Enver Paşa’nın Montrö’sü...

Yayın Tarihi: 09/04/21 10:00
okuma süresi: 4 dak.
A- A A+

Ak Parti’nin kurulacağını, kurulması için adım atılacağını ABD Elçilik personelinden öğrenip en başında AK Parti’nin “kurucu danışman kadrosu” toplantılarına da katılan Erol Mütercimler gündeme getirmişti ilk kez Montrö Sözleşmesi ile Kanal İstanbul ilişkisini kamuoyuna…

Başta “komplocu bu adam zaten…” denerek dudak büküldü Mütercimlere… (yine ‘komplocu’ denen Abdurrahman Dilipak da son dönemde İstanbul Sözleşmesi’ni tek başına yiyenlerden)

Mütercimler bilahare “gaza gelip” İmam Hatiplilere hakaret edince piyasadan sildiler.

Youtube’da devam…

**

“Komplo” ve “komplocu” denen şeyler görüldüğü üzere Mütercimler’in arasının pek iyi olduğu “generallerin bildirisi” ile yeniden gündemde.

Aslında Türkiye’de siyasi ve askeri arenanın da arka planda aylardır gündemi bu…

Geldiğimiz aşamada Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha önce de belirttiği şekli ile “hayalim…” dediği Kanal İstanbul ile Montrö ilişkisini kabul etmiyor.

Doğru.

Bunu hala tartışanlar var ama bu apaçık bir gerçek: Kanal İstanbul, eğer hayata geçerse zaten Montrö Sözleşmesi’ne tabi olacak.

Burada mesele yine Erdoğan’ın sözlerine takılıyor…

Kanal İstanbul, denizlerdeki hâkimiyeti “artıracak” ya da “temin edecek bir şey” gibi takdim ediliyor.

Erdoğan, “denizlerde hâkim değiliz…” diyor.

Herhâlde Rus askeri gemileri boğazdan geçip Suriye’ye iniyor ve orada TSK’ya “sıkıyor”, ‘geçirmeyiz diyemiyoruz’, demek isteniyor.

**

Montrö’nün Lozan Denizler Sözleşmesi’ne kıyasla “kazanım” olduğu ortada ama Montrö’nün Karadeniz’i dengede tuttuğuna itirazla “bilakis sözleşme ile Karadeniz Rus gölü oldu” diyenler de var…

Zaten boğazlar Rusya'nın dünyaya açılan kapısı…

Sözleşmenin feshi de kolay!

Ancak yerine bir şey konmazsa gayya kuyusu…

Yerine konana kadar “herkese açık” olacak geçişler...

Cumhurbaşkanı Erdoğan dolaylı olarak, Montrö bize egemenlik vermiyor, demek istiyor.

Kanal ile egemenlik alacağım, diyor.

Anlaşılan bu…

Farklı anlamak mümkün mü bu sözleri?

**

Boğaz dediğimiz Çanakkale, Marmara, İstanbul…

Gemi girdi Çanakkale’ye…

Montrö’ye tabii oldu.

Müstakbel kanala girdi, Marmara’dan çıktı…

Yine Montrö’ye tabii oldu.

Geçiş rejimine göre ticarî gemilerle ilgili sınırlama yapmak mümkün değil zaten…

Kanal İstanbul pazarlamasında EN SEVİMSİZ TARAF ŞU: Büyük gemilerin hepsi neredeyse kılavuz kullanıyor. Yani ‘bedava geçiyorlar’ doğru değil.

Savaş gemileri için ‘kitabına’ göre tonaj sınırının üstünde olan bir gemi Çanakkale’ye giremez zaten.

Karadeniz’de iki hafta kalması lazım.

O süreyi de etkileyen bir şey yok!

Burada NATO’ya yarayan tek bir “BİT YENİĞİ” var gibi duruyor: O da Kanal İstanbul Bölgesinde AMERİKA GEMİLERİNİ SÜRESİZ TUTABİLMENİN YOLUNU BULMANIN KOLAYLIĞI…

Yani kanal askeri gemilere kapalı olmadığı sürece POTANSİYEL BİR ÜS TEHLİKESİ BARİZ.

Şu halde Montrö iptal olmadığı sürece Kanal İstanbul ile egemenlik hikâye…

**

Cuntacı özlemle bildiri çeken emekliler, Montrö diyerek bu kadarını bile anlatamadılar.

Çünkü fikir yok metinde.

Cunta ruhu var!

Öte yandan “Enverizm” çılgınlığın tezahürüdür.

Kanal İstanbul evet, adı üstünde çılgın bir proje!

Kemalizm yetmiyor; Kanal ile âdeta "Enverizm rüzgârlarına" yelken açılıyor…

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.