Rıfat’ın seçimi

Yayın Tarihi: 28/09/21 09:30
okuma süresi: 7 dak.
A- A A+

BBC radyosu, ayağına geldiğinde ne hissedeceğini bilemedi.

Üstelik daha evvel aynı anda ‘kayıt da yapabilen’ bir mikrofonu -tedavisi ihmal edildiği için iki yaşından beri zayıf olan gözleri hala kısmen çalışıyorken bile- görmüş değildi.

Teklif, hakkında düşünülmesi; istihareye yatılması gereken muhataralı bir mesele idi.

ilk” olacaktı çünkü. 

Telaşı, verdiği ilk kararı bildirmekte kırıcı olmamaktı en başında Rıfat’ın...

Zinhar ‘ben ancak canlı kürsümde’ diyecekti kibarca...

Hem bu işlere aracılık edenler de O’na göre adam değildi.

Sahtekârdı ve kendisini daha önce kıskançlıkla zehirlemeye teşebbüs edenlerle ahbaplardı.

Prens Ali’nin radyosunda okudun ve fakat, diye söze girip; büyük hizmetin geçecek, cihan O’nun sözünü sesinden işitecek, ‘sorumluluğun var’ dediler.

Eşeklerin anırdığı ecnebi müzik kutusunda ne işim var benim, diye düşünmüştü oysa…

'Just progress' dediler Rıfat’a…

Bu kutsî bir masal, kötü sonla bitmez dediler.

Ülkesinden hiç dışarı çıkmamış ömrü içinde Rıfat’ı, 20’nci yüzyılın yeni oyuncağı için Tûr-i Sina’da bir kuşluk vakti işte böyle ikna ettiler.

O’nu tüm dünyaya kanuni sesi ile sürgün ettiler BBC Radyosu ile…

Sonraki 40 yıl boyunca tüm politik yönlendirmeleri yapmak için bölgeye yerleşen ve ardı ardına yeni antenler diken propaganda makinası BBC Radyosu, ne de olsa önce arazide “gönülleri fethetmeli” idi.

Asurlu Rıfat’tan büyük bir yıldız yoktu onlar için.

Zarafeti belli bir vakarla üsluplaşmış yüzyılın en iyi “okuyucusu” idi.

Bir zamanların o kozmopolit şehrinde yaşayan tüm monoteistler onu sever ve dinlerdi.

**

Kayıtlı ezoterik bir kehanet gerçekleşmek üzere idi Rıfat ve BBC ile…

Ebced numarası “750” olan “great reciter” diye yazılı idi başından çünkü.

Karanlıklar prensi işi gücü bırakıp, kırmızı logolu BBC mikrofonu önünde dizlerini büküp, Rıfat o ilk nefesi çektiğinde doğru söz karşısında dişlerini gıcırdatmaktan kendisini alamayacağını bildiği halde orada ‘bir hesap yapmak’ için şahsen bulunmayı göze almıştır.

Bütün kutsal sanat oyunları da, dünyadaki sonsuz oyunların bir mecaz olarak parçası olmalı idi O’na göre…

Bu fikrin sâiki olarak bugüne değin çok numaralar çekmişti.

Rıfat okudukça daha beter oldu hali O gün.

Geçmişin mamut kemiklerini kustu tiksintiden…

Sadece en eski muhafızları O’nun bu hallerini bilirdi.

Senin de tek gözün benim gibi kör olsun dilerim, dedi Rıfat nihavendi bastıkça...

Sonraları sevgi gösterisi esnasında kendisini öpmek isteyen bir hayran parmağının isabet etmesi üzerine az gören diğer gözü de kör olunca Rıfat’ın, “bizi de duyan var, boş değiliz” diye övündü acemi dalkavuklarına…

**

Rıfat’ın bir süre sonra BBC ile hayal kırıklığı yaşaması gecikmedi.

Kendi kaydını dinlediği bir Perşembe günü teravih saati, BBC’nin araya bir reklam; bir de yetmezmiş gibi siyasi bir mülâhaza ile “kıraati” böldüğünü işitince yıkıldı Rıfat.

Fırtınalı denizde bir kaya; üzerine bir kedinin tünediği ölü bir ağaç gövdesi gibi heybetli hissederken kendisini, âniden ‘bu rezalet’ karşısında rüzgârla hazan yaprakları düşen bir ormana döndü içi.

Bu telifsiz “sözü” bölmeye kim cüret edebilirdi!

Yıllardır çaldığı udu, asılı duvarından aldı ve yere çaldı.

BBC ile sözleşmeyi tek taraflı fesh etti hemen ve bunu Rose Royce’a binen yerel ve deniz aşırı resmi temsilcilere de telgrafla bildirdi.

Arkadaşlarından bazıları, söz konusu telgrafta kendisinden hiçbir şekilde beklenmeyecek ağır sözler sarf ettiğini, galiz küfürler yazılmasını bilhassa dikte ettirmiş olduğunu, 'emin misiniz efendim?" diye soran -yillar sonra bu işte şöhret bulacak- bir talebesini de fena azarladiğini, bastonunu yüzüne çaldığını ve bir daha zinhar kendi derslerine gelmemesi gerektiğini bildirdiğini anlatmışlardır...

Gâvurun kurtlu ahşaptan vitrin boyunda lambalı makinası bu idi işte.

**

Talihi o gündür hiç gülmedi Rıfat’ın.

Bugüne ulaşan üç yüze yakın nadide taş plak kaydın içinde ‘en önce okunan’ hangisidir, kimse emin olamıyor…

Tüccar babasını çocuk yaşta kaybeden Rıfat, hiç mesut yaşamamıştır.

Gülümsemenin bile çileli sîmasına yakışmadığı varsayılan Rıfat; yoksul ve mütevazi idi.

Aynı zamanda çalışma yeri olan odasındaki ahşap bir sandalye üzerinde antrenman yapardı; Oturmak için biri geldi mi, yatak odasından bunun gibi bir iskemle daha getirilirdi.

Rıfat’ın hânesinde hediye edilmiş bir rahleden gayri şeyi yoktur.

Rıfat 1943’te hıçkırık (züğutta) hastalığına yakalandı ve ölümüne kadar sustu.

Sesi, hıçkırıkla ma’lül, zaten artık çıkmıyordu.

Bunu dert etmiyordu…

Bu hastalığı hep bir “ceza” olarak addettiğinden, Rıfat tedavi masraflarını karşılamak üzere kendisinden habersiz açılan kampanyada toplanan 50 Bin cüneyhi de kabul etmedi…

**

1882’de doğmuştu ref, kökünden terfisi yüksek “rütbeli” Rıfat.

I950’de bir pazartesi gecesi öldüğünde dünyanın dört bir yanındaki spikerler, gerçek bir deniz fenerinin kaybolmuş olduğunu bildirdiler.

BBC bilahare üstelik utanmadan hakkında özel birkaç program bile tertip edecekti.

Şöhretin er ya da geç tükenen, rüzgârların yanına kattığı ve sonra yosunlar gibi kül olan bir şey olduğunu idrak etmediler peşi sıra gelenler…

Takipçileri horoz gibi öttüler.

Yani kaybolan deniz feneri miydi yoksa yanan gemiler mi bilinmez.

O, "en doğru sözü" binlerce lambalı radyo kutusunda aynı anda davudi sesi ile “kıtalararası” çalmış ilk kişidir...

Rıfat bunları ‘bilemeyeceğini’ bilemezdi ama sonra gelen kibir ve riya içre üç nesil nice yıldızlar, gurûba karşı Rıfat’ın başına gelenleri unuttular.

Bilmediler bile.

O'ndan başlayan bir şecerenin meyvesi olarak gördüler çokları kendilerini...

Bu iş, halis bir sanat olarak en büyük kubbe altında Rıfat’la başladı, O’nunla bitti.

Karanlıklar prensi Rıfat’tan “özel olarak nefret etmeyi” halen sürdürmektedir.

 ‘Sayende Rıfatcım, hep senin’ diyerek kendini avutmaktadır.

Londra’da, BBC müzesi arşivinde bulunan eski plakların tozunu da her ekinoks dönümünde alınması talimatı verdiği rivâyet ediliyor. 

Sebebi kestirilemiyor.

 

 

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.