Ukrayna’nın ‘Budapeşte garantörleri’ ve Kıbrıs…

Yayın Tarihi: 08/03/22 08:30
okuma süresi: 15 dak.
A- A A+

Bill Clinton'un veda resepsiyonuna katılmış “tek Türk” ünvanlı Kıbrıslı Türk Mustafa Akıncı, tarihte kurulmuş son Türk devletini -aynı zamanda bir İngiliz vatandaşı olan- “Osmanlı torununa (!)” bin bir dalavere ile devretmeden önce; yani ta o yıllarda garantörlük anlaşmalarının küçümsenmesi ve düzenli olarak “çağdışılığından” dem vuruluyor olması üzerine ısrarla bu sütunda şunu yazıyor ve hatırlatıyorduk;  

Eğer garantörlük çağ dışı bir şey olsaydı, 1994 Budapeşte Memorandumu ile Ukrayna denen devlet İngiltere, Amerika ve Rusya garantörlüğünde kurulmazdı…  

Garantörlüğün çağdışılığı söyleminin kendisi, diyorduk “çağdışı” olmakla birlikte “çağdaş dünyayı” da bilmemektir...  

**

Ne ilginç ki nükleer silahları teslim etmek kaydı ile üstelik de “Ukrayna’nın güvenliğinden sorumlu garantör” sıfatlı İngiltere’nin Kiev sahtekarlığı, bildiğiniz üzere Lavrov’un dilinde adeta bir dalga konusu bugünlerde … 

İngiltere’nin Ukrayna hakkında askeri istihbaratını medyaya açıklamaktan ibaret; “basın sorumlusu” tadında tutumunun NATO’cu medyada hiç ağza alınmaması, yokmuş gibi davranılması da asla ve asla unutulmaması gereken bir enteresanlıktır! 

Ukrayna’daki durum en azından 2014’ten beri belli;  İngiltere “güvenlikten sorumlu garantör” olarak o günden bugüne ne yaptı? 

Tabi size bugünlerin meşhur analistleri, sözde topyekûn işgal istihbaratının Batı’da devletlerle paylaşıldıktan sonra açıklanmış olduğunu, dolayısı ile de bir medya provokasyonu olmadığını, bunun bu yönü ile temelsiz olduğunu anlatacaklardır ve anlatıyorlar da…  

Bunları yutmak, hafif tabiri ile “ikna olmak” serbest.

Ukrayna’da hibrit savaşın ötesinde 7-24 psikolojik hareket, gayri nizami harp, pusu-sabotaj, elektronik-siz muhabere ve özel kuvvet cirit atıyor… 

Afganistan’ı 11 Eylül’ü mâl ettiği Taliban’a; Ukrayna’yı da “asıl düşman konsepti” olarak Rusya’ya teslim eden ve Ukrayna’yı Balkanlaştırma –yeni ifadesi ile Suriyelileştirmeye- paralı askerlerle başından beri çalıştığı anlaşılan “son transatlantikçi” Biden yönetimi ile zihniyetine tabi bu insanlardan başka ne analiz bekliyorsunuz… 

** 

Söz buraya gelmişken;  

Türkçe konuşan içimizdeki Amerikalılar ile İngilizler ve elbette içimizdeki Rusçular da kendilerini ait zannettikleri bu cepheleri dosdoğru bilmiyorlar.  

Biz bunlara “Azman” NATO’cular  ile sözde “uzman Rusçular demeye kendimizde had görüyoruz doğrusu! 

Ekonomik resesyon ile ünlü posta sisteminin “dağıtım” ayağı bile çökmüş, pandemiden iki yıl önce de sağlık sistemi NHS’si yerle bir olmuş bir İngiltere’ye hala hayran yaşayanlardan ise bu bahiste söz etmiyor, onları nostaljileri ile baş başa bırakıyoruz.  

Evvela bir tane NATO yok. 

Türkçe konuşmaya gayret ederken tekleyen NATO’cuların önemli bir bölümü heralde bunu da bilmiyor… 

Yani mesela Gladyoyu tasfiye eden bir NATO da var, bu tarihin içinde…  

Ama bu, vakti zamanında mesala Türkiye’de gerçekleşmemiş, 12 Eylül’ün cuntacıları Amerika’ya “bizde kalsın, bu konuda uzman subaylar yetişsin. Hem iç kontrolde kullanırız. Size de yarar, hizmetinizdeyiz komutanım....dediğini bilmezler.  

Yani NATO’ya kuru kuruya “işgal kuvveti” diyenler, Almanya’nın uzun süren NATO içi tutumunu da anlıyoruz ki pek bilmiyorlar. 

Bu konuların arka planı, köşe yazıları yoluyla özetlenecek gibi olmamakla beraber NATO, bir dünya düşünüşüdür… 

Sadece işgal değil, dört koldan örtbas ve kontrol mühendisliği okuludur.  

Sivil personeli, askerinden çoktur.

Bu nedenle 90’ların başında soğuk savaşın bütün unsurları bitmiş olduğu halde “biz neden kendimizi tasfiye edelim, bunca yatırım boşuna mı!” dediler…

Azman NATO’cular, Rus askeri doktrini bakımından da Moskova’nın “Ukrayna’ya hâkim olmadan küresel bir güç olamayacağını, hatta bunu iddia dahi edemeyeceği gerçeğinden” de size pek söz etmezler.  

Türkiye’nin Suriye’de beka meselesi ne ise Rusya’nın ki de apaçık ki odur…

Tabi bize bir Amerikalı çıkıp şunu da diyebilir: Latin Amerika da ABD’nin beka sorunu, o nedenle 50’den fazla faşist darbe organize ettik. Etmese miydik! Herşey milletimiz için!

Ulus devlet düzeninde beka sorunu biter mi? Amerika’nın Lefkoşa’da bile beka sorunu var!

Bu nedenle Kremlin, Ukraynalılara “vaktiyle sizi Müslüman Türklerden biz korumadık mı? Vefasızlık etmeyin” diye hatırlatıyor…

Şimdi bu “azman” NATO’cu arkadaşların eğer evlerinde sakladıkları Amerikan pasaportları yoksa ve kendilerini de asker falan sanıyorlarsa bize Putin ile Hitler ilişkilendirmeleri yapacaklarına ya da bilmedikleri Ukrayna iç siyaseti ve uluslararası ilişkilere dair rutin ifadeler kullanacaklarına temiz temiz Amerikalılar adına şöyle desinler; Ukrayna mıntıkası, 2. Dünya Savaşından sonra Çin ve Rusya’ya karşı bir tampon bölgedir. Bizim de hareketlerimiz nedeniyle Rusya buraların bu mahiyetini bozmuştur ya da bozacaktır. O nedenle mümkünse Ukraynalılar ülkelerini terk etsinler, biz de oraları tamamen NATO adına mayın döşeyeceğiz…

Diyemezler çünkü ABD, kıtalararası işgal ederse 80-100 ülke Amerika’nın yanında olacaktır…

** 

Rusçular da işaret ettiğimiz üzere enteresan...  

Onlar da Rusya’nın yakın tarihte –Putin’in ilk yıllarında- NATO ile ortak konsey kurabilecek kadar da yakınlaşmış olduğunu; ötesi Rusya’nın bir ara AB üyeliğinin bile konuşulmuş bir iş olduğunu bilmiyorlar. 

Yine Rusçularımızın bir kısmı; Putin’in Ukrayna’da “asıl faturayı” Batı’ya değil; tek bir güruh “işçi sınıfı” olmadığı halde “işçi devrimini” dünyaya İsviçre merkezli bir finansla pazarladığı kesin olan ‘sonraların’ Soveyt Rusya'sına çıkarttığını da duymuyorlar. 

Heralde Putin, çektiği tarih dersinde Lenin’i bir çırpıda harcadığı için gönül koyuyorlar.

Türkçe konuşan bu Rusçularımız; tamamen alakasız bir şekilde ‘Hitler’e benzetilen Putin’ metaforu karşısında Rusların –milyonlarca ölerek- Avrupa'yı Hitler’den kurtaran millet ve coğrafyada olduğunu da hatırlatamıyorlar.  

Yalnızca 2. Dünya Savaşından sonra yaklaşık 40 ülkeye ordusunu gönderen, kimi kez bilindiği gibi sahte raporlara dayalı işgal eden, askeri operasyon yapan, 140 ülke kendisine yetmiyormuş gibi yeni başka ülkelerde de yeni askeri üsler kurmaya devam eden, hatta Cibuti ve Katar gibi sadece askeri üs kurmak için ülke bölen ve ulus yaratan Amerika gerçeği varken ortada; sormuyorlar mesela ‘Putin ne yapmış, nereyi işgal etmiş?”.  

“Rusçular” orduya “şaman kurbanlar” keserek emreden Putin’in “Çarlık hayallerini” bilmiyorlarsa, bize emperyalizm konuşmasınlar öte yandan…  

Bu “NATO’cu azmanlar” ile “Rusçu uzmanların” karikatürlük durumu yaz yaz bitmez bugünlerde…  

** 

Zelinkski denen kişilik hakkında da bizim “Avrupacı” takım bilgi sahibi değil…  

Adı söyenirken dişleri gıcırdatan bu İsrail vatandaşı; yani ‘kutsanmış küçük Davud’, İsrail dışında devlet yönetiminin tepesine “oturtulmuş” tek Yahudi…  

NATO, Batı ve Rusya için en kritik coğrafyada üstelik! 

Siyaset aleminde bir hiç.  

“Siyasete olan güveni tesis etmek” için anormal bir medya gücü ile getirildi.   

En büyük sponsoru da yolsuluktan arazi ve kayıp!  

Ermeni Paşinyan da “ben Avrupalıyım” demişti. Zelinkski’nin yolu, Romanyalı Çavuşesku tadında…  

Rusya için konu, Batı adına göründüğü gibi askeri ve alan kapatmadan ibaret de değil üstelik... 

Kültürel ve dini aynı zamanda… 

Bu noktada Zelinski’den önce gelen Poroşenko’nun Kiew Kilisesi’ni neredeyse bin yıldır bağlı olduğu Moskova’dan ayırıp; üstelik bunu da İstanbul’da bir şova dönüştürerek fesh ile bağımsız kilisesini ilan ettiğini, bunun esasen Rusya için o günlerde yenilir yutulur bir iş olmadığı da hatırlanmalıdır.  

Tabi bizim “Avrupalılarımız”, Avrupa kurumlarının da “açık toplum” konsepti içinde köklü ezoterik örgütler tarafından güdüldüğünü bilecek değillerdir. 

Onlar da savaşı genel geçer pandemi medyasından” öğrenmeye çalışıyorlar.  

Yani sığınmacıların Polonya sınırında piyano resitali ile karşılandığını anlata anlata bitiremeyen, esmerlere çelme takan, mavi gözlü olmayanları “insan saymayan” medyadan.  

Avrupa'nın daha içinde, Bosna’da 10 binlerce insan ölürken, binlerce kadın da tecavüze uğrarken, hatta şu anda Suriye’de, Fırat’ın diğer yakasında olup bitenler şu dakika sürerken bu medya ve “sahipleri” bu işleri dert etmezler.  

Oysa Ukrayna Rusların “köyüdür”, hatta Ukrayna kelimesi de Rusların “kırsalı” demektir.  

Bosna bir Avrupa şehri idi ve şu sıralar yeniden hareketlenen Sırplara rağmen de hala öyledir… 

** 

Neo-Nazi meselesi ise şöyle; Deniyor ya Zelinksi Yahudi imiş zaten ve ne alaka Neonazi'si imiş ve sair…  

Burada konu Zelinski değil… 

Konu, Neo-Nazilerin azınlık radikal olması da değil.  

Mesele Ukrayna’da, o coğrafyada devlet mekanizması içinde etkili ve yeri olan Neonaziler…  

Bunu şuradan anlayınız: Mesela Güney Kıbrıs’ta ELAM, her ne kadar oylarını her seçimde artırsa da halkta bir karşılığı yoktur, radikaldirler. 

Öyle değil mi?  

Ama devlet mekanizmaları içinde bir karşılıkları var. Tam da bu nedenle eylemleri, güdümlerindeki faaliyetler cezasız kalır.  

İşte Rusya’ya göre Neonazilerin de Ukrayna’da durumu bu! 

** 

Ukrayna meselesinden “en büyük” zararı, Amerika’nın zaptu rapt altına almak istediği, küresel finans sisteminin ana sütunlarını sarsacak yaptırımların zincirleme etkisi ile orta vadede Avrupa’nın göreceği muhakkak… 

Çin’in Rusya’dan toprak talepleri gibi konulara girmeseler de ne diyor The Economist konu hakkında; “Brothers in Arms: The new Russia- China partnership.”  

Yaptırım yoluyla fatura Rusya’ya mı kesilmiş olacak gerçekten, yoksa bu bumerang aslında asıl finans sisteminin merkezi Avrupa'yı mı etkileyecek?  

Merkezsiz finans sistemi yolunda Swift meselesi üzerinden bunları göreceğiz…  

Değinmeden geçmeyelim; Rus kedilerin bile ambargolu olduğu bu “faşist” günlerde Batı’nın Rus edebiyatı ile sanatına olan yaptırımını da “sanatı masum zannederek” yadırgamayın, derim. 

Bizim Türk edebiyatında kültür milliyetçiliği fabrikasyonuna tâbi edebiyatçılarımız bilir zannederim: Wagner’ler Hitler’i, pan-slavizm ile Çarlık mefkuresini de Puşkin’ler Dostoyevskiler yetiştirmiştir. .. 

** 

Amerika'nın doğrudan muhatap olmadığı anlaşılsa da Rusya-Ukrayna taraflarının Antalya'da bir araya gelecek olması kritik, diplomasi camiası bakımından önemli ancak her bakımdan kısa vadede meseleden olası zarar edenlerin başında Türkiye gelebilir… 

Turizm, nükleer santralin durdurulması ya da Ukrayna üzerinden Savunma Sanayi’nin alacağı darbe sayılmaz ise her halükarda Türkiye’ye “tarafını net seç” denecektir ve İsmet İnönü’ye 2. Dünya Savaşı atmosferinde ithaf edilen “denge politikasının” nihayet bugünkü dünyada “yönetilemez olduğu” anlaşılacaktır…  

Ukrayna da Türkiye gibi bir “cephe ülkesi” ve bu konuda askeri, ekonomik, kültürel kapasite sorunları nedeniyle zor bir durumda.  

Tüm deliller ve “delilsizlikler” Koronavirüs sürecinin bir “pandemi tatbikatı” olduğunu gösterdi.   

“Ukrayna tatbikatı” da Çin’in anlamlı bir süre boyunca neden tahıl stokladığını ortaya koyan asıl jeopolitik bir gerçek...  

“Nükleer korku” ve “tehdit atmosferinin” kesintisiz sürdüğü son yüzyıl değil sadece; yazılı tarih boyunca dünyada 35-40 yılın bile kansız ve sulh içinde geçmediği unutulmamalıdır. 

İnsanlık adına “tüm tatbikatlara razıyız” belki ama “şaşırtacak” olanın da “bizler” olmadığını bildiğimizi ifade ederiz. 

Bize dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir büyük hamlenin ve gelişmenin “çok kutuplu bir çelişkiden” neşet edip olup bitenleri “kaos teorisine” bağlayabilecek, bunu bize delilleri ile gösterecek biri yok gibidir... 

Çıplak gerçekler ısrarla tersini göstermektedir.  

Ukrayna da böyledir.  

**

Kanonik sistemde “adil savaş yoksa, barış da olmaz” derler ve fakat Amerika isterse bu savaşı hemen bitirebilir… 

Rusya’ya karşı Suriye’de ilan ettiği “hava sahasını kapatmak”, dünya savaşına neden olmuyor da Ukrayna’da mı olacak?  

Küresel sistemde birinin birine gerçekten “kızmış”, “küsmüş” ya da gerçek bir “misillemeye” gidip gitmediğini Antarktika Anlaşması’ndan çekilip çekilmemesinden ya da birini “çekilmeye zorlayıp zorlamadığından” anlayabilirsiniz.  

Son yüzyılın sulhta bozulmamış tek çok kutuplu anlaşması duruyor ve yaşıyorken hala, bize Ukrayna’da olup bitenlerin Suriye’de yaşanan mutabakatlardan “farklı” olduğuna kimse inandıramaz.   

Kremlin, kendi bombaladığı uluslararası BM sistemine kızdı ve Güney Kıbrıs’ın da yeniden değerlendireceği anlaşılan yaptırım tavrını beğenmiyor ise eğer, KKTC’yi tanısın, görelim…  

Yoksa rolü, pandemi sonrası ulus devletleri yıkma misyonunun bir parçası olmakla mı sınırlı? 

Biz Kıbrıs’ta, 2004 Annan Planı referandumu her iki toplumda da Evet ile geçmiş olsaydı bile Rusya’nın yeni devleti BM’de yok sayıp tanımayacağını ve böylelikle kurulmadan fesh edeceğini, bu acil çıkış kapısı konusunda da tüm tarafların mutabık olduğunu bilenlerdeniz… 

Almanya'nın ilk aşamada savunma bütçesini ikiye katlaması da sağlandığına göre 1929 buhranına dönebiliriz.... 

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Levent Kutay
Levent KUTAY'dan
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.