İnsanın tatminsizliği neden arttı?

Yayın Tarihi: 24/03/26 07:00
okuma süresi: 5 dak.

 

İnsanlık, tarihin hiçbir döneminde bugünkü kadar güçlü olmamıştı. Bilgiye erişim saniyeler içinde mümkün, mesafeler neredeyse ortadan kalkmış, iletişim sınır tanımaz hale gelmiş durumda. Bir zamanlar hayal bile edilemeyen teknolojiler artık gündelik hayatın sıradan parçaları. Fakat bütün bu ilerlemeye rağmen, insanın iç dünyasında garip bir eksilme hissi giderek daha görünür hale geliyor: Derin bir tatminsizlik, anlam arayışında bir yorgunluk ve tarif edilmesi zor bir boşluk…

Bu durum, modern çağın en büyük paradokslarından biridir. Dış dünya genişledikçe, iç dünya daralıyor. İnsan, sahip oldukları arttıkça kendini daha eksik hissediyor. Peki neden?

Modern dünya, insanı sürekli “daha fazlasına” yönlendiren bir sistem üzerine kurulu. Daha fazla başarı, daha fazla görünürlük, daha fazla üretim… Bu döngü, bireyin değerini sahip oldukları ve sergiledikleri üzerinden tanımlıyor. Sosyal medya platformlarında herkes kendi hayatının sahnesinde bir oyuncuya dönüşmüş durumda. Gülüşler, başarılar, mutluluklar paylaşılıyor; fakat bu paylaşımlar çoğu zaman bir hakikati değil, bir temsili yansıtıyor. İnsan, görünmek için yaşamaya başladığında, “olmak”tan uzaklaşıyor.

Bu noktada derin bir kırılma yaşanıyor: İnsan kendine yabancılaşıyor.

Çünkü insan, yalnızca dış dünyada var olan bir varlık değildir. Onun asıl yolculuğu, iç dünyasına doğrudur. Ne var ki dijital çağ, bu iç yolculuğu sürekli erteleyen bir dikkat dağınıklığı üretmektedir. Bildirimler, akışlar, sürekli güncellenen içerikler… Zihin hiçbir zaman durmuyor. Oysa anlam, çoğu zaman sessizlikte doğar. Gürültü içinde hakikat duyulmaz.

Bugün dünya genelinde artan kaygı, tükenmişlik ve yalnızlık duyguları da bu kopuşun bir sonucu olarak okunabilir. İnsanlar hiç olmadığı kadar bağlantılı, ama aynı zamanda hiç olmadığı kadar yalnız. Çünkü bağ kurmak ile temas etmek aynı şey değildir. Dijital bağlar hızlıdır ama yüzeyseldir; insan ruhu ise derinlik ister.

Modernitenin sunduğu “başarı” tanımı da bu krizi besleyen önemli unsurlardan biridir. Başarı artık çoğunlukla ölçülebilir, sayılabilir ve sergilenebilir olanla sınırlıdır. Oysa insanın gerçek başarısı, kendi hakikatine ne kadar yaklaşabildiğiyle ilgilidir. Bu yaklaşım, kadim düşünce geleneklerinde ve özellikle tasavvufta çok daha farklı bir şekilde ele alınır. Burada başarı; biriktirmek değil, arınmakla ilgilidir. Çoğaltmak değil, sadeleşmekle… Görünmek değil, hakikati idrak etmekle…

Dijital çağın insanı, sürekli bir performans içinde yaşamaktadır. Her anını değerlendirmek, her fırsatı kullanmak, her boşluğu doldurmak zorunda hisseder. Boşluk korkusu, insanı kendinden kaçmaya iter. Oysa bazen insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey, hiçbir şey yapmadan kendisiyle kalabilmektir. Çünkü insan, en çok sustuğunda kendini duyar.

Bugün yaşadığımız anlam krizi, aslında bir yön kaybıdır. İnsan dış dünyaya doğru o kadar hızlı koşmaktadır ki, iç dünyasını geride bırakmıştır. Bu nedenle çözüm de yine aynı yerde, yani insanın kendi içinde aranmalıdır.

Belki de yeniden sormamız gereken en temel soru şudur: “Ben kimim?”

Bu soru, modern dünyanın hızlı cevaplar üreten yapısına ters düşer. Çünkü bu soru aceleye gelmez. Derinlik ister, sabır ister, yüzleşme ister. İnsan, bu sorunun peşine düştüğünde, yavaşlamayı öğrenir. Yavaşladığında ise fark etmeye başlar. Fark ettikçe sadeleşir. Sadeleştikçe anlam ortaya çıkar.

Bugün insanlığın ihtiyacı olan şey, daha fazla teknoloji değil; daha fazla bilinçtir. Daha fazla hız değil; daha fazla derinliktir. Daha fazla bağlantı değil; daha sahici temaslardır.

Çünkü insan, dünyayı fethetmiş olabilir…
Ama hâlâ kendine ulaşamamışsa, yolculuk tamamlanmış değildir.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Dr. Ferhat ATİK yazıları