‘Deli İbrahim’ New York’tan döndü, Eskişehir'e gitti

Yayın Tarihi: 05/10/21 09:30
okuma süresi: 8 dak.
A- A A+

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın New York’ta BM Genel Sekreteri Guterres’in “el kol hareketlerinden” Kıbrıs konusunda Türk tarafına verdiği “hak verme” tutumunu gördüğünü “gerçek” anlamda anlatması ardından geldiği Lefkoşa’dan hızla mecliste nisap arayan Ersan Saner hükümetine darbe niteliğinde Eskişehir’e gitmesi boş işler değil…

Öğrencilerin bile gitmediği Anadolu üniversitesine gitmek hele “delice” tercihler değil…

Özgürgün, siyaseten palazlanınca" kendisini "kolay harcarız" diye UBP'de Genel Başkanlığa getirenlerin hepsinden intikam alır gibi Ersin Tatar...  

Ersin Tatar, iç siyasette bir bakıma Türkiye'yi de hayal kırıklığına uğratır gibi... 

**

Osmanlı torunları için yeni masallar anlatacağım bugün yine size bu çerçevede…

Ama bilmem ki önyargıdan yoksun ne denli anlaşılabilir.

Denemekte faide var...

Sultan İbrahim, 1640-48 yılları arasında sekiz sene Osmanlı tahtında kalmış, en gizemli saltanat devrine sahip padişahlardan birisidir.

Babası vefat ettiğinde henüz 3 yaşında.

Ağabeyi II. Osman'ın yeniçeriler tarafından öldürülüşüne tanık oldu.

Yine ağabeyi IV. Murat'ın saltanatı sırasında diğer kardeşlerinin ortadan kaldırmasını seyretti.

Bütün bu yaşadıkları dolayısıyla sürekli bir ölüm korkusu içerisinde olduğu ve psikolojisinin tamamen bozulmuş olduğu varsayılır.

Kimilerine göre “harbiden” deli idi, zaten nâmı bilindiği gibi “Deli İbrahim”di...

Kimilerine göre ise İbrahim, hanedânı yok olmak tehlikesinden kurtarmıştır.

Hakikatin sonuçları itibari ile değerlendirildiğinde ikincisi olduğu kanaatindeyim.  

**

Yani İbrahim’in “deliliği”, fevkalade “akıllıca bir iş” görmüştür.

"Gördürülmüş"tür. 

Deli İbrahim hakkında manyak hikâyeler var!

Ayrıntıları çok…

Bütün hayatı boyunca ölümü bekleyen İbrahim, ağabeyinin ölümünden sonra vezir Kemankeş Kara Mustafa Paşa'nın, kendisine padişah olduğunu ve dışarı çıkması gerektiğini söylemek için geldiğinde, bunun bir tuzak olduğunu ve öldürüleceğini zannettiği, kapısını kilitleyerek dışarı çıkmayı reddettiği iddia edilir…

Filmlere de konu olmuş ünlü sahne budur. 

En sonunda annesi Kösem Sultan'ın iknasıyla dışarı çıktığı (ikna etmediği de biri yoktur zaten sultanın) ve ağabeyi IV.  Murat'ın cenazesini gördükten sonra gerçekten tahta çıkacağına “inanmış”, "kâni" olmuş olduğu ile ilgili hikâyeler anlatılır.

İbrahim'in hiç çocuğu yoktu, eğer ona bir şey olursa tahta geçecek varisi de olmayacaktı.

Bu sebeple Osmanlı hanedanı sona ermek tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı.

Deli İbrahim ile ilgili esas konu budur.

**

Söylenen şu ki; Cinsel gücü arttırması için padişaha verilen türlü macunlar, ilaçlar ve otlar Sultan İbrahim'in zihnini ve aklını bulandırmaktaydı.

Bu durum iki sene kadar sürdü ve nihayet 1642 yılında şehzade Mehmet dünyaya geldi.

Ardından onun kardeşleri Süleyman, Ahmed, Orhan, Cihangir, Selim ve Murat doğdu.

Artık saltanat tehlikede değildi...

Tahta çıkacak adaylar hazırdı.

İş, Cinci Hüseyin Hoca'nın tedavisi ile sağlanmıştı.

"Şifacı" Hocayı da Kösem Sultan ayarlamıştı.

Hoca dualarıyla ve yaptığı tedavilerle padişaha geçici bir "verim" sağlıyordu, fakat Sultan İbrahim'in sözde psikolojik hastalığına bir deva bulunamıyordu!

1645-46'da Girit üzerine başarılı bir sefer yapılmıştı: Padişah adanın tamamen fethedilmemiş olmasına kızmıştı.

Sultan İbrahim sinirlenerek Yusuf Paşa'yı boğdurttu.

Padişah iç sıkıntılarını gidermek için İstanbul'daki en meşhur şeyhleri, dervişleri ziyaret ediyordu bir yandan... 

Gideceği yere hızlıca ulaşabilmek için şehirde arabayla dolaşılmasını yasakladı.

Padişah artık ne yapacağı belli olmayan, kızdığı zaman kimseyi tanımayarak masum insanları da idam ettiren korkutucu birisi haline gelmişti.

Deli İbrahim” şeriata aykırı 8 kadınla evlenmişti.

Eşleri şehrin gürültüsünden rahatsız olmasın diye sabah şehirde çarşıları, dükkanı kapattırır geceleri açtırırdı.

Bir diğer ilginç olay da "zamparalıkları ile meşhur delinin" şişman kadınları sevmesi ve dev bir kadın istemesidir!

Kızlarağası yoğun arayışlar sonunda ona oldukça şişman dev bir kadın buldular.

Padişah Şekerpâre ismini verdiği bu cariyeyi çok severek onu hediyelere boğdu. Daha sonrasında ise bu kadının, bazı kaynaklarda Kösem Sultan tarafından bazı kaynaklarda ise bizzat Sultan İbrahim tarafından öldürüldüğü yazılır.

**

Batı menşeli “çelişkili” bir rivayete göre de Deli İbrahim'in gözde cariyelerinden biri bir gün padişaha, cariyelerden birinin dışarıdan biriyle ilişkisi olduğunu söyler.

“Deli İbrahim” delirir!

Fakat cariyenin kim olduğu bilinmemektedir...

Deli İbrahim bütün cariyeleri sorguya çeker fakat hiçbir bilgiye ulaşamaz.

Duruma çok sinirlenen padişah tam 280 cariyenin tümünün boğdurulması emrini verir. Cariyenin hepsi taş bağlanmış çuvallara konarak boğazın serin sularına atılır.

Hanedanda erkek vâris kalmadığından cariyelerle etrafı donatılan, hocalar tarafından okutulan padişah, son olarak bir gece Yahudi bir cariyenin kendisine anlattığı 'sarayını samurla kaplayan kral'  masalından çok etkilenerek samur kürküne merak salmıştı.

Fermanlar göndererek Samur ve cinsel gücü arttırıcı amber temin edilmesini emretti.

Padişahın bu tutkusu yüzünden samur fiyatları on katına çıktı.

Her türlü vergiden muaf olan ilmiye sınıfı için bile samur vergisi kondu.

Sultan İbrahim, harem odasını ve hatta sarayın pencerelerini bile samur kürkü ile kaplattı.

Samur kürkü vergisi yüzünden bazı tarihçiler bu döneme samur devri derler: "Delinin" son merakı olan samur kürkleri, saltanatının da sonu oldu.

Aynı zamanda hazinenin büyük bir kısmı hareme harcanıyordu, askerlerin ulûfeleri verilemez olmuştu.

Halk ise depremleri ve yangınları padişahın uğursuzluğuna yoruyordu.

Esas olarak iplerin kopması ise, Girit seferinden yeni dönmüş olan Ocak Kethüdası Kara Murat Ağa'nın samur vergisi ödemeyi reddetmesiydi.

Netice itibarıyla devlet erkânının müşterek bir hareketiyle Sultan "deli" İbrahim tahttan indirilerek yerine küçük yaştaki oğlu IV. Mehmet geçirildi!!!

**

Ne demek istiyoruz ?

Deli İbrahim “deli” değildi…

Arkasındakilerin (yani Kösem Sultan ve ekibinin) kuklası idi sadece…

Hanedan öyle karar vermişti.

Sultan İbrahim, tahttan indirilirken de son sözü 'Elhamdülillah cemaat başıyım' olmuştur.

Osmanlıda "deli taklidi" yapan çoktur. “Osmanlı torunu” olmakla övünenler “Deli İbrahim” çalışsın.

Böylece aslen “akıllı” olduklarına belki ikna edebilirler… 

Ya da tarihe, "bakmayın siz o çok akıllıydı” diye de geçebilirler...

 

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.