Neo-Denazifikasyon
Dünya, tarihin en tehlikeli yanılgılarından birini yeniden yaşıyor: Sandık ile gelen her şeyin demokrasi olduğuna inanma yanılgısını.
Oysa Hitler de seçimle geldi.
Bugün dünyanın birçok yerinde halkın öfkesi, korkusu, ekonomik çaresizliği ve kimlik krizleri üzerinden yükselen yeni bir siyasal tür oluşuyor. Kravatlı otokratlar. Seçim kazanarak meşruiyet devşiren, sonra o meşruiyeti hukuk devletini parçalamak için kullanan liderler. Ve en korkuncu şu: Modern diktatörlük artık tankla değil, algoritmayla geliyor. Darbeyle değil, propaganda ile geliyor. Sessizce geliyor.
Bir zamanlar “Bir daha asla” denilen şey, bugün ekranlardan canlı yayınlanıyor.
Neo-denazifikasyon kavramını yeniden konuşmanın zamanı geldi. Çünkü mesele artık yalnızca geçmişteki Nazizm değil; onun güncellenmiş, dijitalleşmiş ve küreselleşmiş versiyonlarıdır. Yeni çağın totaliterliği artık tek tip üniforma giymiyor. Bazen milliyetçilik maskesi takıyor, bazen dini söylem kullanıyor, bazen güvenlik bahanesine sığınıyor, bazen “halkın iradesi” diyerek çoğunluk zorbalığını kutsuyor.
Ama yöntem aynı:
Önce korku üret.
Sonra düşman yarat.
Ardından özgürlüğü güvenlik adına buda.
Son olarak da itiraz eden herkesi “hain”, “terörist”, “ahlaksız”, “dış güç”, “vatan düşmanı” ilan et.
Ve dünya buna şaşırtıcı biçimde alışıyor.
Asıl felaket budur.
Çünkü insanlık, kötülüğün bağırarak değil normalleşerek büyüdüğünü hâlâ öğrenemedi. Holokost bir sabah ansızın başlamadı. Önce dil bozuldu. Sonra hukuk eğildi. Sonra medya sustu. Sonra insanlar komşularının kaybolmasına alıştı. Faşizm önce sokakları değil, vicdanları işgal eder.
Bugün sosyal medya çağında yeni bir kitle hipnozu içindeyiz. İnsanlar düşünmüyor; taraftarlık yapıyor. Sorgulamıyor; linç ediyor. Hakikati aramıyor; kendi öfkesine benzeyen cümlelerin peşinden gidiyor. Ve siyaset bunu kullanıyor. Çünkü modern diktatör bilir ki cahil bırakılmış bir toplumdan daha tehlikeli olan şey, öfkeli bırakılmış bir toplumdur.
Dünya yeniden karanlık bir eşiğe sürükleniyor.
Gazze’den Ukrayna’ya, Afrika’dan Avrupa’ya kadar insan hayatı artık diplomatik pazarlık nesnesine dönüştü. Çocuk ölümleri istatistik oldu. Göçmenler insan değil sayı olarak konuşuluyor. İnsan hakları ise güçlü devletlerin işine geldiği zaman hatırlanan bir dekor haline geldi.
İşte bu yüzden bugün ihtiyaç duyulan şey yalnızca siyasi reform değil; ahlaki bir denazifikasyondur.
Yani insanlığın yeniden vicdan eğitimi alması gerekiyor.
Devletleri putlaştıran zihniyetin sökülmesi gerekiyor.
Liderleri peygamberleştiren kültürün kırılması gerekiyor.
İtaati erdem sanan toplum reflekslerinin parçalanması gerekiyor.
Çünkü demokrasi sadece seçim değildir.
Demokrasi; güç sahibinin sınırlandırılmasıdır.
Muhalefetin yaşayabilmesidir.
Basının korkmadan konuşabilmesidir.
Bir çocuğun gece korkmadan uyuyabilmesidir.
Bugün dünyanın en büyük problemi artık diktatörlerin varlığı değil; toplumların diktatörlüğe psikolojik olarak hazır hale gelmiş olmasıdır.
İnsanlık yeniden kendi karanlığını alkışlıyor.
Ve tarih bize şunu söylüyor:
Faşizm hiçbir zaman “Ben faşizmim” diyerek gelmez.
Genellikle “Sizi koruyacağım” diyerek gelir.
İşte bu yüzden neo-denazifikasyon artık akademik bir tartışma değil; insanlığın hayatta kalma meselesidir.
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.