Yaşamakta direnmek...

Yayın Tarihi: 16/06/22 07:00
okuma süresi: 5 dak.
A- A A+

Ünlü Türk Şair Attila İlhan’ın güzel bir şiirinin adıdır Yaşamakta Direnmek. Günlerdir konuşma özgürlüğü ve bunun yasalarca kısıtlanması konusu tartışılıyor. Tartşılması da son derece önemli. Eğer meslektaşlarımız ve CTP sert tepki göstermeseydi yasa tasarısı geri çekilip de tekrardan incelenme kararı vermeyecekti Başbakan muhtemelen.

Size biraz eskilere götüreyim ve sırasıyla eskilerden bugüne gelelim. Üniversitede okuyorum ve anketörlük yaparak para kazanmaya çalışıyorum. 2000’li yılların başı deyim yerindeyse CTP’liyim demenin suç olduğu yıllardı. CTP’li demenin karşılığı vatan hainliğiydi. Nasıl bir dönemdi anlayasınız diye söylüyorum. Anket yaptığım bir CTP’liye bilmeden ne iş yaparsınız abi diye sorduğumda adamın kısaca bir düşünüp CTP’de çalışırım demesini hala unutabilmiş değilim. Ankette meslek kısmının doldurulması şarttı zira.

Devam edelim. UBP’liler UBP’ye ilginç bir yöntemle oy topluyordu. “Bak eğer UBP’ye oy vermezsen senin oy kullandığı kağıtlarda sıra numarası var oradan tespit ederiz” diyorlardı birçok köylü insana. Çok değil 20 sene önce Kıbrıs Türk halkı masum cahildi. Daha akıllı telefonlar bile icat edilmemişti, insanlar çekingendi, korkaktı.

Demem o ki taa ki Annan Planı peyda olana kadar ve o caf caflı dönem başlayıncaya kadar konuşma özgürlüğü yoktu. Statükonun aleyhine konuşan yazan çizen hemen fişlenirdi, memursa sürülürdü, muhalif siyasiler tehdit edilirdi.

Bir gazeteci olarak ben bunları gayet iyi hatırlıyorum.

Sonra Annan Planı dönemi geldi. Tabii o yıllarda dönemin Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Annan Planına müthiş bir desteği vardı, CTP’ye de olan destek had safhadaydı. Talat, Türkiye’nin en değerli siyasetçisi konumundaydı. İşte Kıbrıs Türk halkının zincirlerini kırarak konuşmaya başlaması 2003 yıllarına tekabül eder.

O yıllarda programlara telefon bağlamak modaydı. İnsanlar her gün canlı yayınları arayarak bağlanır isyanlarını tepkilerini dile getirirdi. Sokaktaki vatandaş yıllarca sağ siyaset tarafından susuturulmuş, korkutulmuş olmanın acısını çıkarıyorlardı.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerini CTP kazanmıştı, ardından genel seçimleri de CTP kazanmıştı. Halk konuşmaya susamış ve bu isyanı CTP kanadı üzerinden dile getiriyordu.

Yıllar geçti ve bugünlere geldik. Yine iktidarda UBP ve yine konuşmayı engelleyecek yasa tasarıları mecliste.

Bakınız beyler tarih tekerrürden ibarettir. Bu halk bu filmi iki kez izlemez. Eğer bu halkın konuşma özgürlüğünü çeşitli bahanelerle kısıtlamaya kalkar ve basını, basin üzerinden kamuoyunu susturmayı başarırsanız halk bunun acısını çok fena çıkartır ve bu yasanın iptalini yapacak CTP’yi tek başına iktidar olarak sandıktan çıkarır.

Vakti zamanında Osmanlı’nın adaya sürgün ettiği atası Türkmen olan bir toplumdan bahsediyoruz. İnadı için yorgan yakan bir toplumdan bahsediyoruz.

Eğer biri küfür ediyorsa zaten şu anki yasalarda bunun karşılığı var dava açılabiliyor. Ama şu anki hükümetin hayata geçirmek istediği yasa kötü niyetli insanlar tarafından kullanılabilecek bir yasa halindedir. Hoşnutsuzluk ne demek Allah aşkına?

Binlerce dava peyda olacaktır bu yasa vesilesiyle. En önemlisi toplumu korkusuzca aydınlatan gazeteciler bir bir tutuklanacak ve dava açılabilecektir aleyhlerine.

Bu nedenle CTP’ye de çok ciddi görevler düşüyor. Muhalefetin dozunu artırarak üzerine gidilmeli bu yasanın.

Gazeteci konuşacak, sokaktaki vatandaş da konuşacak. Eğer basin ve sokak susarsa diktatörlük peyda olur bu memlekette, mahkemeler dava görmekten iş yapamaz hale gelir, bunun örnekleri birçok yerde var.

Dünkü yazımda yazdım ; zamlardan dolayı memleketin anası ağladı, insanlar nasıl geçineceğinin derdine düşmüş durumda biz mecliste ceza yasa tasarısını tartışıyoruz. Herkes aklını başına toplasın.

Hatta mümkünse hükümet bu yasayı geri çeksin ve ortadan kaldırsın. Sosyal medyada ya da basında biri size iftira atıyorsa polise şikayetçi ve davacı olabilirsiniz ve bunun yasalarda karşılığı var, bunun yerine polis devletine dönmemize gerek yok.

***

Günün Sözü

"Karşılıksız adamlar her gece yarısı, deprem gürültüleriyle ansızın yıkılırken, inadın nagant gibi koltuğunun altında, yaşamakta direnmek ne demek düşündün mü?"

Attila İlhan

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Levent Kutay
Levent KUTAY'dan
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Gökhan ALTINER yazıları