Çağ yorgunluğu
İnsan yaş aldıkça, dünyanın ağırlığı azalmaz; aksine, daha ince bir yerden hissedilmeye başlar. Gençken gürültü sandığımız şeylerin, aslında derin bir dağınıklık olduğunu sonradan anlarız. Ve belki de en çok bu yüzden, insan yaş aldıkça dünyevi meselelerdeki kırılganlığı artıyor. Mesela ülkemde olup bitenlere, basiretsizlik ve başarısızlıklara, her türden yönetim noksanlıklarına karşı daha bir hassas oluyor insan. Çünkü artık mesele sadece “olan” değildir; mesele, olanın ruhumuzda açtığı gediktir.
Bir haber başlığı, bir açıklama, bir suskunluk… Hepsi birer işaret gibi düşer insanın içine. Eskiden geçip giden şeyler, şimdi kalır. Çünkü insan, yaş aldıkça sadece bilgi biriktirmez; aynı zamanda anlam biriktirir. Ve anlam arttıkça, tahammül azalır. Bu, bir zayıflık değil; aksine, hakikate yaklaşmanın bir bedelidir.
Tabi ben tasavvufçuyum. Tüm bunlardan soyunup, başka bir gözle hayatın sınavlarına bakmayı tercih ederim. Çünkü tasavvuf, görünenin ötesine bakmayı öğretir. Gürültünün ardındaki sessizliği, karmaşanın içindeki ilahi düzeni, kırılmanın içindeki hikmeti… Ama işte, insan ne kadar derinleşirse derinleşsin, bu dünyada yaşadığı gerçeğini inkâr edemez.
Ve buna rağmen kulağına üflenen, gözüne çarpan şeyler seni üzer. İçinde yaşadığın toplum, içinde yaşadığın çağ seni üzer. Çünkü insan sadece kendi kalbiyle yaşamaz; içinde bulunduğu zamanın da taşıyıcısıdır. Çağın yükü, en çok hassas kalplerde ağırlaşır.
Bugün yaşadığımız şey belki de tam olarak bu: Kalbin incelmesiyle dünyanın kabalaşması arasındaki gerilim. Bir yanda daha çok görmek, daha çok anlamak, daha çok hissetmek… Diğer yanda daha çok gürültü, daha çok yüzeysellik, daha çok savrulma. Bu iki uç arasında kalan insan, ister istemez kırılganlaşır.
Fakat burada ince bir sır var: Bu kırılganlık, insanı dağıtmak için değil, toparlamak içindir. Çünkü tasavvufun diliyle söyleyecek olursak; kalp ne kadar kırılırsa, o kadar geçirgen hale gelir. Ve o geçirgenlikten hakikat sızar.
Belki de mesele, dünyanın düzelmesini beklemek değildir. Belki mesele, dünyanın içinde bozulmadan kalabilmektir. Gördüğüne üzülmek ama gördüğünle kirlenmemek… Bilmek ama öfkelenmemek… Hissetmek ama kaybolmamak…
İşte asıl imtihan burada başlar.
İnsan yaş aldıkça, dünyanın ağırlığını değil; kendi kalbinin hassasiyetini taşımayı öğrenir. Ve belki de en büyük olgunluk, bu hassasiyeti kaybetmeden yaşayabilmektir. Çünkü bu çağda kalbini koruyabilen insan, aslında her şeyi korumuştur.
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.