Şapkadan tavşan bile çıkmadı

Yayın Tarihi: 30/04/21 07:00
okuma süresi: 7 dak.
A- A A+

Yok İngiliz Planıydı yok Türkiye- İngiltere dayanışmasıydı, yok tarihi bir gündü derken anlamış olduk ki Türk tarafı olarak Cenevre’ye kati bir şekilde çözüm istemediğimizi söylemeye gitmişiz ve bunu kayıtlara da geçirdiğimiz için son derece mutlu dönmüşüz. Hayretler içerisinde izledim yapılan açıklamaları.

En çok da neye canım sıkıldı biliyor musunuz Cumhurbaşkanı Tatar başta olmak üzere ekibi de “tarihi bir gün” diye iki de bir açıklama yaptılar. Allah aşkına neyin tarihi günü? Türk tarafı olarak tek kelimeyle Güvenlik Konseyi başta olmak üzere BM dahil olmak üzere hiçbirinin kabul etmeyeceği KKTC’yi tanıyın da öyle görüşelim diye olması mümkün olmayan bir öneriyi sunmanın ve bunu kayıtlara geçirmenin mutluluğunu mu yaşıyorsunuz; pes doğrusu...

AÇIKÇASI UMUTLUYDUM

Evet... Umutluydum. Ankara’nın, Kıbrıs sorunu ile olan dış politikasını bugüne kadar hep destekledim. Yine Türk tarafı olarak sonuna kadar da haklıydık. Zira Crans Montana sonrasında Rum Yönetimi tepki değil adeta dayak hak eden bir politika sergilemiş ve çözüm masasından kaçmışlardı.

Biz Crans Montana sonrasında haklıydık ama alacağımız yoktu halk tabiriyle. Cenevre sonrasında artık haklı falan da değiliz. Çünkü Rum yönetiminin çözüm istemeyen ve hiçbir şekilde bizi eşit görmeyen tavırları karşısında Türk tarafı olarak bizlerde “Allah bin türlünü versin senin gibi Rum komşunun“ dedik ve biz de artık çözüm istemediğimizi deklere ettik.

Bu açıdan tarihi bir gün olabilir belki!

ULUSLARARASI HUKUK VE ANKARA DIŞİŞLERİ

Türk Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu bugüne kadar Türkiye Cumhuriyeti tarihinde gelmiş geçmiş en iyi Dışişleri Bakanlarından biridir. Bakın bu sözüme itimat edin. Sn. Çavuşoğlu’na soruyorum, Türk tarafı olarak her konuda haklı olmamıza rağmen sunulan bu altı maddeyi uluslararası anlaşmalara uygun buluyor musunuz?

Daha farklı sorayım, bu altı madde ya da bu açılım Sn. Çavuşoğlu gibi usta bir devlet adamının içine sindi mi?

TÜRKİYE GARANTÖR DEVLET DEĞİL Mİ?

Üstte ki yazının devamı niteliğinde devam edelim ve önemli bir çelişkiye dikkat çekelim. Türkiye, “Kıbrıs Cumhuriyeti” nin Garantörü müdür?

Evet garantörüdür. Yalnızca Kıbrıslı Türklerin değil, Kıbrıslı Rumların da garantörüdür aynı zamanda. Uluslararası anlaşmalarla bu belgelenmiştir değil mi?

Şu an Türkiye’nin bu meselede söz sahibi olması da garantörlük anlaşmasına dayanmaktadır.

Peki gelin şu garantörlük anlaşmasına ve sunulan altı maddeye bakalım ve nasıl çeliştiğimizi görelim.

Türk tarafının sunduğu  altı maddelik önerinin birincisine bakalım hani sağ partilerin bile bu madde olmadı dediği şu madde “1-Genel Sekreterin inisiyatif alıp yeni bir Güvenlik Konseyi kararı çıkarılmasıyla birlikte iki tarafın eşit uluslararası statüsü ve eşit egemenliği garanti altına alınacak. Alınacak bu yeni karar, iki devletin iş birliğine dayalı bir ortaklık kurmasının yolunu açacak.”

Bu madde ile biz diyoruz ki KKTC’nin egemenliğini tanıyın, yani Cumhurbaşkanı Tatar’ın da ifade ettiği gibi devletten devlete görüşelim. Keşke KKTC’yi tüm dünya tanısa ama tanımadığını biliyoruz ve daha ilk maddeden aslında şu sıralar çözüm falan istemediğimizi açıklıyoruz.

KKTC diye bir devleti Türkiye de dahil olmak üzere fiilen kimse tanımıyor. Ama Türk tarafı olarak KKTC’yi tanıyın konuşmaya başlayalım diyoruz. Bize göre Kıbrıs’ta iki devlet olabilir ama Türkiye de dahil olmak üzere kimseye göre Kıbrıs’ta iki devlet yok; çünkü garantörlük antlaşması bunun olmasını zaten engelliyor.

Bu nedenle KKTC tanınmıyor. Gerçekleri konuşalım kimsenin canı sıkılmasın.

Bakınız Garantörlük antlaşmasının ikinci maddesi ne diyor;

MADDE 2.

Yunanistan, İngiltere ve Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 1’nci maddede belirtilen taahhütlerini kaydederek, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını, ülke bütünlüğünü, güvenliğini ve anayasanın temel maddeleri ile oluşan durumu (state of affairs) tanırlar ve garanti ederler.

Yunanistan, İngiltere ve Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin diğer herhangi bir devlet ile gerek birleşmesini, gerekse Ada’nın taksimini doğrudan doğruya, veya dolaylı olarak gerçekleştirmeye yardım ve teşvik edici bir amacı olan tüm hareketleri kendi yetki ve ilgileri oranında önlemeyi üstlenirler. 

https://www.mfa.gov.tr/garanti-antlasmasi-_zurich_11-subat-1959_.tr.mfa

İkinci maddenin ikinci paragrafında ne diyor; Garantör devletler Ada’nın taksimini engellemek ve başka bir devlet ile birleşmesini engellemeyi üstlenir.

Yani bu maddeye göre Garantör devletlerden biri olarak Türkiye, Cenevre’de sunulan altı maddenin birincisini talep dahi edemez aslında.

Şimdi diyeceksiniz ki, Rumlar Kıbrıs Cumhuriyetinin anayasasını yıktı ve 1964’te kendileri yeni bir anayasaya yaparak Kıbrıs Cumhuriyetini işgal etti.

Evet bu yüzde yüz doğrudur. Zaten Türkiye, garantör devlet olarak Kıbrıs’taki anayasal düzeni sağlamak için de Barış harekatını yapmadı mı? Aynen öyle oldu değil mi?

İşte “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin” toprak bütünlüğünü ve anayasal düzenini koruma yetkisine sahip olduğu için ve Kıbrıslı Türkler de bu Cumhuriyetin ve bu adanın diğer eşit ortağı olduğu için Türkiye, Kıbrıs adası üzerinde söz sahibi.

Ee peki öyleyse nedir bu altı madde diye sormazlar mı adama?

Kimse kusura bakmasın ama Cenevre’ye gidip de bu tür saçmalık yapacağımıza biz şimdilik çözüm konuşmak istemiyoruz diyebilirdik pek ala...

Çünkü bu yapılan olmadı, kimse kusura bakmasın.

Ben de diyorum ki herhalde pazarlık çıtasını yukardan tutuyoruz bakalım ne çıkacak. Yalnız ben değil sağcısı solcusu böyle düşündü.

Şapkadan tavşan bile çıkmadı bu sefer…

Günün Sözü

"Seninki benden kara..."

Anonim

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Erkin Dogrusoyler 30/04/21 10:33
Ilginc biryaklasim, kelime oyunlari, Bunu sanki desteklermis gibi gosterilmeye calisilan maddeler, yilan gibi kivirip gidiyor. Gelin buna degisik bir acidan bakalim. Rumlar, Kibris Cumhuriyetinin tek sahibi degil, fakat gorki tam tersi olmus. AB, Adada her Iki taraf arasinda bir uzlasma olmadigi surece, ABye katilma olmayacaktir, fakat gor ki tam tersi oldu. Rum iceri alindi. Garantor ulkeler KC tinin guvenligi ve devamindan sorumludur. Fakat gorun ki Garantor ulke Yunanistan, Girivasi adada, orgutleyip adayi tum Turkleri elemine ettikten sonra ENOSI'i gerceklestirmeye calisti vede hala daha calisiyor, diger garantor ulke Ingiltere ne yapti KOCAMAN BIR HIC. Bunlar yunan vede ingilizin Garantorluk kurallarini tek tarafi kirdiginin delilidir. Durum Kibris Cumhuriyetinin rumun hunharca saldirilari ile son buldugunun bir delilidir. Garantorluk KC yerine Kibristaki ilgili toplumun guvenligini koruma kiligina burunmustur. Bunun en buyuk delilideTurkiyenin biz Kibrisli Turkleri rumun katliamindan korumasi ve hala daha bitmeyen, tukenmeyen bir kararlilikla devam etmesidir. Size gelince, agizini sicak sutle yakmadin ki yogurdu ufleyeyek yiyesin. Sacma sapan konusmayi bir yere birak, seni bu dunyaya getiren Anne ve babanin hayatta olmalarinin sebebinin Kim oldugunu anla vede sukran et. Gavurun Pis agizi olma. Sizi nankorler.