Özgür: "Hükümet rüştünü ispatlamak zorunda"

Yayın Tarihi: 08/08/18 07:00
okuma süresi: 10 dak.
A- A A+

  • Gelinen aşamada kriz adeta bir kurşun gibi deldi geçti ve kan akmaya devam ediyor. Yüzlerce insanın aylık taksitleri maaşlarını aştı. Hükümetin pansuman niteliğinde ilave tedbirler alması gerekiyor. Borç taksitlerinin gelirin yüzde 70'ini aşmayacak şekilde yeniden vadelendirilmesi için bir şeyler yapılmalı. Emlak ve araba satışları tamamen durdu. Piyasaya acil para girmesi gerekiyor.
  • Kaynağa erişmenin tek metodu ise reform yapmaktır. Hükümetin zamana oynama, reformlara olası karşı çıkışlardan ürkerek, elini korkak alıştırma lüksü yok bu koşullarda. Kısa vadede reform iradesi netleşmezse ekonomik kriz çok büyük bir siyasi krizi tetikleyecek. En azından Meclise sevk edilmiş yapısal düzenleme niteliğindeki düzenlemelerin tümünün tatil döneminde komitelerde görüşülmesini sağlayarak dörtlü koalisyon bu anlamda rüştünü ispatlamak durumunda.
  • Hükümetin tek çıkış yolu ürettiğinden fazla tüketen bu yapıyı elleyeceğine dair ekonomi çevrelerine net mesajlar vermektir. Ancak bu sayede zam popülizmi ile başa çıkılabilir. Beklentiler şu anda oldukça negatif. Bunu pozitife döndürmek için hükümetin somut bir program açıklaması lazım. Bu programın reel sektörün ekonomi içindeki payını nasıl artıracağı net bir biçimde ortaya konmalı.

Maliye eski bakanı Birikim Özgür ile buluşup güzel bir sohbet yaptık. Aslında Birikim Özgür bana hep işte CTP'nin modern yüzü hissiyatını vermiştir. Bir yanda geleneklerine sıkı sıkıya bağlı kalırken diğer taraftan da Türkiye ile ilişkileri dengede tutmaya çaba sarf eden ve kendi ülkesi için maksimum menfaatini düşünen ve talep eden bir vizyonu var. Tabii bu vizyonumaliye bakanı olduğu dönemlerde belli çevrelerce kabul görmemiş olsa dahi bana göre CTP'nin Ankara ile ilişkilerini sağlıklı bir zemine çekme konusunda çabaları hayli işe yaramıştır ama yetmemiştir.

İşte söyleşimizin detayları;

Özgür: "Çok büyük bir krizle karşı karşıyayız. Nesnel koşulları göz ardı ederek zam popülizmi yapılması doğru değildir.

Yılın ilk yarısında hükümet elinden geldiğince enflasyonu dizginlemeye çalıştı. İthal ürünlerin vergisi düşürüldü, akaryakıta yapılması gereken zamlar ötelendi, sütteki artış baskılandı, kira stopaj vergisi azaltıldı, kredi borçlarının yapılandırılmasında birtakım kolaylıklar sağlandı. Yılın ikinci yarısında da hükümet halkı düşünerek bütçe açığını kapatmak için akaryakıttaki FİF'i yeniden düzenlemeyi tercih etmedi.

Gelinen aşamada kriz adeta bir kurşun gibi deldi geçti ve kan akmaya devam ediyor. Yüzlerce insanın aylık taksitleri maaşlarını aştı. Hükümetin pansuman niteliğinde ilave tedbirler alması gerekiyor. Borç taksitlerinin gelirin yüzde 70'sini aşmayacak şekilde yeniden vadelendirilmesi için bir şeyler yapılmalı. Emlak ve araba satışları tamamen durdu. Piyasaya acil para girmesi gerekiyor. Bu yıl Türkiye'nin altyapı yatırımları için sunduğu hibe miktarı 467 milyon TL. Bunun en fazla yüzde 20'si realize oldu. Türkiye yetkilileri ile birlikte bir yöntem geliştirip geçici bir dönem için farklı bir uygulamaya gidilmesi halinde piyasaya kamu yatırımları eliyle 350 milyon TL gibi ciddi bir kaynak arz edilebilir.

Hükümet rüştünü ispatlamak zorunda

Bütçe açığı elbette bir diğer ciddi sorun. Eğer FİF yeniden düzenlenmeyecekse 2019 öncesinde yapılabilecek ilk akla gelen şey reform destek ödeneğidir. 2018 yılında bu kalemden erişilebilecek toplam miktar 960 milyon TL'dir yani bütçe açığının 3 katından fazladır. Bu kaynağa erişmenin tek metodu ise reform yapmaktır. Hükümetin zamana oynama, reformlara olası karşı çıkışlardan ürkerek, elini korkak alıştırma lüksü yok bu koşullarda. Kısa vadede reform iradesi netleşmezse ekonomik kriz çok büyük bir siyasi krizi tetikleyecek. En azından Meclise sevk edilmiş yapısal düzenleme niteliğindeki düzenlemelerin tümünün tatil döneminde komitelerde görüşülmesini sağlayarak dörtlü koalisyon bu anlamda rüştünü ispatlamak durumunda.

2009 yılındaki büyük bütçe açığının ardından halkımız bu ülkeden göç etmesin, üretken sektörlerde çalışarak var olabilsin diye yeni bir yola girildi. Bu yolun özetle iki bacağı mali disiplin ve yapısal reformlardır. Zaten Türkiye ile mali yardım ilişkimizde 3 yıllık program uygulamasına geçişin de ana fikri Kıbrıs Türk siyasetinin popülizmden arınıp bu yola baş koymasıydı. Fakat 2009-2018 döneminde tek bir reforma dahi imza atılmadı. Mali disiplin bacağında ise zaman zaman popülist yönelimlerle harcamaları artırıcı uygulamalar gündeme getirilse de genelde performansımız iyi oldu. Bunun meyvelerini 2016-2018 döneminde UBP-DP hükümeti bozuk para gibi harcadı ve iç borç ödemesi yapabileceğimiz bir aşamaya gelindiği halde bu yapılmadı. Mali disiplin reformlarla desteklenmediği için ilk gelen krizle bu kumdan kale de yıkıldı ve tekrardan bütçe açığı dönemine girildi.

Kıbrıs Türk siyaseti gelecek nesilleri düşünerek elini taşın altına koyma anlayışına sahip değil. Geçmişteki yanlış mali yardım uygulamaları bizi hasta etti. Bu yıl da bütçe açığımıza 100 milyon TL'lik bir katkı öngörüldüğü halde bütçe açığı 300 milyon TL'lere ulaştı. Burada ana mesele elimizi taşın altına koymayı öğrenmemizdir. Ben bu fikri hep savundum. Çoğu zaman da anlaşılamadım. Geçmişte de bugün de tek derdim avuç açmadan kendi sorunlarımızla baş edebilmemizdir. Örneğin su konusunda da kavga bu hastalığımızdan kaynaklanmıştı. Altyapı yatırımlarını alıştığımız gibi cazgırlıkla Türkiye'ye yaptırmaya çalışanlarla onurlu bir toplum olmayı savunanlar arasındaki bir çatışması idi yaşananlar. Neticede onurumuzla, KKTC'de yapılacak ihale ile bu yatırımların gerçekleşeceği bir zemin yaratmayı başarmıştık ancak aradan geçen 3 yılda yine taş üstüne taş koymadığımız için geçtiğimiz haftalarda DSİ Ankara'da ihaleye çıkarak Güzelyurt ve Lefke'deki altyapı projelendirme çalışmasını bir firmaya verdi. Kelimeler gerçekten de kifayetsiz kalıyor.

Tüm diğer reformlarla ilgili de bizim yönetebileceğimiz koşullarda yapısal düzenlemelerimizi hızla hayata geçirmemiz gerekiyor ki kamu ticaretten çekilerek düzenleme ve denetleme fonksiyonlarını geliştirsin, halk da çağdaş anlamda kaliteli hizmetlere kavuşabilsin. Bu ana felsefe henüz yeterince kavranmış ve uygulamalara yansıtılmış değil. Zararı gören ise maalesef halk oluyor.

Hükümetin tek çıkış yolu Türkiye'den alınacak ek destek midir?

Hükümetin tek çıkış yolu ürettiğinden fazla tüketen bu yapıyı elleyeceğine dair ekonomi çevrelerine net mesajlar vermektir. Ancak bu sayede zam popülizmi ile başa çıkılabilir. Beklentiler şu anda oldukça negatif. Bunu pozitife döndürmek için hükümetin somut bir program açıklaması lazım. Bu programın reel sektörün ekonomi içindeki payını nasıl artıracağı net bir biçimde ortaya konmalı. Ve tabi ki bu program kapsamındaki yapısal düzenlemeler hayata geçirilirken sosyal yaralara da sebebiyet vermemek adına mutlaka dış finansmana ihtiyaç duyulacaktır. Dolayısı ile hem altyapı yatırımlarımızın artarak devam etmesi hem reel sektörümüzün çeşitli teşvik, hibe ve kredi faiz destek programlarıyla desteklenmesi hem de kamumuzun etkinliğini ve verimliliğini artırabilmemiz için bize teknik ve mali destek sunan tek ülke konumundaki Türkiye ile birlikte çalışmak, bu programı Türkiye ile birlikte kotarmak şarttır. Başka bir çare vardır diyenler aklını yitirmiştir, irrasyoneldir, romantiktir veya eski siyaset doğrultusunda Türkiye'ye saldırarak daha fazla kaynak temin edebileceklerini zannetmektedir. Böyle bir durum bana göre asla söz konusu değildir.

Şu anda kriz içinde kriz yaşıyoruz. Ana krizimiz, yapısal reformları uzun yıllardır ötelediğimiz için ürettiğimizden fazla tüketiyor oluşumuzdur. Bundan ötürü orta gelir tuzağına düştük. Kriz içindeki kriz ise bugün yaşananlardır. Eğer ana krize ilişkin Ağustos böceği gibi eğlenmeyip karınca gibi çalışsaydık bugünkü kriz bizi çok daha az etkileyecekti. Eğer bugün kamumuz bütçe açığı ve iç borç sıkıntılarıyla boğuşmasaydı döviz ve akaryakıttaki fiyat artışlarını vatandaşa yansıtmamak için farklı tedbirleri de konuşuyor olabilecektik. 2013'te CTP iktidara gelir gelmez tüm saçma sapan saldırılara rağmen ısrarla anlatmaya çalıştığımız gibi elektrik meselesini çözebilseydik, bugün arz çeşitliliğimiz farklı bir noktada olacaktı ve bu kadar yüksek zamlar yapılmayacaktı.

Gerek Dünya Bankası raporlarında gerekse Türkiye ile imzalanan protokollerde işaret edilen yapısal reformları uygulamayanlar veya uygulanmasını engellemek için canını dişine takanlar elbet bir gün halka bunun hesabını vermek zorunda kalacaklar. Bu kriz kim bilir belki de bu anlamda bir fırsata da dönüşecek.

Benim hayalim, gerek Dünya Bankası'nın ürettiği raporlardan gerekse Türkiye ile imzalanan protokollerden azami düzeyde yararlanabilecek, ilerlemeye koşut sürmeyecek toplum kesimleriyle de kafa kafaya vererek kendi ideal sentezlerimizle sistemimizi düzlüğe çıkarmamıza odaklanacak bir siyasetin artık bu ülkede ete kemiğe bürünmesidir.

**************

Günün Sözü

Her insanın hayatı aynı şekilde sona erer. Bir insanı diğerinden ayırt eden, nasıl yaşadığı ve nasıl öldüğünün ayrıntılarıdır.

Ernest Hemingway


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Gökhan ALTINER yazıları