871 kişilik cezaevinden “nüfus politikası” çıkarmak…
Cenk Mutluyakalı’nın “Ülkeye girişte tersine güvenlik” başlıklı yazısını dikkatle okudum. Ortaya koyduğu temel güvenlik kaygısına katılmamak mümkün değil: Bu devlet ülkeye kimin, neden geldiğini, nerede ve ne kadar kalacağını bilmeli; gerektiğinde güvenlik değerlendirmesini kişi ülkeye gelmeden yapabilmelidir.
Zaten Göç-Sis ve E-Vize ile atılan adımın temel amacı da budur.
Ancak yazıda kullanılan cezaevi rakamlarından çıkarılan sonuçlar üzerinde durmak gerekiyor.
PAYDASI OLMAYAN RAKAM, İSTATİSTİK DEĞİLDİR
Mutluyakalı, Merkezi Cezaevi’ndeki 871 mahkûm ve tutuklunun 286’sının TC, 103’ünün TC-KKTC, 251’inin KKTC, 231’inin ise diğer ülke vatandaşlarından oluştuğunu aktarıyor.
Rakamlar doğru olabilir. Fakat bu rakamlar tek başına herhangi bir vatandaşlık grubunun daha yüksek suç riski taşıdığını göstermez.
Çünkü 286’yı neye bölüyoruz?
Bir yılda ülkeye giren TC vatandaşlarının sayısına mı? KKTC’de yaşayanlara mı? Son beş yıldaki toplam girişlere mi?
Aynı hesabı diğer ülke vatandaşları için hangi nüfus ve giriş verileri üzerinden yapıyoruz?
Bu soruların cevabı olmadan cezaevindeki mutlak sayıdan bir risk profili çıkarmak sağlıklı değildir.
Suç sayısı başka, suç oranı başka şeydir.
Bir ülkeden bir milyon kişi gelip 300’ü suça karışıyorsa, başka bir ülkeden 10 bin kişi gelip 100’ü suça karışıyorsa yalnızca cezaevindeki kişi sayısına bakarak ilk ülkeyi daha riskli ilan edemezsiniz.
“Suçun milliyeti olmaz ama istatistiği olur” diyorsak, o istatistiği eksiksiz yapmak zorundayız.
YAZININ ASIL ÇELİŞKİSİ BURADA
Mutluyakalı, ülkeye gelecek kişilerin geliş amacı, kalacağı yer ve güvenlik koşullarının daha adaya ayak basmadan sorgulanması gerektiğini savunuyor.
Katılıyorum.
Fakat hükümetin Göç-Sis ve E-Vize ile kurmaya çalıştığı mekanizma da tam olarak bu.
O halde tartışılması gereken, sistemin gerekli olup olmadığı değil; ne kadar kapsamlı ve ne kadar etkili uygulanacağıdır.
Eksikse tamamlanmasını isteyelim. Kapsamı darsa genişletelim. Uygulamada sorun varsa eleştirelim.
Ancak yıllardır “neden yapılmıyor?” denilen bir mekanizma kurulmaya başladığında bunu değersizleştirmek, yapılanla talep edilen arasındaki önemli örtüşmeyi görmezden gelmek olur.
“NÜFUSUMUZ HAKKINDA KARAR VEREMİYORUZ” İDDİASI
Yazının bana göre en ağır siyasi cümlesi ise şu:
“Biz nüfusumuz hakkında karar da veremiyoruz.”
Bu artık göç politikasına yönelik sıradan bir eleştiri değildir. Doğrudan KKTC’nin kendi iradesiyle karar verme kapasitesine ilişkin ciddi bir iddiadır.
Dolayısıyla bunun da somut karşılığı ortaya konmalıdır.
Hangi karar alınmak istenmiş ancak alınamamıştır?
Hangi düzenleme yapılmak istenmiş ancak engellenmiştir?
Hangi irade ortaya konmuş fakat uygulanamamıştır?
Bunları ortaya koymadan “karar veremiyoruz” sonucuna ulaşmak, analizden çok siyasi bir hükme dönüşür.
Türkiye ile KKTC arasındaki özel ilişki, TC vatandaşlarının kimlikle seyahati ve bunun güvenlik boyutu elbette tartışılabilir. Ancak buradan “bu devlet kendi nüfusu hakkında karar veremiyor” sonucuna ulaşmak için kanaatten daha fazlasına ihtiyaç vardır.
286 KİŞİ ÜZERİNDEN YÜZ BİNLERİ OKUYAMAYIZ
Bir başka hassas nokta da budur.
Türkiye’den Kuzey Kıbrıs’a gelen yüz binlerce insanı cezaevindeki 286 kişi üzerinden değerlendirmek doğru değildir.
Bu ülkede çalışan, yatırım yapan, eğitim veren, okuyan, üreten, vergi ödeyen ve yıllardır burada yaşayan çok geniş bir insan kitlesi vardır.
Suç işleyen kim olursa olsun hukuk karşısında hesabını vermelidir.
Ama çağdaş güvenlik anlayışı insanları milliyetlerine göre değil, taşıdıkları somut riske göre değerlendirir.
Pasaport güvenlik soruşturması değildir.
Kimlik de suç belgesi değildir.
Asıl mesele devletin elindeki bilgidir:
Kim geliyor, neden geliyor, nerede kalacak, ne kadar kalacak ve geçmişinde güvenlik açısından dikkate alınması gereken bir durum var mı?
Göç-Sis ve E-Vize’nin gerçek başarısı da bu sorulara ne kadar güçlü cevap verebildiğiyle ölçülecektir.
ELEŞTİRELİM, AMA DOĞRU YERDEN
Güvenliği de nüfus politikasını da muhacereti de kimlikle girişi de tartışmalıyız.
Fakat rakam kullanıyorsak, rakamın tamamını kullanmalıyız.
871 kişilik cezaevinden 286 kişiyi çekip çıkararak bir toplumun risk profilini oluşturamayız.
Çünkü istatistik yalnızca “kaç kişi?” sorusuna değil, “kaç kişinin içerisinden kaç kişi?” sorusuna cevap verdiğinde anlamlıdır.
Aynı şekilde devlete “kendi nüfusun hakkında karar veremiyorsun” diyorsak, bunun da somut dayanaklarını ortaya koymalıyız.
Eleştirinin gücü cümlenin sertliğinden değil, dayanağının sağlamlığından gelir.
Kuzey Kıbrıs’ın ihtiyacı daha az denetim değil, daha akıllı denetimdir.
İnsanları pasaportlarına göre şüpheli ilan eden bir anlayış değil, riski daha sınır kapısına gelmeden tespit edebilen çağdaş bir devlet mekanizmasıdır.
Göç-Sis ve E-Vize bu açıdan doğru yönde atılmış önemli bir adımdır.
Eksikse tamamlayalım.
Kapsamı darsa genişletelim.
İyi çalışmıyorsa en sert şekilde eleştirelim.
Ama doğru bir adım atılmışsa onu da teslim edelim.
Çünkü mesele kimin haklı çıktığı değil; bu ülkenin kendi kapısına sahip çıkabilecek kadar güçlü, kendi insanına güven verecek kadar ciddi ve ülkeye gelen herkese aynı hukukla yaklaşacak kadar devlet olabilmesidir.
***************************
Günün Sözü
"Sil ağzının kenarını, yine gülüşünden cennet akıyor…"
Özdemir Asaf
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.