Haklı çıkma çağı

Yayın Tarihi: 04/05/26 08:00
okuma süresi: 5 dak.

Eskiden fikir ayrılıkları vardı ama insanlar birbirlerini tamamen hayatlarından çıkarmazdı. Aynı sofrada farklı siyasi görüşler konuşulur, aile içinde sert tartışmalar yaşanır, dost meclislerinde ideolojik ayrılıklar olurdu; fakat insanlar ilişkinin kendisini, tartışmanın sonucundan daha kıymetli görürdü. Bugün ise tek bir tweet, tek bir paylaşım, tek bir cümle insanları birbirinin hayatından silmeye yetiyor. Modern çağın görünmeyen ama giderek büyüyen salgını tam da budur: tahammül krizi.

Artık insanlar karşıt görüşü çürütmek istemiyor sadece; karşıt görüşün varlığına dahi tahammül edemiyor. Sosyal medya bu hastalığın en büyük hızlandırıcısı haline geldi. Algoritmalar bize sürekli kendimize benzeyen düşünceleri gösteriyor. Farklı düşünen biriyle karşılaştığımızda ise onu insan olarak değil, adeta bir tehdit unsuru olarak kodluyoruz. Çünkü dijital dünya bizi çoğulculuğa değil yankı odalarına mahkûm ediyor.

Oysa tarih boyunca düşünce tam olarak çatışmaların içinden büyüdü. The Republic eserinde Plato, hakikati diyalog yoluyla aradı. Soru sormaktan korkmadı. Socrates, kendisine hakaret edenlerle bile konuşmayı sürdürdü ve sonunda baldıran zehrini içerken bile düşünceye olan inancını kaybetmedi. Meditations adlı eserinde Marcus Aurelius, insanın başkalarının kusurlarına karşı sabırlı olmasını öğütledi. Çünkü ona göre başkasının eksikliği çoğu zaman bizim öfkemizi meşrulaştırmazdı.

Voltaire’e atfedilen meşhur ifade hâlâ insanlık tarihinin en güçlü demokratik ahlak derslerinden biridir: “Söylediklerine katılmıyorum ama bunu söyleme hakkını sonuna kadar savunurum.” Bu cümle modern dünyanın duvarlarına yazılmalıydı. Fakat bugün tam tersi yaşanıyor: “Benim gibi düşünmüyorsan sus.”

1984 romanında George Orwell düşüncenin tek tipleştirildiği toplumların nasıl otoriterleştiğini anlatıyordu. Brave New World ise insanların konfor içinde düşünme yetilerini nasıl kaybedebileceğini gösterdi. The Brothers Karamazov bize insan ruhunun çelişkilerle dolu olduğunu anlattı. Fyodor Dostoevsky hiçbir karakterini tek boyutlu yazmadı çünkü gerçek insan tek renk değildir.

Hannah Arendt, kötülüğün sıradanlığını anlatırken insanın düşünmeyi bıraktığında nasıl tehlikeli hale geldiğini gösterdi. Çünkü düşünmeyen insan kolayca fanatikleşir. Fanatik insan ise sadece kendi fikrini ahlaki görür.

Bugün dostluklar politik görüşler yüzünden bitiyor. Aileler sosyal medya paylaşımları nedeniyle bölünüyor. Akademik çevrelerde bile insanlar birbirini dinlemek yerine etiketliyor. “Sen şu taraftansın.” “Sen bu gruptansın.” “Sen bizden değilsin.”

Oysa Jalal al-Din Rumi yüzyıllar önce çok daha derin bir kapı açmıştı: “Doğru ve yanlışın ötesinde bir yer var, orada buluşalım.” Bu çağ belki de tam olarak o cümleyi kaybetti. Herkes kendi doğrusunu putlaştırıyor.

Tasavvuf burada çok ince ama güçlü bir uyarı yapar: Nefis kendini haklı hissetmeyi sever. Çünkü haklılık hissi insanın iç muhasebesini öldürür. Sürekli karşı tarafı suçlayan insan, kendi karanlığını göremez. Oysa en zor cümle şudur: “Belki ben de eksik görüyorum.”

Thus Spoke Zarathustra ile Friedrich Nietzsche sürü psikolojisini eleştirirken tam da bunu hedef alıyordu: Kendi aklını kullanmayan kalabalıklar.

Bugünün en büyük medeniyet testi teknoloji değil. Yapay zekâ değil. Ekonomik büyüme de değil.

Asıl mesele şu: Biz kendimiz gibi düşünmeyen biriyle aynı masaya oturabiliyor muyuz?

Aynı masada oturamayan toplumlar, aynı geleceği de kuramaz.

Belki de çağımızın gerçek entelektüel devrimi; bağırmadan konuşabilmek, düşmanlaştırmadan eleştirebilmek ve fikir ayrılığını insan kaybına dönüştürmemektir.

Çünkü bazen haklı çıkmak, bir insanı kaybetmeye değmez.

Ve bazen sustuğun öfke, kazandığın tartışmadan daha asil olabilir.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Dr. Ferhat ATİK yazıları