Cahillik böyle bir şey: 20 Temmuz'dan işte bu kadar anlıyorlar

Yayın Tarihi: 20/07/26 07:30
okuma süresi: 6 dak.

Böyle habercilik olmaz olsun.

Türkiye'de yayın yapan bir televizyon kanalının kullandığı manşetlere bakın:

“Kıbrıs’ta kıyamet kopacak.”

“Türk F-16’ları havalandı, 1974’ü unutmayın.”

“Türk ordusu sahaya indi.”

“Türk jetleri Kıbrıs semalarında.”

“Kaçacak hiçbir yerleri kalmadı.”

İnsan bu ifadeleri okuyunca ne zanneder? Kıbrıs’ta savaş başladığını, Türk ve Rum kuvvetlerinin karşı karşıya geldiğini, adanın yeniden ateş çemberine döndüğünü düşünür. Sanki uçaklar bir askerî harekât için havalanmış, sınır hattında çatışma çıkmış, insanlar sığınaklara koşuyormuş gibi bir atmosfer yaratılıyor.

Peki gerçekte ne olmuş?

Kıbrıslı Rumlar, 20 Temmuz dolayısıyla sınır hattında eylem düzenlemişler.

Bunda yeni olan nedir?

Kıbrıslı Rumlar, 1974’ten beri neredeyse her yıl 20 Temmuz’da protesto gösterileri düzenlerler. Onların tarih anlatısında 20 Temmuz bir travmayı, kaybı ve yerinden edilmeyi ifade eder. Bu yaklaşımı kabul edersiniz veya etmezsiniz; eleştirirsiniz, karşı çıkarsınız, başka bir tarih okuması ortaya koyarsınız. Fakat bunun yıllardır tekrarlanan bir protesto olduğunu bilirsiniz.

En azından habercilik yapıyorsanız bilmeniz gerekir.

Aynı şekilde 20 Temmuz, Kuzey Kıbrıs’ta resmî törenlerle kutlanır. Türkiye’den uçaklar gelir, devlet temsilcileri gelir. Türk Yıldızları veya Türk Hava Kuvvetlerine bağlı uçaklar gösteri uçuşları yapar. Askerî araçlar tören geçişine katılır. Bunlar da 1974’ten beri devam eden 20 Temmuz törenlerinin bilinen unsurlarıdır.

Yani bir tarafta her yıl yapılan protesto, diğer tarafta her yıl yapılan tören.

TV ise bu iki olağan ve yıllardır bilinen gelişmeyi alıyor, aralarına hayali bir savaş senaryosu yerleştiriyor ve izleyiciye “Türk jetleri Rumları kuşattı, kaçacak yerleri kalmadı” diye sunuyor.

Bu, habercilik değil. Olamaz.

Bu, ya Kıbrıs hakkında hiçbir şey bilmeden masa başında hikâye üretmektir ya da gerçekle ilgisi olmayan bir gerilim yaratarak insanları kışkırtmaktır. İkisinin de adı gazetecilik olamaz.

Eğer bu haberi hazırlayanlar, Kıbrıs’ta her 20 Temmuz’da askeri tören yapıldığını bilmiyorlarsa cahildirler. Eğer biliyor ve buna rağmen uçakların Rum göstericileri tehdit etmek için havalandırıldığı izlenimini yaratıyorlarsa yaptıkları şey açık bir provokasyondur.

Başka bir ihtimal yoktur.

Üstelik mesele yalnızca yanlış bir başlık atmak değildir. Kıbrıs gibi geçmişinde savaş, ölüm, göç, kayıp insanlar ve bölünme bulunan bir coğrafyada kullanılan her kelimenin ağır bir karşılığı vardır. Siz İstanbul’daki bir stüdyoda “Kaçacak hiçbir yerleri kalmadı” diye bağırdığınızda, bunu bir bilgisayar oyununun tanıtım cümlesi gibi kullanamazsınız.

Burada gerçekten kaçmak zorunda kalmış insanlar vardır. Evini terk etmiş Türkler vardır. Köyünden olmuş Rumlar vardır. Kayıp yakınlarının mezarını hâlâ bulamayan aileler vardır.

Toplu mezarlar, göç yolları, esir kampları, yarım kalmış hayatlar vardır.

Böyle bir adanın tarihini reyting uğruna savaş fragmanına çevirmek yalnızca mesleki yetersizlik değil, aynı zamanda ciddi bir vicdan problemidir.

Bu tür yayınların sonucu yalnızca yanlış bilgi değildir. İnsanlar korkutuluyor. Toplumlar birbirine karşı kışkırtılıyor. Türkiye’deki izleyici, Kıbrıs’ta yeni bir askeri kriz yaşandığını sanıyor. Kıbrıs’taki insanlar, kendileri hakkında masa başında üretilen düşmanlık dilini izliyor. Zaten kırılgan olan toplumsal ilişkiler, bağıran manşetlerle biraz daha zehirleniyor.

Sonra da adına “milli hassasiyet” deniyor. Hayır. Milli hassasiyet, yalan söyleme hakkı değildir. Vatanseverlik, gerçeği çarpıtma ruhsatı değildir.

Kıbrıs Türk halkını sevmek, Kıbrıs’ı bir savaş dekoru gibi kullanmak değildir. Tam tersine Kıbrıs’ı sevmek, burada yaşayan insanların güvenliğini, huzurunu ve geleceğini önemsemektir. Sürekli savaş çığırtkanlığı yapmak, Kıbrıs Türk toplumuna iyilik değil, kötülük etmektir.

Gazetecilik, olayları heyecanlı göstermek için gerçekleri parçalama sanatı değildir. Gazetecilik, olanı olduğu gibi aktarma sorumluluğudur.

Bir törene tören dersiniz. Bir protestoya protesto dersiniz.

Rutin bir uçuşu askeri operasyon gibi sunmazsınız. Her yıl gerçekleşen bir programı “Türk ordusu sahaya indi” diye pazarlamazsınız. Hele “Kaçacak hiçbir yerleri kalmadı” diyerek insanların ölüm ve savaş korkularıyla oynamazsınız. Televizyonculuk, ekrana büyük kırmızı harfler yerleştirip fonda savaş müziği çalmak değildir. Gazetecilik, bağırmak hiç değildir. Bilgi ister, tarih bilgisi ister, saha bilgisi ister, kaynak ister, akıl ister ve her şeyden önemlisi vicdan ister.

Bu ve benzeri yayıncılara çağrım açıktır: Kıbrıs’ı bilmiyorsanız öğrenin. Temsilciniz yoksa gönderin. Kaynağınız yoksa araştırın. Tarihten haberiniz yoksa okuyun. Ama kendi cehaletinizi haber, kendi hayalinizi kriz, kendi öfkenizi milliyetçilik diye insanlara sunmayın.

Kıbrıs’ta kıyamet kopmadı. Her yıl yapılan bir azınlık protestosu düzenlendi. Her yıl yapılan bir tören gerçekleştirildi. Türk uçakları, yıllardır olduğu gibi tören programı kapsamında Kıbrıs semalarındaydı. Kıyamet koparan tek şey, gerçeği savaş çığırtkanlığına dönüştüren o sorumsuz manşetlerdi.

Bir parça gazetecilik bilmiyorsanız, hiç değilse bir parça tarih öğrenin. Onu da yapamıyorsanız, bari bir parça vicdanınız olsun.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Dr. Ferhat ATİK yazıları