Beni arkadaşı zanneden siyasileri severim

Yayın Tarihi: 27/07/21 09:32
okuma süresi: 7 dak.
A- A A+

Uzun süre futbolcular, sahada hakem kararına neden canhıraş itiraz eder, düşündüm.

Manzarayı biliyorsunuz; karar faul ya da sarı kart.

Ne yapabilirsin ki bağırarak, hakemin üstüne yürüyerek

Küfrederek.

Salyalar akıtıp bönürerek.

Geri alınmış hakem kararı mı var!

Olmayacak da…

Yanlışsa sonradan kendi camiasında alır cezayı hakem; bir maça verilmez falan.

Düdük çalmış, kart çıkmış…

Çift vuruşu hakem koluyla işaret etmiş.

Basketbolda da aynı.

Konu bitmiştir hakem kararı ile…

Tehir, değişim, tecil diye bir olay yok sahada.

Kural bu!

Ama neden, dünyanın her liginde, her seviyede maçlarda hakeme itirazlar, sanki de bunu değiştirme ya da seyirci nezdinde itibar kazanma anlamında bu manzara hiç değişmez?

Bu futbolcular aptal mı!

Yani hepsi mi aynı.

Üstelik de profesyonel!

**

Bu sorunun yanıtını aramak için aynı zamanda bir zamanlar profesyonel futbolculuk da yapmış bir akrabama sordum.

Gülümsedi Sevgili Aziz

Gerçekten anlamıyor musun, dedi.

Şaşırdım.

“Bu paralı amatörlüğü” anlamıyorum vallahi, dedim.

Şaşırma dedi bak; Hakem o aleyhine kararı verdiğinde yanlış ya da doğru mesele o da değil, konu orada bitmiyor.

Sahada kalmıyor.

90 dakika bitiyor, o kararlar bazen mutfakta günlerce tartışmalara konu oluyor.

Teknik direktörle didişmelere, ön yargılara, arkadaşlarınla aranda kimi zaman yan bakmalara da neden olabiliyor…

Çok sonradan aleyhine toplantılarda arkandan konusu yapılabiliyor: O kartı yemeyecektin, bak yedek kulübesine ben düştüm, gibi..  

Yani dedi hakem, aslında sahada senin ekmek paranla oynayabilen kişidir.

Tüm kariyerinle ilgilidir.

O yüzden her kim olursa olsun, hakem üstüne yürünür ve o itiraz yapılır.

Bu sadece bir kaba refleks meselesi değil: Amatörce ya da insani de değil, aksine “tam profesyonel” olmaktan kaynaklı bir yürümektir, sövmektir o, dedi.

Hakeme itiraz bar kavgası değil, anlayacağın, dedi.

“Vay bee” dedim, anladım

**

İşte gazeteci-siyasetçi ilişkisinde haber üzerinden yaşanan çatışmalar da buna benziyor…

Haber beğenmeyen siyasetçi, gazeteci üzerinde hakemlik yapma yetkisini görürse işlerin rengi değişir.

Mesela bazı partiler, onların başkanları, vekilleri, Genel Sekreterler ve sair...

Mecliste yapılan konuşmaları yazdığımızda beğenmiyorsanız kendinize paralı gazeteci, basıncı tutacaksınız.

O dağıtacak, yayacak.

Sen beğenmediğin metin için haber merkezini, yetkilileri aramaya kalkarsan, işleri öyle çözmek yoluna gidersen üstüne öyle bir yürürüm ki…

ÇÜNKÜ anlaması zor görünüyor anlattığım örnekte olduğu gibi ama AMATÖR DEĞİLİM!

İşiniz düştü mü, seçim yaklaştı mı, derdiniz büyüdü mü tüm istisnasız siyasiler -başkalarını olduğu gibi beni de- doğrudan cepten, rahatsız olunca patrona SMS, telefon, ekran resmi öyle mi!

Bir partide Genel Başkanlar ne zaman kaynak olmuş.

Bizim meslekte size ihtiyaç yoktur.

İhtiyaçlar bizde “geçici”, sizde kesintisiz, “daimi”dir çünkü…

**

Ve Hamza Bey!

En son Başbakan Hamza Ersan Saner, "muhalefet mecliste komitelere gelmiyor" şeklinde attığım başlığı telefonda bizzat bana “başlık da böyle güzel olur…" dedikten sonra üstelik gelen tepkiler üzerine çark edip beni “sattı”.

Bari yanlış duymuş dense idi!

Ortalığa basın açıklaması ile “Ben öyle demedim” ne demek?

Sonra bir de bunu üzerimde hakemlik yetkisi olan çalıştığım kurumdaki insanları fişeklersen sen artık Hamza Bey’sin.

Rahatlayana kadar yürürüm bu faule…

Artık salya mı, el kol mu bilemem

**

Ya da Başbakan Yardımcısı Erhan Arıklı!

Sen çıkıp TDP ile CTP’nin PM ve MYK’ları öncesi;

“Siyasi nezaket gereği O’nu dinleme erdemini, nezaketini göstermek zorundasınız. Umarım aklı selim galip gelir ve provokasyon olmaz. Hele de katılıp bir provokasyon olursa… CTP ve TDP’nin dikkat etmesi gerektiğini ifade ediyorum” sözlerini sarf ediyorsan ve attığım “uyarı” başlığını beğenmiyorsan ve çıkıp dememiş gibi beni suçluyorsan demek ki “göz dağı”, “ültimatom” demek gerekirdi…

Yetmemiş.

Bu hakemliğe soyunup beni teknik direktörlerle, forvetle muhatap ettin saatlerce öyle mi!

Üzerine yürürüm…

Bu işler denemesi bedava işler.

Niyeti olanı tutamazsınız.

Gerekirse İKİ SENE BEKLER, 15 dakikadan fazla araya girilmediği müddetçe konuşan her siyasetçinin yaptığı gibi YAPACAĞIN O GAFI SABIRLA BEKLERİM.

**

Yine mesela Ersin Tatar!

UBP’de Genel Başkan olana kadar her hafta şahsıma telefon…

Şimdi hakkında köşeleri beğenmiyor, yine patronumu arayabiliyor…

Sadece o değil, muhakkak.

Köşe benim.

Birinci tekil şahıs…

Ben istedikçe, burada değilse başka yerde, ben istediğim müddetçe ve içerikte yaşar ve YAŞATILIR!

BUNU DA DENEMESİ BEDAVA…!

Patronuma ne yaptırabileceğini zannediyorsun!

**

Ben kaynağımı satmam.

Emsali yok…

Kimse kaynağımı da sormaz.

Babam’ ricacı olamaz.

Kaynağını sorduğun gazeteci de zaten “güvenmediğin” gazetecidir.

Yayınlanır ya da yayınlanmaz.

O başka bir mesele… Kaynak işine girilmez.

Ama bu gazeteci-kaynak ilişkisi bir arkadaşlık ilişkisi değildir -benim açımdan şaşmaz ve şaşırtmaz-  sadakatine rağmen!

Kimse ile dost değiliz: İlkeli ‘ilişki içindeyiz’.

NE BAŞBAKANLAR, NE CUMHURBAŞKANLARI, NE BAKANLAR, NE KIBRIS İŞLERİNDEN SORUMLULAR TÜKETTİK ŞU GENÇ YAŞIMIZDA…

BİZİM MODUMUZ “SIRADAKİ GELSİN” DİR.

Bizim meslek 100 metre değildir.

Maratoncuyuz biz.

Bizde aslolan istikrarlı uzun nefestir, tutarlı tempodur.

Yüz metre rekorları değil…

Bilesiniz…

**

Kim hakem,

kim futbolcu,

kim seyirci…

Çokları karıştırmaktadır…

Aynı anda hem hakem, hem futbolcu hem seyirci olmak isteyenler de vardır.

Bir karar vereceksin ve sahada rolünü oynayacaksın.

Benim rolümde hata yok!

Futbolcu-hakem/düdük kart ilişkisi...

Anlatabiliyor muyum! 

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.