Alexa atrk.gif
banner
banner
banner
Ana Sayfa >> Yazarlar Gökhan ALTINER | 10 Eylül 2019, Salı

Yoğun bakıma giren ölüyor!

Paylaş  
76
24
70

Uzun bir günün ardından en nihayet çalışma masamın başındayım. Köşe yazımı yazmak için masamın başına oturduğumda kendimi çok huzurlu hissediyorum. Sanırım huzur bulduğum sayılı yerlerden biri de çalışma odam. İnsan kendisiyle baş başa kalıyor; tabii gün boyu susmak bilmeyen telefonları saymazsak.

Siyasi anlamda yazacak çok konu var ama bu konular konserve yiyecek gibidirler, yani son kullanım tarihleri uzundur. Her zaman yazarız, biraz beklesinler.

Bugün okuyacağınız yazı bir kadının bitmek bilmeyen gözyaşları vesilesiyle kaleme alınmıştır. Aslında geçtiğimiz hafta kaleme almaya çalıştığım ancak ne yazık ki okur kitlemin yüksek okuma tirajına ulaştırdığı, özetine baktığımızda bana göre hiçbir nazarı itibarı olmayan yazılardı. Elbette ki siyasi kulis yazmayı seviyorum. Anladığım kadarıyla okurlarım da beğeniyor ama bu yazıyı daha fazla erteleyemezdim.

İsminin açıklanmasını istemeyen bir bayan arkadaşımın başından geçen oldukça dramatik bir konu. Eşi hem okuldan, hem üniversiteden hem de askerden yakın olan bir dostumun eşinin babasıyla ilgili bir konu.

Telefonun ucunda bayram sonrası babasını bir anda kaybetmiş gözü yaşlı bir evladın hikâyesi. Dinledikçe ülkemizde kemikleşmiş ve kronikleşmiş sağlık sistemine, doktorlara ve elbette ki Sağlık Bakanlığına öfkem bir o kadar daha arttı.

Yoğun bakıma giren ölüyor

Evet, ne yazık ki bu ara başlık doğru. Eğer bir vesileyle Lefkoşa Devlet Hastanesi’nin ikinci katta ki yoğun bakım servisine yatmışsanız eceliniz gelmemişse bile yoğun bakımdan ölünüz çıkabiliyor. Geçtiğimiz hafta bir başka gazetede bu yazacaklarıma benzer bir olay yaşandı. Biraz araştırdığınızda bu ve buna benzer vakaların ne kadar çok olduğunu anlıyorsunuz.

İsmini açıklamak istemeyen bayan arkadaşımın adını “X” koyuyorum. Herkes hemen hemen bilir X demek tıp dilinde hayati fonksiyonlarını kaybetmiş insanlara verilen bir isimdir.

X arkadaşımızın babası ayağından rahatsızlanıyor. Arkadaşımız babasını bir devlet hastanesinden bir başka devlet hastanesine götürüyor. Babası orta yaşlı sapasağlam bir abimiz. Aslında ayağındaki de basit bir yaralanma. Gören devlet hastanesi doktoru bir antibiyotik verip yolluyor eve ama baba iyileşmiyor bir türlü. Derken yaradan kapılan enfeksiyonun kan düzeyi artıyor ve aile devlette bu işin çözülemeyeceğini anlayıp özel bir hastaneye yatırıyor. Baba biraz düzelecek derken tekrar sağlığı bozuluyor ve Lefkoşa Devlet Hastanesi’nde soluğu alıyorlar. Yapılan tüm tetkiklerin ardından yüksek dozda antibiyotik veriliyor. Hasta bir iyileşiyor bir düzeliyor derken Lefkoşa Devlet Hastanesi’nin ikinci katındaki yoğun bakıma kaldırılıyor.

Baba kendinde. X isimli arkadaşımız eşi ve ailesiyle birlikte kapıda bekliyorlar…  Zaten ne olduysa burada oluyor, hikâyeler bitmiyor.

Yoğun bakıma çıplak ayakkabıyla giriliyor

Zar zor görüyorlar babalarını, babalarının durumu çok da kötü değil, kendinde ve konuşuyor. Ancak bu günler geçip giderken bayan arkadaşımız yoğun bakımın kapısında görevli olan kişinin gelen giden hasta yakınlarına kaba ve öfkeli davranışlarına şahit oluyor “ hasta yakınını görmek isteyenler üstten hijyenik elbiseler giyiyorlar ama ayakkabılar ortada, hiç kimsenin ayakkabıları kapanmıyor ve dezenfekte edilmiyor. Şaşırıyorum, yoksa ayakkabılardan mikrop taşınmıyor mu yoğun bakıma diye derken kısa bir süre içerisinde babamın enfeksiyonu çok şiddetleniyor ve hayatını kaybediyor. Öyle anlıyoruz ki babam hastane mikrobu denilen ya da başka bir enfeksiyon kapıyor. Çünkü ciğerleri gelecek mikroplara açık hale geliyor. Konuşan, kendini iyi hisseden bir adam hızlı bir şekilde kötüleşiyor ve 3-5 gün içinde ölüyor. Babamın öldüğünü başka bir aile yakınımızdan öğreniyoruz. Hastaneye koşuyoruz hemen. Ne bizi arayan var ne soran var. Ortada doktor yok, kapıdaki görevli yok, öğrendiğimize göre bayram tatilini birleştirip uzatmış. Babama otopsi dahi yapılmamış. Ölüm belgesini alıyoruz. Onu da yine hastane görevlisinden. Ortada hiçbir yetkili yok. Babamızın öldüğünü haber veren de yok. Babanız öldü gelin alın diye bir başkası aranıyor. Bu geçen zaman zarfında başka nedenlerle yoğun bakıma giren ve yoğun bakım da enfeksiyon kapıp tedavisi uzayan ve halen yoğun bakımda yatan insanlar olduğunu öğreniyoruz. Tam bir kabus gibi”…

Evet tam da bir kabus gibi. Arkadaşım bana bu olayı oldukça uzun anlattı. Ben bir köşe yazısına sığabilecek kadar kısalttım. Anlattıkça ağladı hem de hiç durmaksızın. Herhalde bir babaya en güzel hediye bir kız evladıdır. Bunda hem fikir olmayacak kişi yoktur benimle.

Peki ne olacak bu hastanenin hali? Bakanlık Müsteşarı Mustafa Akçaba çok değerli bir adam ve yalnız başına mücadele veriyor bunu biliyorum.

Yeni bakan Ali Pilli’nin ayakları ne kadar yere basıyor emin değilim. Hali hazırda görevden alınacağı söylentileri şu sıralar çok.

Benim derdim bakanın görevden alınması da değil. Eğer bakanlık isimleri isterse aileye sorup verebilirim ve bir soruşturma da açılabilir ama tekrar sorayım; ne olacak bu hastane personelinin başına buyruk çalışma halleri. Hastalara ve hasta yakınlarına gösterilen çirkin muamele ne olacak?

Elbette çok iyi doktor ve sağlık görevlileri de var onlar üstlerine almasınlar bu yazdıklarımı ama gerçekten Lefkoşa Devlet Hastanesi’nin ikinci kattaki yoğun bakım servisinin olumsuz bir ünü var.

Giren ya hastalık kapıyor ya da sağ çıkmıyor.

Neden bu ülke de kimse yaptığı işi yeteri kadar ciddiye almıyor. Neden hastaneye sağlam girenin ölüsü çıkıyor, neden hastaneye giren enfeksiyon kapıp ölüyor?

Daha geçtiğimiz haftalarda kamyonlar dolusu ilaç çöpe atıldı.

Herkesin özel hastanelere gidecek parası olmadığını biliyoruz, kaliteli doktor ve sağlık görevlilerinin bu çirkin ve hantal sistem içinde demotive olduğunu da biliyoruz.

Bakan Ali Pilli sevilen bir doktor olduğu için seçildi, belki de uzun yıllar da seçilecek.

Umarım Ali Bey küçük nüfuslu Güzelyurt bölgesindeki hastalarına gösterdiği ilgiyi devletin hastalarına da aynı şekilde gösterir.

Takipçisi olacağız Sn. Bakan. Bilesiniz…

**************

GÜNÜN SÖZÜ

“Ana gibi yar, baba gibi devlet, evlat gibi servet bulunmaz.”

Hz. Ali

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
8
 
1
 
0
 
2
 
1
 
0
 
2
 

Facebook yorum
YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
0
YAZARIN SON 10 YAZISI
12 Kasım 2019, Salı    Cumhurbaşkanıma Cadillac yakışır...
11 Kasım 2019, Pazartesi    Özersay'da "Tatar" hazımsızlığı...
1 Kasım 2019, Cuma    Umudu kestim yurdumdan
31 Ekim 2019, Perşembe    Vergiler adil toplanıyor mu?
30 Ekim 2019, Çarşamba    Gyrocopter'ler hayli vukuatlı!
29 Ekim 2019, Salı    Memur paralı... Devlet fakir
28 Ekim 2019, Pazartesi    Ekonomik bağımsızlık ne zaman?
25 Ekim 2019, Cuma    Atakan'dan başka umursayan var mı?
24 Ekim 2019, Perşembe    Hükümette kriz var...
23 Ekim 2019, Çarşamba    Savaşan: "Siyaset edep ister..."

banner
banner
banner
banner

Cumhurbaşkanıma Cadillac yakışır...
Gökhan ALTINER | 12 Kasım 2019, Salı
Halkın Sesi Gazetesi bir gazetecilik başarısına imza attı ve aslında çok önemli bir detayı yakaladı. Hiçbirimiz bu detayı yakalayamadık. Bildiğiniz gibi 15 Kasım Cumhuriyetimizin kuruluş yıldönümü ve bu güzel günde re...
Özersay'da "Tatar" hazımsızlığı...
Gökhan ALTINER | 11 Kasım 2019, Pazartesi
Uzun bir aranın ardından yazı yazıyor olmak inanılmaz güzel bir duygu. Her ne kadar bazen tekrara girdiğimi hissetsem dahi. Ülke de konuşulması gereken o kadar önemli ekonomik sorunlar varken ne yazık ki ülke olarak C...
Umudu kestim yurdumdan
Gökhan ALTINER | 1 Kasım 2019, Cuma
Ne den her gün aynı ya da daha kötü diye düşündüm.  Ya da neden öfkemizi yenemiyoruz? Hayalleri ertelemeyi bir yana bırakın artık hayal de kurmuyoruz. Aşırı sinirliyiz ve birşeyler yapma isteğimiz tam anlamıyla yok ol...