Bayram ve önemi

loading
15 Ağustos, Cumartesi
£

9.64

8.73

$

7.37

A- A A+

Bayram ve önemi

Kıbrıs Türk halkı olarak anavatan sayesinde Kurban bayramımızı, barış ve huzur içinde kutlamanın mutluluğu içindeyiz. Tüm halkımızın, ulusumuzun ve Müslümanların bayramını kutlarım.

İngiliz ve ondan sonraki dönemlerde de  bayram törenleri camilerde kılınan namazdan sonra başlardı. Genellikle tüm erkekler bayram namazına giderdi.

Bayram namazından sonra küçükler büyüklerinin eşini öperek bayramını kutlar, dualarını alır. Aile büyükleri de  harçlık vererek çocukları sevindirir.

Yaşanan dönemde bir çok kişi, bayramların eski tadının kalmadığını söylemekte ve geçmişi özlemektedir.

Kişisel görüşüme göre bunun birinci nedeni herhalde, bayramlarını vefat eden büyük ve sevdikleri ile beraber kutlayamadıklarından kaynaklanır.

İkinci nedeni ise, geçmişte bayramlar, aile büyükleri ile birlikte kutlanırdı. Yaşanan dönemde ise  bir çok kişi,  bayramı yabancı ülkelere tatile giderek kutlar.

Bayramlar, mutlulukların paylaşıldığı, neşe, birlik, beraberlik, dostluk kardeşlik duygularının yayıldığı bir gündür.

Aile büyükleri ziyaret edilerek elleri öpülerek unutulmadıkları, önemsendikleri gösterilir ve mutlu edilir.

Bayramlarda kimsesizlere ve muhtaçlara sahip çıkılır, ziyaretlerle hastaların ve yaşlıların acıları hafifletilir.

Kurban bayramı muhtaçlara, yardım elinin uzatıldığı onların mutlu edildiği bir gündür.

Bakımevleri, yaşlılar yurtları, huzur evleri yetimhaneler ziyaret edilerek sevindirilir .

Maalesef Kovid pandemisi nedeniyle Kurban bayramını, geçmişteki günlerde olduğu şekilde yakınlarımızı ziyaret ederek toplu halde  kutlamak mümkün sıkıntılıdır.

Kendi sağlığımız ve sevdiklerimizin sağlığını risk altına sokmamak için pandemi döneminde, büyüklerimizin ve sevdiklerimizin bayramını ziyaret yerine telefonla yapmak daha isabetlidir.

Kıbrıs Türk halkı olarak bayramları fırsat bilerek;  birlik beraberlik duyguları güçlendirilmeli. Dargınlıklara son verilmeli , kin, nefret, kıskanma, şiddet, çatışma, duyguları terk edilmeli.

1963-74 döneminde her konuda olduğu gibi bayramlarımızı da Rum saldırıları ve kuşatması altında buruk kutlardık. Yollarda seyahat eden Türkler kaçırılıp katledildiği için, farklı yerlerde yaşayan aile bireyleri bir araya gelerek bayramlaşamazdı.

1974’den sonra anavatanın koruması ve her konuda yanımızda olması sayesinde can ve mal korkusu içinde olmadan, barış ve huzur içinde yaşamamızın değerini takdir etmeliyiz.

Geçmişte yaşanan acı deneyimler unutulmamalı ve gelecek nesillerimizin de can ve mal korkusu içinde olmadan bayramlarını kutlama olanağına sahip olması için, anavatanın yanımızda olmasının yaşamsal değerini ve öneminin bilincinde olmalıyız.

Birlikten dirlik doğacağını unutmayalım. Zira milletimizin yükselmesi, muasır medeniyetler seviyesini yakalayabilmesi birlik, beraberlik, kardeşlik duygularının güçlenmesine bağlıdır.
 
Yüce milletimizin tarihindeki şanlı zaferlerin, ortaya koyduğu kahramanlık destanlarının, kurduğu medeniyetlerin, dünyaya ışık tutacak şekilde geliştirdiği kültürlerin temelinde, milletçe birlik ve beraberlik içinde olma bilinci vardır.
 
“Müminler ancak kardeştirler”  ilahi hükmüne gönül vermiş ecdadımız birlik, beraberlik ve kardeşlik şuuruyla hareket etmiş ve üç kıtaya hükmetmiştir.
 
Onların torunları olan bizler de bayramları fırsat bilerek; bu toprakları bize emanet eden atalarımızın ruhlarının şad olması için onların doruk noktaya ulaştırdığı birlik ve beraberlik ruhunu kaybetmemeliyiz.
 
Her zamankinden daha fazla huzura - sükûna ihtiyacımızın olduğu zamanımızda, fitne ve fesatçılar bizi aldatmamalıdır. Onların oyunlarıyla oyalanmadan birbirimize yaklaşmalıyız.

“Kardeşimsin” diyerek kucaklaşmalıyız. Gönül birliği, ruh birliği ve cennet vatanda yaşama sevinci içinde olmalıyız.
 
“Müminlerin dertleriyle dertlenmeyen bizden değildir”  buyuran sevgili Peygamberimizin bu düsturuna uymalıyız.

Bayram sevincini her günümüze yansıtmalıyız.
Her günümüz bayram gibi olsun. 
Kalplerimiz Kur’an ve iman nuruyla dolsun. Gönüllerimiz saadetli, hanelerimiz bereketli, vücutlarımız sıhhatli, bayramımız mübarek olsun.
 
Yazımı Alvarlı Efe Hazretlerinin şu dizeleri ile bitiriyorum:
 
Can bula cananını,
Bayram o bayram ola.
Kul bula sultanını,
Bayram o bayram ola.

Hüzn-ü keder def ola.
Dilde hicap ref ola.
Cümle günah af ola.
Bayram o bayram ola.
 
Bayramlar aile bağlarını güçlendiriyor Bayramlar aile bağlarını güçlendirildiği dönemlerdir. Her şeyi yolunda giden orta yaş grubundan ziyade çocuklar ve yaşlılar için çok daha önemlidir bayramlar. Orta yaş grubu kendini düşünerek, genelde tatil ve eğlence gibi görebilmekteyken bayramları çocuk ve yaşlılar için daha farklı anlam taşır bayramlar. Gücü elinde bulunduran orta kesim o nedenle onları da mutlu edecek hareket ve davranışlarda bulunmalı. Bayramlarda duygu paylaşımı olur. O nedenle bu dönemlerde sevgi dilinin kullanılması çok çok önemli. Bu hediyeleşmek olur, takdir, onay ya da tebessüm dolu bir ifade ile olabilir.


Yarın kurban bayramı, tüm ailelerin şimdiden bayramını kutluyorum… Nerde o eski bayramlar, diyenlerin sayısının oldukça fazla olduğunu düşünmekteyim… Eski bayramlara, özlediğimiz neydi? Neden o eski bayramlar yok? Bence eski bayramların güzel olarak algılanmasını sağlayan, ailelerin, akrabaların bir arada paylaşımlarıydı… Artık herkes bayramda tatile gitme planları yapıyor… Bir arada paylaşımlar azaldıkça azalmaya devam ediyor… İnsanlar birlikteliklerden kaçtıkça yalnızlığa doğru gidiyor, belki farkında olarak, belki de olmayarak… Yine bir bayram gelirken, Prof Dr. Nevzat Tarhan’ın bayramla ilgili çok ilgimi çeken makalesini siz okuyucularımla paylaşmak istedim. Makalede de bahsedildiği gibi gerçekten o eski hareketli, cıvıl cıvıl geçen bayram günlerini hep özler olduk…

Kültürümüzde önemli bir yeri olan, birlik, beraberlik, paylaşım ve dayanışmanın arttığı dönemler olarak kabul gören bayramlar, son dönemlerde asıl amacının dışında yaşandığı gerekçesiyle hep tartışılır oldu. Toplum ruh sağlığı bilimcileri, akademisyenler dünyada bireyselleşmeye doğru bir yönelimin olduğundan her fırsatta bahsederken, bundan bayramlar da nasibini alıyor. Her geçen gün daha da bencilleşen birey, bayramlarda bir arada olmak yerine yalnızlığı tercih edebiliyor. Ailesinin yanında olmaktan ziyade gözden uzak tatil-eğlence planları yapabiliyor. Peki, bu doğru mu? İlla ki bir yerlere gidilecekse kişi nasıl bir yol izlemeli?

Prof. Dr. Nevzat Tarhan anlatıyor… Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan bayramlarda aile bağlarının güçlendiğini vurguluyor. Toplum olarak bu dönemlerde sevgi dilinin kullanımına ayrı bir önem gösterilmesi gerektiğine dikkat çeken Tarhan, bu dönemde toplum olarak sevgi cömerti olunması gerektiğini söylüyor. Tarhan eğlence yerine kişilerin aileleriyle mutlu olabilmesini başarabilmesi gerektiğini sözlerine ekliyor. Bayramların toplum ve bireyin ruh sağlığına etkilerine ilişkin Tarhan önemli değerlendirmelerde bulunuyor. Bayramlar aile bağlarını güçlendiriyor Bayramlar aile bağlarını güçlendirildiği dönemlerdir.

Her şeyi yolunda giden orta yaş grubundan ziyade çocuklar ve yaşlılar için çok daha önemlidir bayramlar. Orta yaş grubu kendini düşünerek, genelde tatil ve eğlence gibi görebilmekteyken bayramları çocuk ve yaşlılar için daha farklı anlam taşır bayramlar. Gücü elinde bulunduran orta kesim o nedenle onları da mutlu edecek hareket ve davranışlarda bulunmalı. Bayramlarda duygu paylaşımı olur. O nedenle bu dönemlerde sevgi dilinin kullanılması çok çok önemli. Bu hediyeleşmek olur, takdir, onay ya da tebessüm dolu bir ifade ile olabilir.

Kıbrıs Gazetesi gerek basın çalışanlarının içinde bulundukları koşullar, gerekse “halkın haber alma hakkı” gibi temel demokratik bir hakkın yerine getirilmesi anlamında ne kadar “özgür” olunabildiği açısından, elbette söylenebilecek çok şey var. Sayıp dökülecek çok olumsuzluk var. Ama, yıllardır hep dikkat çekmeye çalıştığım “gerçekçi” bazı değerlendirmelerimi, bir kez daha, dürüstçe, tekrarlamam gerek.

En başta, “basın özgürlüğü” kavramını “sorumsuzluk”, “her aklından geçeni yazma, söyleme özgürlüğü” diye anlamamak gerektiğini her vesileyle ifade ediyorum. Hele de, asparagas, sansasyon haberciliği ve şantaj gazeteciliği gibi sapmalara asla tolerans tanınmaması, “basının güvenilirliği” adına “ön koşul”.

“Devlet veya sivil toplum basına destek olsun” derken de, yapıcı, düzeyli ve samimi gazetecilik hizmetini hep ayırıyorum. Zira, aksi örnekler o kadar çok ki ülkemizde…Ne adam gibi gazetecilik yapıyorlar, ne halka ulaşıyorlar, ne de topluma bir fayda temin ediyorlar. Resmi ilan kaynaklarını, sivil toplumun desteklerini “geçim kaynağı” olarak kullanıyorlar. Ve açık söylüyorum; mesleğe de, topluma da kötülük ediyorlar.

Türkiye’de bin civarında yerel gazete var. İddia ediyorum, ciddi bir elemeden geçirilse, gerçekten gazetecilik hizmeti veren gazete sayısı 200’ü geçmez. Dijital medyada durum daha da vahim. Ciddi, sorumlu hizmet veren internet sitesi veya internet televizyonu sayısı, her kentte tek bir elin parmakları ile sınırlı kalır.

Türkiye’de, gerçek manada gazetecilik yapan yerel gazetelerin ya da dijital medya organlarının yaşatılabilmesi, güçlendirilebilmesi ve her şeyden önemlisi “haksız rekabet” yüzünden mağdur olmalarının önüne geçilebilmesi için, öncelikle yapılması gereken, doğru ve gerçekçi kriterlerle, ciddi bir eliminasyona gidilmesidir. Toplumun istismar edilmemesi için de gereken budur. Ve bu, demokrasinin, çok sesliliğin ihlali de değildir.

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.