Tek kelimeyle raydan çıktık...

loading
12 Temmuz, Pazar
£

8.66

7.76

$

6.86

A- A A+

Tek kelimeyle raydan çıktık...

Neden her gün aynı ya da daha kötü diye düşündüm. Ya da neden öfkemizi yenemiyoruz? Hayalleri ertelemeyi bir yana bırakın artık hayal de kurmuyoruz. Aşırı sinirliyiz ve birşeyler yapma isteğimiz tam anlamıyla yok oldu.

En kötüsü de tepki verme yetimizi kaybettik. Öğrenilmiş çaresizlik deyin ya da tükenmişlik deyin adı ne olursa olsun hızla çözülüyoruz ve gazı bitmek üzere olan bir lamba misali artık titriyoruz. Yüzümüze yaşadığımız tüm dertlerin karanlık gölgesi çökmüş.

Bu kadar karamsar olmak havalardan mıdır dersiniz?

Artık bir havamız da kalmadı insan olarak.

Her an bir cinayetle irkilebiliriz. Şu an bir yerlerde ya da dün gece yine bir kadın şiddet gördü, bir çocuk belki de ailesi tarafından horlandı ya da azarlandı, kim bilir belki dayak yedi. Hep söylemişimdir. Toplum olarak şu an yarınların ya da 15 yıl sonrasının dayak atacak, cinayet işleyecek, intihar edecek çocukları yetiştiriyoruz.

Ya da her an bir trafik kazasıyla irkilebiliriz. Örneğin önceki gece kazara ölebilirsiniz başlıklı yazımı kaleme alırken bir trafik kazası meydana geldi ve 15 yaşında bir çocuğumuz hayatını kaybetti. 17 yaşındaki bir başka genç çocukta cezaevinin yolunu tuttu. Mahkemeye çıkarılırken ki fotoğrafını gördüm üzerinde kan lekeleri vardı. Son derece dramatik bir tablo.

Aileler perişan…

Yine bu yazıyı kaleme almazdan birkaç saat önce bir motor kazası meydana geldi ve bir vatandaşımız ağır yaralandı.

Sürat, sürat; bunun başka açıklaması yok dostlar.

Öte yandan sıkça kadınların sıkça şiddete maruz kaldığı haberlerini okuyoruz. Hem de istikrarlı bir şekilde. Bir de moda oldu artık karısının, sevgilisinin sevişirken videosunu çekip, fotoğraflarını çekip birilerine gönderme.

Anlayacağınız iş raydan çoktan çıktı.

En önemlisi de Devlet olarak yaşanan ve toplumun dinamiklerini ciddi anlamda sarsan fakat her birimizin kesinlikle görmek istemediği, konuşmak istemediği olayları biz ne kadar görmezden gelsek de yaşanıyor.

Asıl sıkıntı devletin özellikle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının bu konularda yetersiz kalması. Burada bakanı suçlamak adına yazmıyorum tüm bunları. İnsanın kendisine ya da bir başkasına yapmış olduğu şiddet eylemi ancak ve ancak Devlet politikasıyla, eğitimle değiştirilebilir. Her zaman olduğu gibi yaşanan tüm şiddet olaylarının en yarısından Devletin kendisi suçludur.

Ve evet bizim Devletimiz yaşanan her suç olayının yarı sorumluluğunu üzerinde barındırıyor.

Devlet belki bunun cezasını yargı önünde çekmiyor ama hızla çöken bir toplum yapısıysa devletin kendisi de zayıflıyor.

Kıbrıs konusu olsun ekonomik problemler olsun bu konularda belki çok mesai ve enerji harcıyoruz ama bugünün çocukları yarının yetişkinleri olacak ve gerçekten bugünkü çocuklar her anlamda ciddi tehdit altında. Tecavüzden, tacizden tutunda hem fiziki hem de psikolojik şiddet altında eziliyorlar. İşte hem devlet hem de sivil toplum örgütleri bunun önüne geçemezse yarının yetişkinleri de intihar eden, cinayet işleyen ve kendi çocuklarına kötü davranan bireyler olarak sahnedeki yerlerini alacaklar.

Çocuk gelişimi ve büyümesi son ama son derece önemli ve ciddi ihmalle karşı karşıyalar

Ben de siyaset üzerine yazacak çok konu vardır ancak gözüme bir çocuk ölümü ya da kanserden bir ölüm takıldı mı moralim anında düşer ve ülkede dönen onca entrikaya karşı tepkisizleşirim. Düşünsenize bizim memleket siyasi entrika üzerine kurulu bir ülke. Dedikodu yazdın mı okunma rekoru kırıyor yazılarım. Sağlık, ölüm, intihar yazdın mı başlığı gören tıklayıp açmıyor bile.

Kuzey Kıbrıs kadına şiddetten kaynaklanan intihar, kendi öz kızına tecavüz, kendiyle ilişkiye girmediği gerekçesiyle kadına şiddet olaylarıyla çalkalanıyor. Olay çok boyutlu ve yalnızca bir penceren bakmak mümkün değil. Yanlış yapılan evlilikler, yanlış eş seçimleri, aile baskıları, aldatmalar bir aileyi bir anda cinayet ya da intihar noktasına sürükleyebiliyor.

Ne yazık ki şiddet gören bir kadının sığınacağı bir sığınma evi olmadığı gibi devleti tarafından da sahiplenemiyor.

Kadına şiddet, şiddetten kaynaklanan intiharlar ve kadın cinayeti, kadının KKTC'de nasıl bir olgu içinde yaşadığını ve ne tür zorluklar çektiğini bir kez daha gündeme getirdi. Kadın savunucusu örgütlerin de aslında büyük bir çoğunluğunun tabela örgütü olduğunu anlıyoruz her geçen gün. Eğer tabela örgütü olmasalar bu ülke de kadına yönelik şiddet biraz olsun önlenirdi. Türkiye'de kadına şiddet konusu zaten kontrol edilebilir ve önlenebilir bir durum değil ve birçok ülke de olduğu gibi Türkiye de kadına şiddetin de ötesinde kadın cinayetlerine haberlerde birçok kez şahit olmuşuzdur. Peki KKTC'de bu durum nasıl diye bir araştırma yapma ihtiyacı hissettim.

Şiddet çok arttı

Bizim memleketin bitip tükenmek bilmeyen bir işçi sorunu var. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı şu an enerjisini buna harcıyor, oldukça olumlu işler de çıkarıyor belki ama dağılan aileler, kötü giden evlilikler, şiddet gören kadınlar değil yalnızca şiddet gören çocukların sayısı hiç de az değil. Hükümetin bir bütün olarak bu işe el atması lazım.

Bir kere Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlığı aynı çatıda olmamalı artık. Hükümet bir Aile bakanlığı kurabilir, böyle bir kadro yaratabilir ve bu sorunların üzerine sert bir şekilde gidebilir. Devletin kadına ve çocuğa şiddetli engelleme konusunda, intiharları engelleme konusunda hiçbir zaman bir politikası olmadı. Kıbrıs artık eski Kıbrıs değil. Nüfus yapısı değişti, yaşam tarzı değişti, insanların eğilimleri dahi değişti. Ama devletin bu korkunç değişime karşı aldığı hiçbir tedbir yok.

Kim yardım edecek bu insanlara. Belki de yüzden fazla psikolog var bu ülkede hepsi de işsiz güçsüz geziyor ya da bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Eğer bugüne kadar Hükümetler Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bütçe ve kadro yaratsaydı ve her eve bir psikolog gönderseydi düzenli olarak mutlaka o evde şiddet gören çocuklar da tespit edilirdi, taciz edilen kızlarda, dövülen kadınlarda tespit edilirdi ama bu yapılmadı. Mesele neden bu devletin böyle bir vizyonunun olmamasıdır.

Ya da babasından dayak yiyen bir çocuk, sürekli bir psikolog tarafından ziyaret edilseydi, eminim ki ikinci üçüncü seanstan sonra "babam beni çok dövüyor" diyebilecekti. İlerleyen yıllarda babasını öldüren çocuklar ya da annesini babasını döven çocuklar yetişirse hiç şaşırmayın.

Şiddeti, tecavüzü, intiharı engellemek için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın altında Müsteşarlık düzeyinde geniş bir kadro yaratılabilir. Bu küçük ülkenin düzgün bireylere sahip olması için devletin hareketlenmesi lazım.

***************

Günün Sözü

Kadınlar, kendilerine yapılan birçok şeyi affedebilir ama affettikleri şeyleri hiçbir zaman unutmaz.

Victor Hugo

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.