Bilhassa ‘Türk aşısını’ olmam

Yayın Tarihi: 01/01/21 11:50
okuma süresi: 6 dak.
A- A A+

Türk aşısını olmam.

Yani Alman aşısını…

Yani piyasadaki bir diğer ismi Alman-Amerikan aşısını…

**

‘Almancı’ Türk çiftten Özlem Türeci’nin geçtiğimiz Aralık ayında, yani virüs henüz ne olduğu belirsiz bir şekilde henüz çıkmışken ve kıymetli eşi Uğur Şahin de -AFP’ye bizzat anlattığına göre- virüs hakkında yazılmış bir makaleyi henüz ilk kez okuyorken eşinin “Buradan yola çıkarak büyük bir pandeminin kapıda olduğu sonucuna varıyorum sevgili Uğur…" sözleri üzerine giriştikleri Biontech’in aşısını “olmam” diyorum.

Araştırmacı çift, yine kendi ifadeleri ile bir kış sabahı Almanya'daki evlerinin mutfağında kahvaltı yapmak için masada otururken, Alman biyoteknoloji şirketinin Türk kökenli CEO'ları olarak, Çin’de ortaya çıktığı iddiası hala kanıtlanamayan Covid-19’a karşı bir aşı geliştirmek üzere aralarında anlaşmış ve yine ‘açık kaynaklara’ göre ‘açık olmayan belirsiz bir kaynakla’ işe  ta en başından, bir yıl önce Aralık ayından itibaren koyulmuş olabilirler…

Şirket, Afrika’da “rüşvete” bulaşan belgeli sicili bir yana “bu aşı” için de –altını çiziyorum- şimdilik güven vermiyor.

Tıp bilimleri tarihinde bir aşının geliştirilmesi için gereken süre genellikle 5 ila 8 yıl ve bazen 10 yıl.

Bu yüzden de bu aşıları olurken bir bankadan kredi kartı talep edercesine birkaç sayfa belge imzalamakla kalmıyorsunuz, adeta bir de ikna odasına alınıyorsunuz.

Bu yüzden de uygulama çok yavaş ilerliyor zaten…

Çünkü şirket, Fahrettin Koca dâhil dünyadaki birkaç sağlık Bakanının da açıkça ‘doğruladığı’ gibi satış sözleşmesinde sorumluluk ve aşıya karşı olası tazminat davalarını kabul etmiyor.

Yani İstanbul’da şube açmak dışında Türk’ün Türk’e de bir kıyağı söz konusu değil!

**

Yani bu aşı, marketten satın aldığınız bir tuvalet kâğıdı kadar bile garantiden yoksun.

Bazı aklı evveller “her aşı öyledir” diyerek lafı uydursalar da gerçek bu değil.

O tuvalet kâğıdı rulosunun eve gelince ‘yırtık’ çıkması halinde iadeye müsait bir faturası var elinizde ama bu aşı hakkında elinizde sadece her şeyi “gönülden” kabul ettiğinizi ifade ettiğiniz birkaç sayfa belge var.

Bir tuvalet kâğıdı, hukuken nazik teninizi zedelediği için mahkemelik olabilir.

Ama henüz 3. faz çalışmaları açıklanmasa da –hatta Çin'in kendisi aşısına sadece acil kullanım izni vermiş olduğu anlaşılırken- ve başka kuşkulara sebep sıkıntılar da içerse de- klasik olarak üretilen Çin aşısına mukabil bu Türk aşısı için hiç bir şekilde yargıya gidemezsiniz.

ABD’de bugüne kadar en çok tazminatı –farklı konularda- ödemek zorunda kalmış bu şirketin İngiltere sorumlusu geçtiğimiz hafta gazetecilerin sözleşme konusundaki sorularını yine ısrarla yanıtsız bıraktı.

Ve bu konuda iş, yine “kraldan çok kralcı” bazı doktorların “bir maaşa talim” eden öngörülerine kaldı…  

**

Bu konuda doktorların edeceği müspet ya da menfi laflar değersizdir.

Bu değerli sözler, bir mobilya pazarlamacısının, çam ağacından yapılan koltuğu tavsiye ederken çam ağacının yetişirken topraktan çektiği gübre hakkında malumat vermesi kadar teknik anlamda kıymetli olabilir.

Yani doktor aşıdan anlamaz!

Onu uygular.

Hatta hemşire varken uygulamaz da.

Aşıya doktor kefaleti, uçak motoruna ‘hava yer hizmeti personelinin garanti vermesi’ gibi bir şey…

Bari pilot olsa!

Üstelik yeni çıkmış bir aşı hakkında doktorlar değil, “bilim adamları” konuşur.

Aşının ilaçtan farklı bir şey olduğunu herhâlde biliyorsunuz.

Doktorların yazdığı bir “antibiyotik” ilaç değildir aşı.

Bilim adamlarına gelince…

Literatür uzun.  

Onlar da teknolojisi nedeniyle Alman aşısı hakkında karpuz gibi ikiye bölünmüş durumdalar.

Adeta bu konuda kocaman bir müktesebat var.

**

Konu “aşı karşıtlığı” değil.

Kategorik olarak “aşı karşıtı” değilim.

Yeni bir şey değil: Mesele tüm dünyanın politika ve ticarete bulaşan tıbba olan güveninin toparlanması zor bir şekilde zedelenmiş olmasıdır.

–Zannedilenin aksine zaten bir bilim dalı değildir ama- tıbbın “bir zanaat” olmaktan da çıkmasıdır konu...

Görülen o ki pandeminin aşılara olan güveni yeniden tesis edeceği varsayılırken tam aksi olmakta ve aşıya karşı güvensizlik artmakta.

Farkında mısınız: Bize hala aşıların “bulaşıcılığı engelleyip engellemediğini” net olarak söylemediler. 

Oysa en kritik konu bu değil mi?

Üstelik Biontech aşısı, bilimsel olarak “aşı bile” değil.

İlk kez denenen ve gelecek vadettiği varsayılan yeni bir teknoloji denemesi…

Ne güzel…

Siz deneyin.

Ben Türk aşısını olmam.

**

Sadece “bedenin dokunulmazlığının Anayasal güvence altında olması” nedeniyle değil; 

Canım pek kıymetli ve hayatım çok önemli olduğu için de değil;  

Bizi hayvandan ayıran tek ama tek özellik olan “aklımızın” hala çalıştığını bilerek ‘insan olmaya devam etmek istediğimiz’ için

Madem ki ‘etkinlikten’ önce gelen ‘güvenlikmiş’;  öyle ise bu aşı için “bilimsel” olacaksak eğer, bekleyeceğiz ve görmeyi umacağız.

Bilimin bunun dışında söylediği bir şey de yok özünde zaten.

Öyle ise komplo teorisi arıyorsanız bu aşamadaki en büyüğü “aşının güvenilir” olduğudur.

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.