Talep etmek başka, yapmak başka; Peki bu başarı kimin?

Yayın Tarihi: 26/08/26 11:37
okuma süresi: 5 dak.
A- A A+

Siyasette ilginç bir alışkanlığımız var.

Bir sorun yıllarca konuşulur. Muhalefet eleştirir, sendikalar talep eder, çalışanlar sesini yükseltir. Sonra hükümet, dosyayı açar, teknik çalışmayı yaptırır, mali karşılığını hesaplar, düzenlemeyi hazırlar ve yasalaştırmak üzere siyasi irade ortaya koyar.

Tam o anda birileri çıkar:

“Biz söyledik, bizim sayemizde oldu.”

Devrim Barçın’ın Güvenlik Kuvvetleri personelinin özlük hakları konusunda yaptığı son açıklamayı okuyunca insan ister istemez şu soruyu soruyor:

Talep etmekle yapmak ne zamandan beri aynı şey oldu?

Barçın, yıllardır bu sorunları Meclis kürsüsünde ve komitelerde gündeme getirdiklerini söylüyor.

Doğrudur.

Muhalefetin görevi de zaten budur.

Sorunu görecek, gündeme taşıyacak, hükümeti eleştirecek, çalışanların taleplerini Meclis’e taşıyacak ve çözüm için baskı yapacaktır.

Bunda tartışılacak hiçbir şey yok.

Ancak tartışılması gereken başka bir şey var:

Bir sorunu dile getirmek, o sorunun çözümünü siyasi olarak sahiplenme hakkını verir mi?

Çünkü bugün hükümetin ortaya koyduğu irade, “bakacağız, değerlendireceğiz” cümlesinden ibaret değil.

Başbakan Ünal Üstel; Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı personelinin yıllardır beklediği özlük hakları konusunda kadroların güncellenmesinden askeri memurların baremlerinin kamudaki emsalleriyle uyumlaştırılmasına, statü değiştiren personelin geçmiş hizmetlerinin korunmasına kadar uzanan üç ayrı yasal düzenlemeyi açıkladı.

Yani ortada artık yalnızca bir talep yok.

Bir çözüm iradesi var.

İşte siyaset tam burada birbirinden ayrılıyor.

Muhalefet sorunu anlatır.

İktidar sorunu çözmekle yükümlüdür.

Muhalefet “yapın” der.

İktidar yaptığı zaman da bunun hesabını verir.

Bunların ikisi de demokrasinin gereğidir; ancak ikisini birbirine karıştırırsanız ortaya tuhaf bir siyasi muhasebe çıkar.

Devrim Barçın’ın açıklamasındaki asıl dikkat çekici nokta ise bir taraftan, “Ortada henüz kesinleşmiş bir yasa tasarısı yok” diyor; ardından hükümetin geldiği noktayı “verilen ortak emeğin ürünü” olarak tanımlıyor ve gelişmeyi muhalefetin yarattığı baskıya bağlıyor.

Burada basit bir soru sormak gerekiyor:

Ortada henüz sahiplenilecek kadar kesinleşmiş bir şey yoksa, neyin başarısını şimdiden sahipleniyorsunuz?

Daha yasa çıkmadan başarı sizin.

Çıkmazsa sorumluluk hükümetin.

Çıkarsa muhalefetin mücadelesinin sonucu.

Bu siyasi denklemde hükümete kalan tek şey herhalde Resmî Gazete’de yayımlamak!

Bu kadar kolay olmamalı.

Kim hangi hakkı savunduysa hakkını teslim etmek gerekir.

Ama aynı ölçüyü hükümete de uygulamak gerekir.

Çünkü bir problemi tarif etmekle o problemin çözümünü üretmek arasında devlet yönetimi kadar büyük bir mesafe vardır.

Yasa hazırlamak siyasi irade ister.

Mali kaynak ister.

Bürokratik çalışma ister.

Kurumlar arasında uzlaşma ister.

Bakanlar Kurulu kararı ister.

Meclis çoğunluğu ister.

Ve nihayetinde bunun siyasi sorumluluğunu üstlenecek bir hükümet ister.

Dolayısıyla yarın bu düzenlemeler yasalaştığında hakkını teslim etmemiz gereken ilk kesim elbette yıllardır mağduriyet yaşayan Güvenlik Kuvvetleri personelidir.

Ama siyasi tarihe de doğru not düşmek gerekir:

Talebi dile getirenler olabilir; çözümü hayata geçiren kimse siyasi irade de ona aittir.

Muhalefetin baskısı hükümeti harekete geçirmiş olabilir.

Sendikaların mücadelesi süreci hızlandırmış olabilir.

Çalışanların yıllardır yükselttiği ses belirleyici olmuş olabilir.

Bunların hepsi siyasetin doğal parçaları...

Fakat sonuçta devlet yönetiminde bir çizgi vardır:

İstemek başka, yapmak başka.

Daha önemlisi de şudur:

Bir hakkın gerçek sahibi siyasetçiler değildir.

Ne iktidardır ne muhalefet.

O hakkın sahibi çalışanlardır.

Dolayısıyla meseleyi çalışanların kazanımından çıkarıp “bunu aslında biz yaptırdık” yarışına dönüştürmek, tam da savunulduğu söylenen insanların mücadelesini siyasi kredi hesabına indirger.

Devrim Barçın’ın son cümlesine bu nedenle katılıyorum, “Kazanan siyaset değil, Güvenlik Kuvvetleri personeli olmalıdır.”

Ama öyleyse gereğini de yapmak gerekir.

Daha düzenleme yasalaşmadan üzerine parti bayrağını dikmeye çalışmamak gerekir.

Çünkü siyasette muhalefetin hakkı eleştirmek ve talep etmektir.

İktidarın sorumluluğu ise yapmaktır.

Ve günün sonunda vatandaşın baktığı yer de tam olarak burasıdır:

Kim söyledi değil, kim yaptı?


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Vatan MEHMET yazıları