Bu yazıyı dilerim "ibretle" okursunuz
Barışın en büyük düşmanı "normalleşen aşırılıktır"
Kıbrıs'ta barış bazen sessizlikle karıştırılıyor. Oysa sessizlik, barış değildir. Silahların susması, zihinlerdeki savaşın da bittiği anlamına gelmez. Güney Kıbrıs'ta son on beş yılda yaşanan en önemli siyasal gelişmelerden biri, ELAM'ın sessiz ama istikrarlı yükselişidir.
ELAM (Ethniko Laiko Metopo), 2008 yılında kuruldu. Siyasi literatürde parti; aşırı sağ, ultramilliyetçi ve birçok akademik çalışma tarafından neo-faşist ya da neo-Nazi kökenli bir hareket olarak sınıflandırılıyor. Parti, uzun yıllar Yunanistan'daki Altın Şafak (Golden Dawn) hareketiyle ideolojik bağları nedeniyle tartışmaların merkezinde yer aldı.
Ancak asıl dikkat edilmesi gereken ideolojik tanımlar değil. Asıl mesele rakamlardır. Çünkü siyaset, en çok sandıkta büyür.
- 2011 seçimlerinde ELAM yaklaşık dört bin oy aldı ve parlamentoya giremedi.
- 2016'da ilk kez parlamentoya iki milletvekili soktu.
- 2021 seçimlerinde oy oranını yaklaşık yüzde 6,8'e çıkararak dört milletvekiline ulaştı.
- 2024 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde yüzde 11,19 oy alarak Avrupa Parlamentosu'na temsilci gönderdi.
- 2026 parlamento seçimlerinde ise yaklaşık yüzde 11 oy ve sekiz milletvekili ile Güney Kıbrıs'ın üçüncü büyük siyasi gücü haline geldi.
Bu tablo tesadüf değildir. Bu, neredeyse her seçimde büyüyen istikrarlı bir eğridir.
Eğer yalnızca matematik konuşacak olursak, son on yıldaki artış temposu korunursa ELAM'ın bir sonraki seçimde yüzde 13-15 bandına, onu izleyen seçimde ise yüzde 16-19 bandına ulaşması istatistiksel olarak mümkündür. Bu bir tahmin değil; geçmiş eğilimlerin doğrusal ve ihtiyatlı biçimde geleceğe yansıtılmasıdır. Gerçek sonuçlar ekonomik krizler, göç, yeni partilerin ortaya çıkması, lider değişimleri ve uluslararası gelişmeler nedeniyle çok farklı olabilir.
Ama tam da bu nedenle alarm zilleri çalmalı. Çünkü aşırı sağ hareketler yalnız oy toplamaz. Merkezi siyaseti de kendilerine benzetmeye başlar. Diğer partiler onların seçmenini kaybetmemek için daha sert söylemler üretir.
Daha fazla milliyetçilik... Daha fazla kutuplaşma... Daha az uzlaşma... Ve en sonunda toplumun tamamı biraz daha geriye çekilir.
Avrupa bunun örnekleriyle dolu.
Kıbrıs ise bunun bedelini zaten bir kez ödedi. Türkler de ödedi. Rumlar da ödedi.
Bu adanın mezarlıkları hangi dilde konuşulduğunu sormuyor.
1974'e giden süreçte yaşanan acılar, yalnızca tarihin sayfalarında kalmış olaylar değil. Türk toplumunun hafızasında saldırılar, kuşatmalar ve kayıplar; Rum toplumunun hafızasında ise savaşın ve yerinden edilmenin acıları yaşamaya devam ediyor. Bu nedenle geçmişin korkularını yeniden siyasal sermayeye dönüştüren her hareket, hangi tarafta olursa olsun, ortak geleceği zayıflatır.
Bugün Kıbrıs'ta yaşayan gençler savaş görmedi. Bu büyük bir şanstır. Fakat savaş görmemiş olmak, savaşın yeniden üretilemeyeceği anlamına gelmez. Savaş bir gecede başlamaz. Önce kelimelerde başlar. Sonra sloganlarda. Sonra miting meydanlarında. En sonunda insanlar birbirlerini yeniden yalnızca kimliklerinden ibaret görmeye başlar. İşte en tehlikeli eşik budur.
ELAM'ın yükselişi yalnızca Türk toplumunu ilgilendiren bir mesele değildir. Belki de en çok Rum toplumunu ilgilendirir. Çünkü demokrasi önce kendi içindeki aşırılıklarla sınanır. Gerçek vatanseverlik, komşusundan nefret etmek değildir. Gerçek vatanseverlik, çocuklarına korkmadan yaşayabilecekleri bir ülke bırakabilmektir.
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni gerçekten seven Rum siyasetçilerin ve sivil toplumun önündeki en büyük görev de budur. Aşırı sağın büyümesini yalnızca seçim gecesi konuşmak yetmez. Onu besleyen nedenlerle yüzleşmek gerekir.
Ekonomik güvensizlik... Göç korkusu... Kurumlara duyulan öfke... Yolsuzluk algısı... Kimlik kaygıları... Ve çocuk yaştan tbaren yerleştirilen Türk düşmanlığı...
Bunlar çözülmezse aşırı sağ yalnızca parti değiştirecek, ama varlığını sürdürecektir. Nitekim analistler de son seçimlerde protesto oyları, yolsuzluk algısı ve ekonomik sıkıntıların ELAM'ın yükselişini besleyen önemli etkenler arasında olduğunu değerlendiriyor.
Biz Kıbrıslı Türkler için de çıkarılacak ders aynıdır. Korku üzerine siyaset kuran herkes, bir gün korkunun esiri olur. Nefret üzerine siyaset kuran herkes, sonunda kendi toplumunu da yalnızlaştırır. Bu ada artık yeni bir kahramanlık hikâyesine değil... Yeni bir birlikte yaşama kültürüne ihtiyaç duyuyor.
Çünkü gerçek zafer, karşı tarafı susturmak değildir. Gerçek zafer, çocukların hangi tarafta doğduklarını bilmeden büyüyebilecekleri bir Kıbrıs bırakabilmektir. Barışın düşmanı farklı halklar değildir. Barışın gerçek düşmanı, farklı halkların birlikte yaşayamayacağına insanları ikna etmeye çalışan siyasetlerdir.
Ve o siyaset, hangi bayrağı taşırsa taşısın... Kaybedeni daima Kıbrıs olur.
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.