Cumhurbaşkanı bu yasayı imzalar mı?

Yayın Tarihi: 13/09/26 09:00
okuma süresi: 8 dak.

Bazen bir yasa değişikliğini değerlendirirken ilk sorumuz, “Kime yarıyor?” olmamalıdır. Daha temel bir yerden başlamalıyız: Bu değişiklik yurttaşın demokratik iradesini genişletiyor mu, daraltıyor mu?

KKTC Cumhuriyet Meclisi, 10 Eylül’de Seçim ve Halkoylaması (Değişiklik) Yasa Önerisi’ni oy çokluğuyla kabul etti. Düzenlemenin en önemli sonuçlarından biri karma oyun kaldırılmasıdır. Şimdiye kadar seçmen, farklı siyasi partilerin listelerinde bulunan adaylar arasında tercih yapabiliyordu. Yeni düzenlemede ise parti içi tercih korunurken farklı partilerden adayları bir araya getirerek oy verme imkânı ortadan kaldırılıyor. 

Tabi mesele yalnızca bir oy kullanma tekniğinin değiştirilmesi değildir. Mesele, seçmen ile siyasi parti arasındaki ilişkinin nasıl tanımlandığıdır. Cumhurbaşkanı böyle bir düzenlemeyi imzalamadan önce Meclis'e bir kez daha düşünmesi için gönderir mi? Demokrasinin siyasi partilerden daha büyük olduğuna inanarak bunu yaparmı?

Demokrasi parti seçmekten ibaret değildir

Modern temsili demokrasilerde siyasi partiler vazgeçilmez kurumlardır. Adayları örgütler, siyasal program üretir, farklı toplumsal talepleri bir araya getirir ve yönetilebilir seçeneklere dönüştürürler. Fakat burada çok önemli bir ayrım var:

Partiler demokrasinin amacı değil, aracıdır. Demokrasinin asli öznesi yurttaştır.

Robert Dahl’ın çoğulcu demokrasi anlayışından Giovanni Sartori’nin temsil ve parti sistemleri üzerine çalışmalarına kadar demokratik teorinin temel tartışmalarından biri budur: Seçim sistemi yalnızca iktidarın nasıl oluşturulacağını değil, yurttaşın siyasal tercihinin ne ölçüde temsil edileceğini de belirler.

Dolayısıyla seçim sistemini değerlendirirken yalnızca “Hangi sistem daha kolay sayılır?” diye soramayız. “Hangi sistem seçmenin iradesini daha doğru ifade etmesine izin verir?” sorusunu da sormak zorundayız.

Karma oyun kaldırılmasını savunanların önemli gerekçesi, 2022 seçimlerinde kullanılan yaklaşık 14 bin karma oyun yüzde 41’inin geçersiz olduğudur. Bu elbette ciddi bir veridir.

Ama bundan başka bir sonuç çıkarılabilir.

Bir demokratik hakkın kullanılması karmaşıksa, ilk çözüm o hakkı ortadan kaldırmak olmamalıdır. Önce onu nasıl daha anlaşılır, uygulanabilir ve güvenli hâle getirebileceğimizi araştırmalıyız. Oy pusulasını sadeleştirebiliriz. Seçmeni daha iyi bilgilendirebiliriz. Sandık görevlilerinin eğitimini geliştirebiliriz. Karma oyun geçersiz sayılmasına yol açan teknik nedenleri inceleyebilir, sistemi yeniden tasarlayabiliriz. Çünkü demokratik mühendisliğin amacı seçmeni sisteme uydurmak değil, sistemi seçmenin iradesini mümkün olduğunca doğru yansıtacak hâle getirmektir.

Ya hiçbir parti seçmenin düşüncelerimi bütünüyle temsil etmiyorsa?
Asıl üzerinde düşünülmesi gereken soru budur.

Bir yurttaşın A partisindeki bir milletvekilini başarılı, B partisindeki başka bir milletvekilini dürüst, C partisindeki bir başka adayı ise ülkenin geleceği açısından değerli bulması neden demokratik sistem açısından sorun olsun? Tam tersine, bunun siyasal olgunluğun göstergelerinden biri olduğu bile düşünülebilir. Çünkü böyle bir seçmen parti amblemine değil, insana, liyakate, düşünceye, geçmiş performansa ve güvenebakmaktadır.

Yeni sistemde seçmen bir partiye mühür vurabilecek ve isterse yalnızca o partinin adayları arasında tercih yapabilecek. Bağımsız adaylık ise devam edecek. Fakat burada seçim özgürlüğünün önemli bir boyutu kayboluyor:

Partiler arasında kişi seçebilme özgürlüğü.

Önerilen yasa bir seçmeni hukuken herhangi bir partiye üye olmaya zorlamıyor elbette. Fakat oy verme mimarisini öyle kuruyor ki seçmen, bağımsız aday seçeneği dışında, milletvekili tercihlerini farklı siyasi partiler arasında dağıtamıyor. Bu nedenle tartışmayı “karma oy iyi midir, kötü müdür?” basitliğinden çıkarmamız gerekiyor.

Asıl mesele şudur: Seçim sistemi partinin iradesini mi öncelemelidir, seçmenin iradesini mi? Siz hangisini seçerdiniz?

Güçlendirmemiz gereken parti değil, seçmendir. Siyaset bilimi açısından güçlü siyasi partilere ihtiyaç bulunduğu doğrudur. Kurumsallaşmamış partilerin bulunduğu demokrasilerde kişiselleşme, popülizm ve siyasal istikrarsızlık gibi başka sorunlar ortaya çıkabilir. Dolayısıyla “partiler önemsizdir” diyemeyiz.

Ancak, partilerin güçlenmesi, seçmenin tercih alanının daraltılması pahasına gerçekleşmemelidir.

Temsili demokraside yetkinin kaynağı siyasi parti değildir. Yetkinin kaynağı halktır. Parti adayı gösterir. Seçmen karar verir. Seçilen milletvekili ise göreve başladığında yalnızca kendisini aday gösteren siyasi yapının değil, ülkenin temsilcisidir.

Bu sıralamayı tersine çevirdiğimiz anda demokrasinin ruhunda önemli bir değişiklik meydana gelir. Yurttaş, siyasetin sahibi olmaktan çıkarak siyasi organizasyonların önüne koyduğu seçeneklerden birini onaylayan kişiye dönüşmeye başlar.

Bence yukarıdaki cümleyi tekrar okuyun. En çok anlaşılması gereken budur. Kaygım da budur.

*

İnsanlar da zaten siyasi partilerin programları kadar düzgün çizilmiş kutular içerisinde düşünmezler. Bir konuda bir partiye, başka bir konuda diğerine yakın hissedebilirler. Bir partinin liderini beğenmeyip milletvekilini değerli bulabilir; başka bir partinin programına mesafeli dururken adaylarından birinin dürüstlüğüne güvenebilirler. Gerçek toplum böyledir.

Seçim sistemi de mümkün olduğunca bu gerçeği temsil etmelidir. Herhangi bir siyasi partinin güçlenmesine karşı olamayız. Fakat siyasette güçlenmesi gereken ilk aktörün kim olduğu konusunda tereddütümüz olmamalı. Cevap "seçmen"dir.

Ardından onun özgür iradesiyle seçtiği insanlar gelir. Siyasi partiler ise bu demokratik ilişkinin vazgeçilmez fakat araçsal kurumlarıdır. Bu nedenle mesele karma oyun ötesindedir. Mesele, nasıl bir demokrasi istediğimizdir. Partilerin bize kimi seçebileceğimizi daha fazla belirlediği bir demokrasi mi? Yoksa yurttaşın, “Ben seni partinin amblemi nedeniyle değil; düşüncene, liyakatine, karakterine ve yaptıklarına bakarak seçiyorum” diyebildiği bir demokrasi mi?

Tam da bu nedenle, Cumhurbaşkanı bu yasayı önünde bulduğunda kalemi hemen elime alığ imzalamalı mı? Yoksa bir kez daha konuşulsun, düşünülsün diye Meclis'e geri mi göndermeli?

Neticede siyasi partilerin değil, seçmenin iradesini mümkün olan en geniş biçimde koruyan bir seçim sistemi ortaya çıkmalıdır. KKTC Cumhuriyet Meclisi'nde bu olgunlukta bir ortak akıl beklemek de seçmenin lüksü olmamalıdır.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Dr. Ferhat ATİK yazıları