Kırk Derenin Suyu

Av. Feyzi HANSEL
feyzihansel@gmail.com
Av. Feyzi HANSEL

Siyasetiniz de PCR'ınız da batsın yerin dibine!

Yayın Tarihi: 27/08/21 07:00
okuma süresi: 6 dak.
A- A A+

Bu memlekette Türk Lirası kullanılıyor(muş). Türkiye Cumhuriyeti'nin milli para ile uluslararası ticaret yapma kavgası olan bu dönemde, bu memlekete Türkiye'den gelen ürünler, en azından önemli bir kısmı bu ülkeye dövizle geliyor. Para maliyeti bizde, Türkiye'ye nazaran daha fazla. Dövizin maliyeti de... Anavatana bağlılık ve şirinlik konusunda mangalda kül bırakmazken, Anavatandan buraya ithal edilen ürünleri, döviz riski ile getirip halka sunmaya devam ediyoruz, Türkçe konuşulan ve Türk Lirası kullanılan bir ülkeden, Türkçe konuşulan ve Türk Lirası kullanılan bu ülkeye ithal edilecek ürünleri Türk Lirası ile ithal etmeyi başaramıyoruz ya! Yuh olsun bize.

Türk olan ve Türkçe konuşan insanımızın cebine, Türkiye ile olan ticaretimizde dahi  dövizin sıcak yüzünü ortak ediyoruz ya! Yuh olsun bize...

***

Çocuklarına bez alabilme gücünü kaybeden insanlar yaşıyor artık ülkemizde. Televizyonda gördüğü bez reklamlarına bakarken, elleriyle tor kaynatılıp çitilenilen günlere dönmüş insanlar...

Bu ülkede, markete girip, cebindeki parası aldığı sütü ve ekmeği ödemeye yetmeyip de ekmeği ya da sütü bırakmak zorunda kalan insanlar yaşıyor. Onları görünce, kendi aldıklarından utanıp da kasa kuyruğundan çıkan ya da kendi imkanlarıyla önündekinin sütünü ya da ekmeğini ödeyen insanlar yaşadığı gibi, bu vahametin hala farkında olmayan insanlar da yaşıyor bu memlekette...

***

Pandemiden, tatile gidemediği, yurt dışına gidemediği, sinema, bar, meyhaneden hatta kumarhaneden mahrum kaldığı için etkilenen ve şikayet eden insanlar da var. İki yıldır yeteri kadar para kazanamayıp ev geçindiremeyen ya da batıp iflas eden ya da maaş ödeyemeyen insanlar da...

Yürek yok bu memlekette dertleri çözmeye. Halkın cebine faydası olmayacak başka hesaplarla kararmış gözleri siyasetin. Kimisi yerini, kimisi koltuğunu korumak derdinde. Kimisi, mesuliyet almadan kenar kenar, yapamıyorsunuz deyip geçiştirme...

Benim dört yaşındaki oğlum bile çocuk dünyasıyla algılamaya çalışıyor dertleri. Kendine oyuncak ya da yemiş isterken, oyuncağı olmayan ya da yemiş alamayan çocukları da katıyor hesaba. "Başka çocuklar alamıyor mu?" dediğinde, laf yetiştirme erbabı dilim, ağzım bağlanıyor karşısında. 

***

Batsın siyasetiniz. Yerin dibine batsın. PCR'ınız da batsın, gömülsün yerin dibine.

Özel sektörde asgari ücretle çalışan bir dostumun dünkü isyanı karşısında da bağlandı ağzım dilim. Eline geçen para 4,000.-TL bile değil. Eşi işsiz. İşvereni sigorta primlerini yatıramadığı için, sağlık hizmetlerinden bile yararlanamıyor. Elektrik mi ödeyecek? Gaz mı? Benzin mi? İçme suyu mu? Şimdi biz adama diyoruz ki, çalışıyorsun, aşılı değilsin, yedi günde bir 100.-Lira öde. Neden? İşe gidebilsin diye. Cebine girecek, evini geçindirecek parasının onda birini geri istiyoruz. Devlet olarak biz bu adama, ya da pandeminin işsiz bıraktığı eşine ne veriyoruz?

Turizm emekçisi anne - baba, işsiz kalmış. Bir yılı aşkın süre evlerine tek kuruş girmemiş. Borçlar ödenememiş. Oturdukları evi kurtarmakla mı, çocukların eğitimiyle mi uğraşsınlar. Üstelik yeni yeni hayata dönüyorlar. Şimdi biz bu insanların çocuklarının yüzüne baka baka, turizm sektöründen ekmek çıkaran anne - babanın çalışabilmesi için yedi günde bir PCR yapmasını ve parasını da çocuklarından kesip buna harcamasını bekliyoruz. Bu insanların hanesinden her ay 800.-TL daha fazla çıkacak artık. Asgari ücretin neredeyse beşte biri yani...

***

İnanın her gün bu olayların fazlasını duyuyorum. Her geçen gün daha fazlasını. Biz hala kurultay - seçim derdindeyiz. Asfaltların çukurundan, sokakların karanlığından dem vururduk. Şimdi tüp yok, elektrik yok. Paranız olsa da yok.

Devlet mi? Sanırım artık o da yok. Çünkü benim kitabımda, vatandaşının derdine çare olmayan, üstüne bir de yeni dert ve sorumluluk yükleyen bir devlet olamaz.

Kurultay mı yapacaksınız? Yapın bir an önce! Seçim mi olacak? Olsun bir an önce. Bir UBP'li olarak, artık beni bile ilgilendirmiyor. Batsın siyasetiniz yerin dibine... Bu halk, ne UBP'nin başına kimin geçeceğiyle, ne Arıklı - Zaroğlu ya da Denktaş - Ataoğlu kavgalarıyla, ne Akıncı'nın sinsi ve maksatlı söylemleriyle, ne de Tatar'ın sevgi pıtırcığı olmasıyla ilgilenmiyor. Bu halk, cebiyle, evladıyla, geleceğiyle imtihandan geçiyor. Üstelik savaş zamanındaki imkansızlıklardan daha fazlasıyla...

Siyaset, çirkin sahnesinde kendi iç hesaplaşmaları üzerine kurduğu oyunu perdelerken, insanımız, gençlerimiz, evlatlarımız, geleceğimiz ve hatta umutlarımız bir bir göç ediyor velhasıl. Göç dalgası,1571,1974 ya da sonrasında bu adaya göç edilip edilmediğine bakmadan büyüyor. Her gün, çevremizden bir evin daha ışığı sönüyor ve bir dükkan daha kepenk kapatıyor. 

Halk mucize bekliyor; siyaset hesaplaşma - intikam - makam...

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Av. Feyzi HANSEL yazıları