İnsan en çok kendisine geç kalıyor

Yayın Tarihi: 29/08/26 07:55
okuma süresi: 6 dak.

Bugün pazar… Haftanın biraz yavaşladığı, seslerin hafifçe çekildiği, insanın kendisiyle baş başa kalabildiği bir gün. Hiç değilse öyle olmasını umduğumuz bir gün.

Fakat dikkat ediyorum; artık dinlenirken bile acele ediyoruz. Bir kahveyi içerken başka bir işi düşünüyor, bir dostumuzu dinlerken telefona bakıyor, ailemizle otururken yarının telaşını yaşıyoruz.

Bedenimiz bir yerde, zihnimiz başka bir yerde… Kalbimizin nerede olduğunu ise çoğu zaman bilmiyoruz.

İnsan herkese yetişmeye çalışırken en çok kendisine geç kalıyor.

Bu, çağımızın en sessiz yorgunluğudur. Dışarıdan bakıldığında hayat devam eder.

İnsan çalışır, konuşur, güler, alışveriş yapar, seyahat eder, sorumluluklarını yerine getirir.

Fakat içindeki bir yer, uzun zamandır açılmamış bir oda gibi kapalı kalır.

Bazen gecenin bir vaktinde, bazen tanıdık bir şarkıda, bazen de beklenmedik bir sessizlikte o odadan hafif bir ses gelir:

“Ben hâlâ buradayım. Beni ne zaman hatırlayacaksın?”

Kendimizi hatırlamak, her şeyi bırakıp uzaklara gitmek değildir. Hayattan kaçmak hiç değildir.

Tam tersine, hayatın içinde gerçekten bulunabilmektir. İçtiğimiz suyun farkına varmak, karşımızdaki insanın gözlerine bakmak, bir ağacın gölgesinde birkaç dakika hiçbir yere yetişmemek… Bunlar küçük şeyler gibi görünür. Oysa insanın ruhu çoğu zaman büyük cevaplarla değil, küçük fark edişlerle iyileşir.
Çünkü ruh bağırmaz. Ruh, fısıldar. Onu duyabilmek için hayatın sesini biraz kısmak gerekir.

Bugün kendimize şu soruyu soralım: Ben en son ne zaman hiçbir şey yapmadan, hiçbir şey ispatlamadan, sadece kendim olarak oturdum?

Ne bir unvanla, ne bir başarıyla, ne bir başkasının hakkımdaki düşüncesiyle… Sadece ben olarak.
Çoğumuz kendimizi yaptığımız işlerle tarif ediyoruz. “Ben öğretmenim, yazarım, anneyim, babayım, yöneticiyim, öğrenciyim…” Bunların hepsi kıymetlidir. Fakat insan, üstlendiği rollerden daha fazlasıdır. Çünkü bir gün görevler değişir, çocuklar büyür, insanlar gider, alkışlar diner, makamlar başkasına kalır.

O zaman geriye şu soru kalır:

Bütün bunları yapan kişi kimdi?

İnsan bazen hayatını kaybetmez; hayatıyla arasındaki bağı kaybeder. Her şey yerli yerindedir ama hiçbir şey kalbine değmiyordur. İşte böyle zamanlarda yeni bir hayata değil, hayata yeniden bakmaya ihtiyacımız vardır.

Belki de huzur, hayatımızdaki bütün sorunların ortadan kalkması değildir. Huzur, sorunların arasında kendimizi kaybetmemeyi öğrenmektir. Fırtınayı durduramayabiliriz ama içimizdeki pusulayı koruyabiliriz. Her kapıyı açamayız ama hangi kapının önünde boşuna beklediğimizi fark edebiliriz.
Bazen bir insanın yıllarca taşıdığı yük, başına gelenler değildir; başına gelenlere verdiği anlamdır. Bir söz söylenmiştir, bitmiştir. Bir insan gitmiştir, uzaklaşmıştır. Bir hata yapılmış, üzerinden yıllar geçmiştir. Fakat biz o ânı içimizde yaşatmaya devam ederiz. Geçmiş çoktan gitmiştir ama biz onun nöbetini tutarız.
Affetmek bu yüzden önemlidir. Affetmek, yapılanı doğru bulmak değildir. Kendimizi, geçmişte kurulmuş bir mahkemenin salonundan çıkarmaktır. Çünkü bazı davalarda haklı çıkarsınız ama ömrünüzü kaybedersiniz.

Bugün belki kendimize küçük bir iyilik yapabiliriz. İçimizde taşıdığımız bir kırgınlığı hemen çözemesek bile onunla aramıza biraz mesafe koyabiliriz. “Evet, bu yaşandı. Beni incitti. Fakat hayatım bundan ibaret değil,” diyebiliriz.

İnsan, yarasından daha büyüktür. Yanlışlarından daha büyüktür. Başkalarının onun hakkında verdiği hükümlerden çok daha büyüktür.

Bir de kendimize karşı kullandığımız dile bakalım. Bir dostumuza söylemeyeceğimiz kadar ağır sözleri bazen kendimize söylüyoruz. “Yine başaramadım. Benden bir şey olmaz. Çok geç kaldım.” Oysa insan kendisini sürekli azarlayarak olgunlaşmaz. Kalp, hakaretle değil, merhametle terbiye olur.

Belki bugün aynaya baktığımızda kendimize şunu söylemeliyiz:

“Eksiklerim var ama ben eksiklerimden ibaret değilim. Yoruldum ama tükenmedim. Geciktim ama yol bitmedi.”

Çünkü yaşadığımız sürece hiçbir sahici başlangıç için bütünüyle geç kalmış sayılmayız. Bazen insanın hayatındaki en doğru kapı, bütün yanlış kapıları denedikten sonra açılır. Bazen kayıp sandığımız yıllar, bizi kendimize getiren uzun bir hazırlıktır.

Bu pazar kendimizden büyük kararlar beklemeyelim. Sadece biraz duralım. Telefonu bir kenara bırakalım. Sevdiğimiz birinin sesini gerçekten dinleyelim. Uzun zamandır aramadığımız birini arayalım. Bir fincan çayı acele etmeden içelim. Ve birkaç dakika içimizdeki o kapalı odanın önünde bekleyelim.
Belki içeriden bir ses gelecektir.

Belki uzun zamandır susturduğumuz kalbimiz bize hâlâ neyi sevdiğimizi, neye ihtiyaç duyduğumuzu ve hangi yükü artık taşımamamız gerektiğini söyleyecektir.

Unutmayalım: İnsan bazen dünyayı değiştiremez. Fakat dünyaya baktığı yeri değiştirebilir. Baktığımız yer değiştiğinde gördüğümüz hayat da değişir.

Bugün pazar…

Biraz yavaşlayalım. Biraz susalım. Biraz kendimize dönelim. Herkese yetişmek zorunda değiliz. Her şeyi bugün çözmek zorunda da değiliz.

Fakat artık kendimize daha fazla geç kalmayalım.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.