MEB'den yoksun Mavi Vatan olur mu?

loading
26 Ekim, Pazartesi
£

10.52

9.55

$

8.08

KARANTİNA

Vatan MEHMET
fustat_r@yahoo.com
Vatan MEHMET
A- A A+

MEB’den yoksun Mavi Vatan olur mu?

Doğu Akdeniz, Tunus’daki Bon Burnu ile İtalya’ya bağlı Sicilya Adası’nın batıya uzanan ucundaki Lilibeo Burnu arasında çizilen hattın doğusundaki bölgeyi ifade ediyor.

Yani herkesin ahkâm kestiği ama ‘neresidir’ bilmediği Doğu Akdeniz; İtalya, Slovenya, Hırvatistan, Bosna-Hersek, Karadağ, Arnavutluk, Yunanistan, Türkiye, Suriye, Lübnan, İsrail, Filistin, Mısır, Libya ve Tunus kıyılarıyla çevrili…

İsrail, Lübnan, Suriye, Türkiye, Irak, İran sınırları içinde kalan Güney Doğu Torosların güneyinde Zağros Dağları’nın batısında, Basra Körfezi’nin kuzeyinde kalan verimli topraklara sahip haritada hilal şekli içinde kalan Mısır, Mezopotamya ve Anadolu’yu kapsayan Bereketli (münbit) Hilal denilen kadim konu da buradır. 

Kıbrıs da bu Münbit Hilalin yıldızıdır ki paganlaştırılan Hristiyanlık Avrupa kıtasına buradan ithal...  

Peki, ama hangi bereket?

Dünyanın cümleten vazgeçmek üzere olduğu deniz tabanında birikmiş “ölü toprağı fosil yakıt” mı bu lanetli bereket?

**

Doğu Akdeniz’de İsrail’in Tamar’ı, Kıbrıs’ın Afrodit’i, Msır’ın Zohr’u, Leviathan, Calypso, Nur, Glaucus ve diğer tüm parsel ve çalışma sahaları tek bir havuz olsa;

Doğu Akdeniz’de çıkacak müstakbel gaz -mevcut durumda- en iyi tahminle Türkiye’nin 5-6 yıllık gaz ihtiyacını tek başına karşılayacak miktardan yoksun…

Sözde Avrupa’nın ihtiyacını ise bilmem yüzde 3-5 oranında karşılar mı!

Konunun değil Rus gazının Avrupa transferine alternatif olması, ‘bölgesel’ olarak bile ekonomik tarafı bilimsel olarak şüpheli…

Yani bu işin ekonomik tarafı yok.

Bu konularda ahkâm kesip naylon analizlerini üç ayda bir güncelleyenler evvela bu konudaki müktesebatı iyice bir öğrensin.

Bunu Rusya’nın Akdeniz’in Doğu tarafındaki sözde gaza ilişkin lakayt tavrından, İngilizlerin tek satır açıklama dahi yapmıyor oluşlarından anlayabilirsiniz.

“1,7 milyar varil petrol ve 122 trilyon fit küp gaz potansiyeli” diye rapor düzen Doğu Akdeniz’deki gaza ilişkin tek referans, resmi olarak Gleason’un çağ dışı(!) Düz Dünya Haritasını kullanan ABD Maden-Mühendislik Dairesi’ne ait…

Bu dairenin kurulduğu vakitten beri Afrika ve Ortadoğu’da yapay “fitne üretme” merkezi olarak çalıştığını bilen Moskova bu konularda sadece 2014 Biden’in Kıbrıs ziyaretini ciddiye alarak açıklama yapmış, onu da o günlerde açıkça yazdığımız gibi “sahtekâr oğlunun” Ukrayna’da çevirdiği petrol dalavereleri nedeniyle kaleme almıştı.

**

EastMed gibi tamamen uydurma projeler ile siyasi işlere dönük hamlelere bakıldığında da meselenin hukuki bir tarafının olmadığını anlamak zor değil.

Deniz yetki alanlarının sınırlandırılması bir hukuk terimi…

Hukuk olması için “antlaşma” gerek.

Kimse, kimse ile doğru düzgün ve ihtilafsız anlaşmış değil. İsrail ile Güney Kıbrıs da “belirsiz” kategoriye dahil.

Anlaşsa da Libya’da olduğu gibi son tahlilde nereye varacağı belli değil işlerin…

Kıyıdaş ülkelerin bir kısmında iktidarlar da belli değil. Suriye’nin akıbeti hala meçhul…

Yalnızca İsrail’in Lübnan deniz sahası altından çaldığı tescilli olan problematiği bile bu denizlerdeki “milliyetçi” tuz kadar su kaldırır bir konudur ki –bu durumun bilindiğini varsayarak- Uluslararası Mahkemelere taşındığını hatırlatırız…

Yani ekonomik bir tarafı olmadığı gibi bu işlerin “Hukuki” bir tarafı da yok.

Peki, bunca kıyamet neden?

Önceleri ağızlarda, şimdilerde ise askeri olarak “saha kapatma” çerçevesinde siyaseten” kopuyor.

Yani EastMed de siyasi…

Hiçbir şekilde gerçekleşmeyecek hayali EastMed’in ortasına çekilen Libya “kaması” da…

Tüm ilan edilmiş ya da edilmese de fiilen haritalara giren MEB’ler de…

**

Madem herkes bal gibi biliyor ki siyaseten;

Öyle ise neden Türkiye hala Münhasır Ekonomik Bölgesini (MEB) Rumlar gibi tek taraflı ilan etmiyor?

Bu işte bir aksilik yok mu!

Bilhassa başını Balyoz davalarında mağdur olanların çektiği Deniz Kuvvetleri kadrosunun 3 yıldır Türkiye’de hükümetin önüne koyduğu “Mavi Vatan Konsepti” içerisinde biliyoruz ki bu gecikmiş tek taraflı ‘MEB İlanı’ da var!

Yani başından beri ekonomik ve hukuki bir anlamı olmayan bir konjonktürde ve fakat “siyaseten” elbette çok önemli olacak bu hamle -Rumlar gibi tek taraflı- Münhasır Ekonomik Bölge ilanı neden yapılmıyor?

Güney Kıbrıs, Türkiye ve KKTC’nin Akdeniz’deki MEB haklarını ABD, İsrail, Fransa, İtalya, Güney Kore ve hatta Katar firmaları ile gasp etmeye devam ediyor…

MEB ilanından yoksun Mavi Vatan olur mu?

Türkiye maalesef hala Münhasır Ekonomik Bölgeyi belirleyememiş.

Hala ve hala…

Ne diyor sözleşme: “Ya karşılıklı ya sınırdaş”. Bir kısım o sınırlandırmayı yapmış. İşi acil olan İsrail gazı satıyor bile… 

Rumlar Şubat 2003'te Mısır ile;

Ocak 2007'de Lübnan;

Aralık 2010'da İsrail ile MEB’leri sınırlandırmış.

Mart 2003'ten itibaren de tek taraflı Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ilan ederek 12-13 alana bölmüş ve tek tek ruhsatlandırmaya başlayarak enerji şirketlerine ihale etmiş.

Yani ekonomik değeri olmayan gazı, hukuk gaspı ile siyaseten ateşe verdikçe vermiş…

Çünkü Yunanistan’ın MEB’ini tanıyan haritaları piyasalarda dolanan Tel Aviv gibi kafaları çalışıyor.

Ekonomik ve hukuki parametreler geçersiz ve işin özü ‘siyasettir’ velhasıl…

Türkiye, Dışişleri Bakanı’nın memleketi Antalya körfezine sıkıştı ise eğer, siyaset yerine bu konuda ‘ekonomik ve hukuki’ saçmalıklardan hala çekinmesidir…

“Gaspçı Rumlar” diye diye edebiyat yapmayı sürdürmek gereksiz: Batı ve ABD güdümlü aktörlerin Doğu Akdeniz’de birleştikleri tek nokta, Türkiye’nin statüko dışına çıkmaması ve Rusya’nın Akdeniz’de güç kazanmaması…

Türkiye’nin bölgede diğer ülkelerle yaşadığı malum sorunlar da bunu pekiştiriyor.

**

Hatırlatalım: Mavi Vatan ‘uyanışı’ 1973’te Ege Kıta Sahanlığı krizi ile başladı. Bilindiği gibi Yunanistan’ın haritalarına kalsa Bodrum’da pasaport ile denize girilecek.

Doğu Akdeniz’de artık mesele Kıta Sahanlığı değil, Münhasır Ekonomik Bölge’dir…

Uyuşmazlık alanlarını jeolojik, jeomorfolojik, batimetrik ve coğrafi özellikler anlamında ekonomik ya da hukuki olarak konuşmaktan ya da ısrarla böyle düşünmekten vazgeçilmeli.

Çünkü “hiçbir” anlamı yok.

Teknik zırvalıklar içeren cevaplar da anlamsız.

Nitekim denizlere hâkimiyet, bir beka meselesi olarak jeopolitik bir temele dayanıyorsa eğer, bu kritik soruya verilecek ekonomik ve hukuki argümanlar geçersizdir.

Türkiye tek taraflı MEB konusunda neyi bekliyor?

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.