde benzer argümanlara rastlamak mümkün: 

Ülke tehdit altında. 

Dışarıdaki düşman bizi yok etmek istiyor. Şimdi birlik olma zamanı. 

İtiraz edenler ülkenin güvenliğini zayıflatıyor. Hükümeti eleştirmek düşmana hizmet ediyor. 

Bu argümanların hiçbiri tek başına bir diktatörlüğün kanıtı değildir. Gerçekten var olan savaşlar, güvenlik tehditleri ve dış müdahaleler elbette olabilir. 

Sorun, tehdidin varlığından çok, tehdidin siyaseten nasıl kullanıldığıdır. 

Göring'in tarif ettiği mekanizmada dış tehdit, yalnızca güvenlik politikasının gerekçesi değildir. Aynı zamanda içerideki muhalefeti susturmanın aracına dönüşür. 

Savaş karşıtı kişi artık sadece savaş karşıtı değildir. 

"Vatansever değildir." 

Hükümeti eleştiren kişi artık yalnızca muhalif değildir. 

"Ülkeyi tehlikeye atıyordur." 

Ve böylece siyasi tartışmanın zemini değişir. Artık soru, "Bu politika doğru mu?" değildir. Soru şuna dönüşür: 

"Bizden misin, düşmandan mı?" 

Göring'in 1946'da anlattığı şeyin bugün hâlâ ürkütücü görünmesinin nedeni tam da budur. 

FAKAT GÖRİNG'İN SÖZLERİNE NE KADAR GÜVENEBİLİRİZ?

Burada da dikkatli olmak gerekiyor. 

Göring, savaşın ve Nazi rejiminin sorumluluğundan sıyrılmaya çalışan bir sanıktı. Dolayısıyla söylediklerini tarafsız bir siyaset bilimi dersi gibi okumak doğru olmaz. 

Üstelik Nuremberg Diary bir mahkeme tutanağı değildir. Gilbert'in hapishanedeki görüşmelerini ve gözlemlerini yayımladığı bir kitaptır. Bu nedenle kitabın metnini, mahkeme stenografisinin kelimesi kelimesine tuttuğu bir kayıtla aynı şey olarak değerlendirmemek gerekir. 

Fakat bu, konuşmanın değerini ortadan kaldırmaz. 

Çünkü Göring'in söyledikleri, onun dünyayı nasıl gördüğünü ve siyasi liderlerin halk üzerindeki etkisini nasıl değerlendirdiğini gösteriyor. 

Daha da önemlisi, anlattığı yöntem yalnızca kendi rejimine özgü bir yöntem olarak sunulmuyor. Göring'e göre mesele rejimin adı değildi. 

Mesele, liderin tehdit duygusunu siyasete dönüştürme becerisiydi. 

SON PERDE: NÜRNBERG'DEN HÜCREYE 

Göring'in idamı 16 Ekim 1946'da gerçekleştirilecekti. 

Ancak 15 Ekim gecesi, Nürnberg Hapishanesi'ndeki hücresinde siyanür alarak hayatına son verdi. 

Siyanür kapsülünün eline nasıl geçtiği ise yıllarca tartışıldı. 

2005 yılında, Nürnberg Hapishanesi'nde görev yapmış eski Amerikan askeri Herbert Lee Stivers, ölümünden kısa süre önce dikkat çekici bir açıklama yaptı. 

Stivers'ın anlattığına göre, genç bir Alman kadın kendisiyle temas kurmuş ve Göring'e ulaştırması için küçük bir kapsül vermişti. Kadın bunun bir ilaç olduğunu söylemişti. Stivers da herhangi bir şüphe duymadan kapsülü Göring'e ilettiğini anlattı. 

Yıllar sonra geriye dönüp baktığında, kendisine verilen kapsülün Göring'in idamdan önce kullanacağı siyanür kapsülü olabileceğine inandığını söyledi. 

Eğer Stivers'ın anlattığı olay gerçekten buysa, Göring'in hayatının sonunu getiren kapsül, karmaşık bir casusluk operasyonuyla değil, genç bir Alman kadının hapishane kapısına kadar getirdiği küçük bir paketle hücresine ulaşmıştı. 

Ancak burada da kesinlik sınırını korumak gerekiyor. Stivers'ın anlatımı, olayın nasıl gerçekleştiğine ilişkin önemli bir tanıklık olmakla birlikte, kadının kimliği ve olayın bütün ayrıntıları bağımsız biçimde kesinleştirilmiş değildir. 

Kesin olan tek şey ise Göring'in o kapsülü kullanarak hayatına son verdiğidir. 

İKTİDARIN SON İRONİSİ

Bir zamanlar Hitler'in halefi olarak Almanya'nın en güçlü adamlarından biri olan Hermann Göring, ölüm cezasının infazından yalnızca birkaç saat önce öldü. 

Geride ise birbirinden farklı iki miras bıraktı. 

Birincisi, Nazi rejiminin suçlarındaki ağır sorumluluğuydu. Nürnberg Mahkemesi'nin dört suçlama alanının tamamında verdiği mahkûmiyet bunun hukuki ifadesiydi. 

İkincisi ise 18 Nisan 1946'da, bir hapishane hücresinde yaptığı konuşmaydı. 

Göring, insanların savaşı istemeyebileceğini, fakat liderlerin onları tehdit, saldırı ve vatanseverlik söylemi üzerinden savaşa yönlendirebileceğini anlatmıştı. 

Bugün bu sözlerin hâlâ yankı bulmasının nedeni, Göring'in olağanüstü bir fikir ortaya atmış olması değil. 

Eski bir siyasi yöntemi olağanüstü bir açıklıkla tarif etmiş olması. 

İnsanlara bir düşman göster. Tehdidi büyüt. 

İtiraz edeni şüpheli hâle getir. 

Ve topluma, güvenliğinin ancak liderin arkasında durmakla mümkün olduğunu anlat. Göring'in hikâyesindeki en büyük ironi belki de burada yatıyor: 

İktidarın insanları nasıl yönlendirdiğini çok iyi anlamıştı. Fakat o iktidarın kendisinin bir parçası olduğunu kabul etmeye hiçbir zaman gerçekten yanaşmadı. 

Aradan seksen yıl geçtikten sonra 18 Nisan 1946 tarihli o konuşmayı yeniden okuduğumuzda, soru hâlâ aynı: 

İnsanlar gerçekten savaşı mı ister, yoksa kendilerine savaşın gerekli olduğuna inandırıldıkları için mi savaşın arkasında dururlar? 

Göring'in cevabı açıktı. 

Ama onun hayatı, bu cevabın eksik kalan diğer yarısını da gösteriyordu: 

İnsanları korkutmak ve yönlendirmek için yalnızca korkuya değil, korkuyu siyasete dönüştürecek iktidar sahiplerine de ihtiyaç vardır. 

Göring onlardan biriydi"

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

En güncel gelişmelerden hemen haberdar olmak için

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.