Yontma
William Gaumt'un "Sculpere" ismini verdiği kitabını ilk gördüğümde bir sanat kitabı olmasına rağmen, nedense bu sözcüğü sanat yerine felsefe üzerinden düşünmüştüm. Neticede bir devrin de adı.
İnsan, aslında hiç durmadan bir şeyleri yontar. Taşı değil yalnızca; zamanı, hatıraları, ilişkileri, hatta kendi ruhunu. Hayat dediğimiz şey, biçimsiz bir malzemenin elimize verilmesinden başka nedir ki? Kimine sert bir kaya düşer, kimine kolay şekil alan bir kil. Ama hiçbirimiz boş değiliz; hepimiz işlenmeyi bekleyen bir maddeyle doğarız.
Latince sculpere yalnızca “yontmak” demek değildir; aynı zamanda müdahale etmektir. Hayat da tam olarak bunu ister: müdahale. Akışına bıraktığın şey çürür, sertleşir ya da başkasının eliyle şekillenir. Oysa insanın asli sorumluluğu, kendi formunu kendisinin vermesidir. Çünkü şekil vermediğin her şey, seni şekillendirir.
Antik insanlar mağara duvarlarına sadece resim çizmediler; kendilerini kazıdılar. Bugün biz de farklı değiliz. Sosyal medyada bıraktığımız izler, kurduğumuz cümleler, verdiğimiz tepkiler… hepsi görünmez bir heykelin parçaları. Bir gün geriye dönüp baktığımızda “ben kimim?” sorusunun cevabı, işte o izlerin toplamı olacak.
Ama burada ince bir fark var: Yontmak acı verir. Fazlalıkları kesmek gerekir. İnsanın kendini inşa etmesi, kendinden vazgeçmesini gerektirir. Her “olmak”, aslında birçok “olmamak” pahasına gerçekleşir. Bir heykeltıraş, mermeri eksilterek bir figür ortaya çıkarır. İnsan da fazlalıklarını terk ederek kendine yaklaşır. Kibir gider, korku gider, başkalarının onayıyla yaşama ihtiyacı gider… geriye daha sahici bir şey kalır.
Ve belki de en çarpıcı olan şu: Çocuklar bunu bizden daha iyi bilir. Islak kumla oynarken hissettikleri o saf haz, yaratmanın en ilkel ve en doğru halidir. Henüz kimlik kaygısı yoktur, başarı baskısı yoktur, “nasıl görünüyorum” sorusu yoktur. Sadece şekil verme arzusu vardır. Belki de büyümek, bu sadeliği kaybetmenin adı; olgunlaşmak ise onu yeniden hatırlamanın.
Hayat, bize bitmiş bir eser sunmaz. Yarım bırakılmış bir blok verir. Kimimiz onu hiç dokunmadan taşır, kimimiz rastgele darbelerle kırar, kimimiz ise sabırla, dikkatle, incelikle işler. Sonunda ortaya çıkan şey sadece bir “yaşam” değil, bir “eser” olur.
Sorulması gereken soru şu: Sen kendi hayatının heykeltıraşı mısın, yoksa başkalarının elinde şekil alan bir ham madde mi?
Çünkü günün sonunda herkes bir iz bırakır. Ama herkes bir form bırakmaz.
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.