Okulda çocuğun varsa, bu tehlike kapında!
Bir ülkenin en güvenli yeri neresi olmalı diye sorsalar, hiç düşünmeden “okullar” deriz. Çünkü okul, sadece bilgi verilen bir mekân değil; insanın insan olmayı öğrendiği yerdir. Ama bugün elimizdeki tablo, bu en temel hakikatin paramparça olduğunu gösteriyor.
Şanlı Urfa, Kahraman Maraş… Ard arda gelen haberler: Okul basan çocuklar. Silah çeken çocuklar. Öğretmenine ateş eden, arkadaşını yaralayan, öldüren çocuklar. Bu cümleyi yazmak bile insanın içini parçalamaya yetiyor: Çocuklar, çocukları vuruyor.
Bu olayları sadece “Türkiye’de oldu” diye kenara koymak, kendimizi kandırmaktan başka bir şey değildir. Çünkü artık toplum dediğimiz yapı, sınırlarla ayrılmıyor. Aile yapıları, yetiştirme biçimleri, öfke dili, rekabet anlayışı… Hepsi aynı. Dolayısıyla mesele, coğrafya değil; zihniyet meselesidir.
Bugün Kıbrıs’taki bir anne-baba da aynı soruyu sormak zorunda:
Benim çocuğum okulda gerçekten güvende mi?
Okullarımızın kapıları gerçekten korunuyor mu?
Kim giriyor, kim çıkıyor, kim denetleniyor?
Bir çocuk eline silah alıp okula nasıl girebiliyor?
Daha acısı: O çocuk o silahı neden almak istiyor?
Asıl sorulması gereken soru burada başlıyor.
Çünkü mesele sadece güvenlik kameraları, kapıdaki görevli ya da turnikeler değil. Bunlar en fazla sonucu geciktirir. Ama sebebi ortadan kaldırmaz.
Sebep daha derinde.
Bugün çocuklarımıza ne öğretiyoruz?
Başarmayı…
Geçmeyi…
Yarışmayı…
Kazanmayı…
Peki ya kaybetmeyi öğretiyor muyuz?
Sakin kalmayı?
Öfkesini yönetmeyi?
Bir başkasının acısını hissetmeyi?
Hayır.
Çocuklarımız bir sınavdan kalınca telafisi var.
Bir yıl kaybedince telafisi var.
Bir hedefi tutturamayınca telafisi var.
Ama vicdanını kaybederse telafisi yok.
Merhametini yitirirse telafisi yok.
Bugün asıl kriz akademik değil, ahlaki bir krizdir.
Okullarda danışman öğretmenler var. Peki gerçekten varlar mı?
Yoksa sadece kadroda isim olarak mı duruyorlar?
Bir çocuk aylarca zorbalığa uğruyor, kim fark ediyor?
Bir çocuk içine kapanıyor, kim görüyor?
Bir çocuk öfke biriktiriyor, kim konuşuyor onunla?
Hiç kimse.
Çünkü biz çocukları dinlemiyoruz. Onları yönetiyoruz.
Onlara yön vermiyoruz, onları sıkıştırıyoruz.
Aileler olarak başka bir yanlışa daha düşüyoruz.
Çocuğumuza “kendini ezdirme” diyoruz.
Ama bunun altını dolduramıyoruz.
Özgüven ile saldırganlığı karıştırıyoruz.
Hak aramak ile güç gösterisini birbirine karıştırıyoruz.
Ve fark etmeden şunu öğretiyoruz:
“Güçlü olmak istiyorsan sert ol.”
Oysa gerçek güç, merhamettir.
Gerçek güç, kendine hâkim olabilmektir.
Ama bunu anlatmıyoruz.
Çünkü merhameti “zayıflık”, vicdanı “fazlalık”, ahlakı ise “gereksiz tartışma” olarak görmeye başladık.
Daha da tehlikelisi şu:
Bu kavramları sırf bazı ideolojik tartışmaların içine sıkıştırıp tamamen hayatın dışına itiyoruz.
Sanki vicdan bir ideolojiymiş gibi.
Sanki merhamet bir tarafmış gibi.
Hayır.
Vicdan, insanın merkezidir.
Merhamet, toplumun omurgasıdır.
Bunlar yoksa, geriye sadece kalabalık kalır. Toplum değil.
Bugün okullarımızda çocuklara matematik öğretiliyor, fizik öğretiliyor, dil öğretiliyor.
Ama insan olmayı kim öğretiyor?
Hiç kimse öğretmiyorsa, çocuk bunu nereden öğrenecek?
Sosyal medyadan mı?
Şiddeti normalleştiren içeriklerden mi?
Aşağılamayı, küçümsemeyi, öfkeyi yücelten bir kültürden mi?
Sonra şaşırıyoruz:
“Nasıl oldu da bu çocuk bunu yaptı?”
Bu çocuk bunu bir günde yapmadı.
Bu, uzun bir ihmalin sonucudur.
Bugün Kıbrıs’taki okullar için de aynı soruyu sormak zorundayız:
Güvenlik gerçekten yeterli mi?
Akran zorbalığıyla gerçekten mücadele ediliyor mu?
Danışmanlık sistemi gerçekten çalışıyor mu?
Öğretmenler sadece ders mi anlatıyor, yoksa hayat mı öğretiyor?
Ve en önemlisi:
Biz çocuklara gerçekten iyi insan olmayı öğretiyor muyuz?
Çünkü eğer bunu öğretmiyorsak,
yarın okullarımız bilgi verilen yerler olmaktan çıkacak,
korkulan yerlere dönüşecek.
Ve o gün geldiğinde,
hiçbir sınav başarısı, hiçbir diploma, hiçbir kariyer
kaybettiğimiz şeyi geri getiremeyecek.
O şeyin adı çok basit:
İnsanlık.
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.