Alexa atrk.gif
banner
banner
banner
banner
Ana Sayfa >> Yazarlar Gökhan ALTINER | 11 Ekim 2018, Perşembe

1974 öncesi yoksulluğa dönüş!

Paylaş  
3
7
2

En nihayet dört gözle beklediğimiz tüp gaz zammı okkalı şekilde geldi. Nerdeyse % 50 zamlanan gazı kim nasıl kontrol ediyor ki, bu kadar yüksek oranda yapıldı. Bakalım Hükümet bu zamma müdahale edecek mi? Edecekse ne kadar edecek. Zira bir binmede 23 liralık zam hali hazırda kış girişi vatandaşa gayet yerinde bir kazık oldu.

Tabii gelin görün heyecanla elektrik zammını bekliyoruz şimdi de. Bana sorarsanız bir an önce herkes evine hem odun hem de mum istiflesin. Şaka yapmıyorum. Kıbrıs Türkü 1974 öncesine dönüyor.

KKTC Ekonomisi neden istenilen kalkınmayı sağlayamıyor ve neden kalkınamıyor; bu konular üzerine birçok insan kelam kesmiştir. Hatta dönemin Başbakanı Ferdi Sabit Soyer’in hükümete geldiğinde en büyük hayali buydu. Ferdi bey samimiydi de bu düşüncelerinde, ama çeşitli ekonomik krizler buna izin vermemişti. Ekonomist dostum Görkem Çelebioğlu ile uzun bir aradan sonra buluşup bir kahve içtik. Bir süre önce dünyanın saygın ekonomi dergilerinden Forbes’de de bir yazısı çıkmıştı Görkem’in.

Görkem yurt dışındaki parlak geleceğini elinin tersiyle itip, kendi ülkesinde meyve vermeyi tercih eden ender insanlardan biri.

“Neden Kıbrıs Türkü kendi ayaklarının üzerinde duramasın, bu neden olmuyor” diye başladık sohbete ve çok derin bir sohbet oldu. Bu sohbetten doğan ve Görkem’in ekonomik akılla anlattıklarını sizlerle paylaşıyorum.

Bu ülkeden hiçbir şey olmaz diyenleriniz çoktur ama her şey hesap kitap ve vizyon işi işte.

Kıbrıs Türkü nasıl kendi ayakları üzerinde durabilir?

Çelebioğlu, “Düşünülen her tür ekonomik modelde: Federal Çözüm, Tayvan, Kosova, Cebelitarık ve benzerleri, Kıbrıs Türkü’nün kendi ayakları üzerinde durması şart. Çok tekrar edilip herkesin kafasında farklı bir resim oluşturan ‘’Kendi Ayakları Üstünde Durmak’’ ne demek? Mali boyutuyla söylenmek istenileni ekonomi bilimi çerçevesinde açıklayabiliriz. 1776 Yılında İskoç ekonomist Adam Smith’in temellerini attığı Ekonomi bilim dalının var olma sebebi budur. Bize düşen bu bilgileri KKTC’ye uyarlamak.  Ekonomik Bağımsızlık Özgürlük Getirir” diye başladı söze…

“Dünya tarihinin açık farkla en zengin ailesi Rothschild’lerdir. Sahip olduklar maddi güçle Napolyon’un sonunu getiren, Avrupa’nın tüm devletlerine hükmeden bir aile... İnsanlık tarihinde parayı en iyi kullanmasını bilen ailedir desek yeridir. Rothschild ailesinin kurucusu Mayer Rothschild’in 200 sene önceki söylemi:  ‘’ Bana bir ülkenin parasının kontrolünü verin, yasaları kimin yazdığı umurumda değil.’’

Parayı en iyi idare edenin gözlemi: Paranın kontrolü olmadan siyaset bir tiyatrodan ibaret.

Politika halkı oyalar ve eğlendirir. Ancak politika kendi başına ‘’Sonuç Odaklı’’ değildir. Sonucun ne olacağına parayı kontrol edenler karar verir. Paranın kontrolü değişmeden politikacıların yeni düzen kuracağına inanmak en iyi ihtimalle saflıktır. İşte bu yüzden Kıbrıs Türkü kendi ayakları üzerinde nasıl duracak sorusunun yanıtı Ekonomik Bağımsızlık’tan geçmekte. Ekonomik Bağımsızlık için yapılması gereken ilk iş Kıbrıs Türkü’nün parasını kimin kontrol ettiğini bulmak. Eğer kontrol halkta değilse, halkı memnun edecek bir politik düzenin kurulması da mümkün değildir. Ali gitmiş Veli gelmiş bir fark olmayacaktır” dedi..

İşte söyleşinin ayrıntıları…

Devlet ekonomisi

“KKTC’de bizim Özel Sektör diye tanımladığımız kesim dünyanın geri kalanına göre Ticari İşletme dahi değil. Ticari İşletmenin farkını anlamak için yanı başımızdan bir örnek.  Türkiye Bankaları Senelik 40 Milyon TL’den fazla satışı olan işletmeleri Ticari İşletme sınıfına koymakta. Eğer yıllık ciro bu tutarın altında ise KOBİ (Küçük ve Orta Boy İşletme) statüsüne tabi etmekte.

İngiltere’de ise yıllık satış rakamı 10 Milyon Sterlin ve üzeri şirketlerin bağımsız denetim raporuna ihtiyaçları var. Hem İngiltere’nin hem de Türkiye’nin çizgiyi nerede çektiğine dikkat edin... Her iki ülke de dünyanın en büyük 20 ekonomisi içerisinde.

KKTC ekonomisini konuşmaya her başladığımızda dönüp dolaşıp geldiğimiz yer Devlet idaresi.

İskandinav ülkelerinde ne varsa KKTC’de o yok. İstikrarlı bir nüfus yapısı, siyasi düzen, devlet harcamalarında şeffaflık, hem eğitim hem de sağlıkta Özel Sektör ve Devlet rekabeti ve daha niceleri...

Sosyal Devletçilik oynamaya çalışan KKTC, hem kendi insanının ekonomik becerisi hem de Türkiye’nin devamlı ekonomik katkılarıyla bu oyunu normalden uzun bir süre oynadı.  Özellikle Türkiye’nin desteklerini aşağıdaki tablodan net bir şekilde görebilmekteyiz.

Yeni kurulan KKTC’nin büyük miktarda dış yardıma muhtaç olması anlaşılabilir. Yeni bir devlet beraberinde birçok altyapı yatırım harcamalarını da beraberinde getirmiştir. Ancak 1983’deki düzen günümüze kadar devam etmemeliydi.

İngiltere’nin Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) kararı doğrultusunda tarımsal ürünlerimize engel koymaya başladığı 1994 yılına kadar gayet iyimser bir KKTC tablosu mevcut. Dış yardımları gittikçe azalan ve kendine yetebilen.

Aynı dönem KKTC’nin kendi ayakları üzerinde durmaya en yakın olduğu zaman. Bu dönem yurtdışı ile ticaretin ne kadar önemli olduğunu bize hatırlatmakta.

2001 sonrası dönemde ise Türkiye’nin Hibe ve Kredilerinin KKTC Devleti içerisindeki payı düzenli bir düşüş sergiledi. Tarihten hatırlanması gereken, Kemal Derviş ile başlayan Türkiye’nin sıkı mali politikasının doğum yılı da 2001 olmuştur.

Aynı dönemde Türkiye Cumhuriyeti’nin Kamu Borcu ekonomik büyüklüğe oranı %80’den %30’a geriledi.

Türkiye’nin yardımlarının bütçe içerisindeki payı azaldıkça KKTC Devleti’nin önüne iki seçenek belirdi.

Ya harcamaları kısıp  devletin ekonomi içindeki payını azaltacak, ya da vergi gelirlerini bir şekilde arttırıp harcamaya devam edecek.

Ortalama hükümet ömrü 1 buçuk sene olan bir ülkede Devletin harcamalarını kısması hayal bile edilemez. Zaten koltuktaki süre çok kısa... Onu da acı reçete uygulamaya kimsenin siyasi kredisi yok.

Doğal olarak KKTC Hükümetleri’nin tek çaresi daha fazla vergi toplamak oldu”.

Dolaylı vergi’nin doğrudan sonucu: Hayat pahalılığı

“Dolaylı vergiler yukarıda bahsettiğimiz gibi yediğiniz, içtiğiniz, tükettiğiniz mal ve hizmetlerden alınan bir vergidir. Dolaylı vergi doğrudan toplumun tüm kesimleri için hayat pahalılığı yaratmaktadır.

Avrupa Birliği Bahar 2017 Eurobarometre anketine göre vatandaşın bir numaralı şikayeti hayat pahalılığı. Aynı raporda gazetelerin manşetlerinden düşmeyen Kıbrıs Sorunu ancak 5. sırada kendine yer bulmakta. Kuzey Kıbrıs’ta hayat pahalılığı ile mücadeleyi gündeme almaya geç bile kalınmış.

Devletin ufalması ya da harcamalarını kısması mevcut siyasi düzende mümkün değil. Diğer taraftan doğrudan vergi toplumun hangi kesimini hedef alırsa alsın çok ciddi bir karşı tepki doğurmakta... 

Dolaylı vergilerin hayatımızdan yakın bir gelecekte çıkmayacağını öngörmek zor değil.

Üzerinde durulması gereken dolaylı verginin nasıl doğru kullanılabileceğini irdelemek olmalı. Hükümet edenlerin yada hükümet etmeye heveslenenlerin daha detaylı değerlendirmesi gereken konu bu”.

Doğru vergi politikası ekonomik bağımsızlık getirir

Aslında biz zaten dolaylı vergileri bazı durumlarda doğru kullanıyoruz. Sigara, Alkol, Ateşli silahlar ve benzeri lüks/eğlence ürünlerine %20’lik bir KDV yüklüyoruz. Bu ürünler lükse kaçtığı hatta sağlığa zararlı olduğu için talep edilen vergi oranları çok da tepki toplamamakta.

KKTC’de bu listenin çok daha genişletilmesi ve nüfus yapısına uyarlanması şart. Yeni dolaylı vergi kalemleri için seçenek çok...

Basit bir çalışma ile toplum sağlığını destekleyici vergiler getirilebilir. Dünya Sağlık Örgütü’nün tavsiyesi doğrultusunda şekerli yiyeceklere ve içeceklere yeni vergiler gelirse bundan kim zarar görecek? Zaten toplu tüketilmeyen bu ürünlerin Güney Kıbrıs’tan kaçak yollarla ülkeye sokulması da, et örneğinin tersine, cazip bir kaçakçılık yolu oluşturmayacak.

Bir diğer alternatif ise süratle gelişen medya sektöründen olabilir. Milyon dolarlık arabalara binen futbolcular, bölüm başına yüz binler kazanan evlilik programı sunucularının kazandığı parada KKTC halkının da katkısı var. Bir şekliyle bu medya harcamalarına vergi uygulanabilir.  Yeter ki konu gündeme gelsin.”

***********

Günün sözü

Ağzımın tadı yoksa… Hasta gibiysem… Boğazımda düğümIeniyorsa IokmaIar… BuIuttan nem kapıyorsam.. İnan hep güzeI gözIerinin hasretindendir.

Atilla İLHAN

 

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
5
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 

Facebook yorum
YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
0
YAZARIN SON 10 YAZISI
11 Aralık 2018, Salı    Başbakan, Atakan’dan mı hesap soracak?
10 Aralık 2018, Pazartesi    Bu ülkede insanın değeri yok
7 Aralık 2018, Cuma    Henüz nişanlıydılar
6 Aralık 2018, Perşembe    Yağmur yağdı. Paralar gitti
5 Aralık 2018, Çarşamba    Yazgımız değişti!
4 Aralık 2018, Salı    Biz umuttan önce ölmeyelim hocam!
3 Aralık 2018, Pazartesi    Naylon gitti sakkulli geldi
30 Kasım 2018, Cuma    Başbakan ne zaman müdahale edecek?
29 Kasım 2018, Perşembe    Emirnamenin arkasında Rumlar mı var?
28 Kasım 2018, Çarşamba    Çocuklar şiddetle savaşamazlar

banner
banner
banner
banner
banner
banner

Başbakan, Atakan’dan mı hesap soracak?
Gökhan ALTINER | 11 Aralık 2018, Salı
Başbakan, Atakan’dan mı hesap soracak?
Geçtiğimiz hafta yaşanan felaketin ardından tırmanan bir yol kavgası patlak verdi. Başka türlü olmasını da bekleyemezdik. Ortada aydınlatılması gereken önemli konular var. Gözle...
Bu ülkede insanın değeri yok
Gökhan ALTINER | 10 Aralık 2018, Pazartesi
Geçtiğimiz hafta sanki de başka bir haftaydı, yağmur, sel baskınları, korku dolu anlar ve ölüm. Hafta sonu hava kapalı gibiydi ama Pazar günü hayli güneşliydi. Hafta sonu Kıbrıs’a gelmiş bir insan geçtiğimiz hafta asl...
Henüz nişanlıydılar
Gökhan ALTINER | 7 Aralık 2018, Cuma
Bazen felaket sizden uzaktadır ve bir yerlerde kötü şeyler olurken bunu hiç hissetmeyebilirsiniz. Hatta hissetmediğiniz için umurunuz dahi olmaz. Bir yerlerde kötü birşeyler olurken bunu tahmin etseniz dahi ihtimal ve...