Yetmişli yıllardan yaşam kesitleri

Yayın Tarihi: 30/05/14 08:00
okuma süresi: 6 dak.
A- A A+
Hangi on yılın çocuğusunuz? Ben 70li yılların çocuğuyum. Yaş itibarıyla 60 lı yılların çocuğu olmam gerekir, ama Kıbrıs'ın o sınırlı, dünyaya kapalı yıllarında büyüdüğümden 60lı yıllar, olup bitenin farkına varmadan geldi, geçti.

Geçen gün bir süpermarketin CD bölümünde inanılmaz ucuzluk vardı. 70li yılların pop müziklerinin 3 CDde toplandığı paketi £5 ödeyerek kapıverdim.

Şimdi bu yazıyı yazarken o eşsiz güzellikteki müzikleri dinliyorum. Kendimden geçercesine. Ve anılar bir film şeriti gibi gözümün önünden akıp giderekten.

Kişisel yaşamım için en önemli 10 yıldı 70li yıllar. Çok ilkler yaşadım bu yıllarda.

İlk kez gerçek göçü o yılların başında, 1970 yılında yaşadım. 18e 2 ay kala. Yaşam alanlarının ve ufuklarının dar olduğu bir yerden dünyanın en büyük, kozmopolit kentlerinden Londra'ya. Elektrik şoku yanısıra kültür şoku olduğunu da öğrendim o zaman.

Çok iyi sandığım İngilizcemle derdimi anlatmaktan aciz birkaç ay yaşadım önceleri. Sudan çıkmış balık misali. Sonradan Kıbrıs'ta bize öğretilen gramer ağırlıklı İngilizcenin ne kadar önemli olduğunu anlayacak ve öğretmenlerime müteşekkür olacaktım.

Bazen yeğenlerimle, çoğu zaman da tek başıma Londra'nın tüm müze ve galerilerini gezdim o yıl. İlk kez baleye gittim. İranlı arkadaşım Şirin ısrar etmeseydi aklıma bile gelmezdi.

İlk gitmeye başladığım dil okulunda çeşitli etnik kökenden gelen insanlarla haşır neşir oldum. Kıbrıslırumlarla ilk gerçek temasım ilk kez o okulda oldu.

Londrada 25 Aralık 1970 sabahı ilk kez kartopu oynadım. İlk kez Christmas hediyesi aldım o sabah.

Emeğimin karşılığının para ile ödendiği ilk yıllardı 70li yıllar. O zamanlar Wimpy bar olan Palmers Greendeki dükkanda bulaşıkçı olarak başladı iş serüvenim. Her Kıbrıslıtürkün kaderi idi o zamanlar önceleri bulaşıkçılık yapmak.

Pazar sabahları et yemekden bıktığımız zamanlar ahçımız Altan'ın (Starburgerin sahibi Altan Gültekin) yaptığı lezziz magarına, bulli yemeğinin tadı hala damağımda.

Maden grevleri bu yıllarda gerçekleşti. Meşakketli kışı o yılların başında yaşadık. Devamlı elektrik kesintisi olduğundan, O'Level sınavlarına kalın battaniyelere sarılıp mum ışığı altında çalışarak hazırlandım o soğuk, karanlık kış gecelerinde.

"Demir Lady" Thatcher döneminin başlangıcını yaşadık o yıllarda. Kolej öğrencisi iken yürüyüşlerde elimde megafon ağır Kıbrıs aksanı ile "Mrs. Thatcher milk snatcher" diye sokaklarda bağırdığımı hatırlarım. (Süt hırsızı Bayan Thatcher).

Diskoteklerle 1970 li yılların başında tanıştım. Platform ayakkabıları ilk kez bu diskolara gittiğim dönemde giydim. Kıbrıslırum arkadaşlarla halka olup 'Dancing on a Saturday Night' şarkısını oynadık her zaman Birds Nest'te.

Uluslararası ünlü bir sanatçının konserine ilk kez bu yıllarda gittim. Rainbow sinema salonunda Chuck Berry'inin gitarını ağlatışını büyük bir hayranlık ve coşku ile izledim.

İlk kez 70 yılında gözlük giydim. Miyop olduğum anlaşılmıştı. Aynı gün Tottenham'ın bir maçına gidişim. Maçı pek göremeden geçen 90 dakika. Pek birşey kaçırmadım!

Arsenal'ın maçlarına ilk gidişim Londra'ya geldikten birkaç hafta sonra oldu. Fanatik Arsenal hastası büyük dayımla defalarca daha Highbury North Bankda maç izleyecektik sonraları.

İlk kez sarhoş oldum bu yılların başında. Yarım şişe kırmızı şarapla. Kıbrıs'ın Othello şarabı idi galiba. Sonradan arkadaşlarımla votka içip sarhoş olacaktım, Carpenters'in şu an çalan 'Yesterday Once More' parçasının eşliğinde.

Ve siyasi bilincimin geliştiği bir dönem oldu o yıllar. Başlangıç, yeni kurulan CTP ileri gelenlerinden Naci Talat'ın Londra'ya gelişi ile oldu. Ardından Hüseyin Osman'ın biz gençleri toplayarak bilinçlendirdiği toplantılar.

Tatil dönemlerinde çalıştığım Metal Box fabrikasında sendikal hareket ve sosyalizm ile tanıştım. Yaşar İsmailoğlu abimizin biz öğrencilere tuvalette verdiği solculuk dersleri sayesinde.

İlk kez kiracılık yaşadım 1971 yılında. Sonradan çok evler gezecektik kiracı olarak eşimle. Harringay'deki bir evde kalırken alt katta kalan Erkan'ın acı acı ağlayışı kulaklarımda. Elvis'in öldüğünü duymuştu. O aşağıda, ben yukarıda günlerce Elvis şarkılarını çaldık.

Yaşadığımız başka bir evde kalan Türkiye'li genç bir çiftin başka bir kiracı tarafından yanlışlıkla Türkiye'den gelen mektuplarını açmasının ardından apar topar evden adeta kaçışlarının sebebini yıllar sonra anlayacaktım. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının katledildiği dönemdi o dönem.

Sonra ilk Kıbrıstürk sol öğrenci hareketi İKTÖF'e katılımım. Ardından şimdiye kadar uzanan gönüllü toplum hizmetleri.

İkinci kez aile yuvasından ayrılıp üç yıl süreyle öğrenci koğuşuna yerleşim. Öğretmen olarak mezun oluşum. İlk kez eğitimin gerçek amacının ne olması gerektiğini öğrendim o yıllarda.

Ve 1974. Metal Box fabrikasında, çok sıcak bir Ağustos günü sevgili Yaşar İsmailoğlu üzüntüyle Lefke'nin düştüğünü söylemişti bana. Ardından kabus gibi geçen günler.

Evlilik yaşamına atılımım. 1977 yılında, sonradan çalışacağım belediyenin merkezi, Haringey Civic Centre'de dünya evine giriş.

Ve ilk kez düzgün iş yaşamına atılımım. Bir danışmanlık bürosunda önce tercüman, sonra danışma memuru olarak başlayan ve çeşitli belediyelerde tam 30 yıl sürecek olan verimli bir iş dönemi.

David Cassidy'nin 'day dreamer' parçası çalıyor. Daldığım rüya aleminden sıyrılıp raporlarımı yazmam gerekiyor.

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Ertanç HİDAYETTİN yazıları