Bayram'da Kerbelâ'yı hatırlamak!

Yayın Tarihi: 20/03/26 03:36
okuma süresi: 4 dak.

 

Kerbelâ, sadece bir tarih değil; bir bilinçtir. Bir kırılma, bir aynadır. O aynaya her baktığımızda aynı soruyla yüzleşiriz: Hakikatin yanında mıydık, yoksa onu yalnız bırakan kalabalığın içinde mi?

680 yılında yaşanan Kerbelâ hadisesi, salt bir iktidar mücadelesi değildir. Bu olay, İslâm’ın özüne karşı yapılan en büyük iç ihanetlerden biridir. Hz. Hüseyin’in karşısında duranlar yalnızca bir ordu değildi; aynı zamanda korkunun, çıkarın ve suskunluğun kurumsallaşmış hâliydi. Daha acı olan ise şudur: Bu ihanet, dışarıdan değil içeriden geldi. İslâm’ın içinden, Müslüman görünen ama hakikati terk etmiş bir zihin tarafından.

Bugün de değişen pek bir şey yok.

Kerbelâ’da Yezid’in ordusu neyi temsil ediyorsa, bugün de benzer zihniyetler farklı isimlerle, farklı sistemlerle varlığını sürdürüyor. O gün susanlar, bugün de susuyor. O gün çıkarını hakikatin önüne koyanlar, bugün de aynı refleksi sergiliyor. İsimler değişiyor, coğrafyalar değişiyor ama zihniyet aynı kalıyor.

İslâm tarihi boyunca en büyük zarar dış düşmandan değil, içerideki sahte temsilcilerden gelmiştir. Emevîleşme süreciyle birlikte din, bir yönetim aracına dönüştürüldü. İslâm’ın adalet, merhamet ve tevhit temelli yapısı; sarayların, tahtların ve politik hesapların gölgesine itildi. Bu, yalnızca bir tarihsel süreç değil, aynı zamanda bugüne uzanan bir kırılma hattıdır.

Bugün İslâm’ın dünya sahnesindeki algısı neden bu kadar problemli? Çünkü İslâm, hâlâ politik bir araç olarak kullanılmaya devam ediyor. Din üzerinden güç devşiren yapılar, hakikati temsil etmek yerine onu manipüle ediyor. Bu durum, İslâm’ı hem içeride bölüyor hem de dışarıda hedef hâline getiriyor.

Batı’nın İslâm’a yönelik stratejik yaklaşımını anlamak için de bu iç kırılmayı görmek gerekir. Bölünmüş, parçalanmış, kendi içinde çatışan bir İslâm dünyası, dış müdahaleye açık hâle gelir. Nitekim tarih boyunca bu böyle olmuştur. Haçlı Seferleri’nden modern jeopolitik müdahalelere kadar birçok süreçte, içerideki dağınıklık dış müdahaleyi kolaylaştırmıştır.

Ancak burada asıl sorumluluk yine içeridedir.

Sahte dindarlık, en tehlikeli maskedir. Çünkü hakikatin dilini kullanır ama onu temsil etmez. Kerbelâ’da suyu kesenler de namaz kılıyordu. Ama onların secdesi, adaleti değil iktidarı besliyordu. İşte bugün de benzer bir durum söz konusu. Dini söylemlerle güç üreten ama adalet üretmeyen yapılar, İslâm’a en büyük zararı veriyor.

Kerbelâ’yı anlamak, sadece yas tutmak değildir. Kerbelâ’yı anlamak, tarafını belirlemektir. Her çağın bir Hüseyin’i ve bir Yezid’i vardır. Ve her insan, farkında olarak ya da olmayarak birinin safında durur.

Bugün İslâm dünyasının en büyük ihtiyacı, yeni bir bilinçtir. Politik çıkarların değil, hakikatin merkezde olduğu bir duruş. Aksi hâlde Kerbelâ sadece geçmişte kalmış bir trajedi değil, sürekli tekrar eden bir döngü olarak varlığını sürdürmeye devam edecektir.

Soru hâlâ aynı: Hakikatin yanında mıyız, yoksa onu yalnız bırakan kalabalığın içinde mi?
Bu acı günlerde, Müslüman'ın kalbi kırık ama İslâm asla umutuz değil.
Allah umudun kendisidir. Nurunu bizzat kendisi tamamlayacaktır. 

Bayram huzur ve barış getirsin.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Dr. Ferhat ATİK yazıları